AYREON'dan Arjen LUCASSEN
Tarih: 10.05.2005 Saat: 19:11
Konu: Progressive


Progressive rock ve metali senfonik öğelerle besleyen, kadrosuna çoğumuzun hayal gücünün bile almayacağı inanılmaz yetenekli ve önemli isimleri katmakta hiç zorlanmayan Ayreon grubunun İsveçli bestecisi, söz yazarı, prodüktörü, gitaristi, klavyecisi, basçısı, kısacası her şeyi Arjen Lucassen ile bence şu ana dek 2004'ün en iyi albümü olan The Human Equation hakkında konuşurken, laf lafı açtı ve ortaya çok güzel bir röportaj çıktı. Progressive müzikle ilgilenmeyenler bile bu röportajda ilgilerini çekecek çok şey bulacaklar.


-Merhaba Arjen, nasılsın? Az önce yeni Ayreon albümü The Human Equation'u dinledim. Albümün promosyon çalışmaları yüzünden çok yoğunsun sanırım?

-Evet gerçekten çok yoğunum. Albümün çıkmasına henüz iki hafta var, ama şimdiden röportajlara başladım ve günde 5 röportaj yapıyorum, bazen oldukça yorucu olabiliyor.

-5 röportaj mı? ZOR bugün senle röportaj yapan kaçıncı dergi peki? Umarım son değilizdir. Seni çok fazla sıkmayalım ama çok sorumuz var ona göre.

-(Gülüyor) Yok, siz bugün röportaj yaptığım üçüncü dergisiniz. Albüm çıktıktan sonra günde 10-12 röportaj yapıyor olacağım, o yüzden sorun yok. [Arjen'in yaptığı röportajların sayısı albümün çıkışından bir ay sonra toplamda bini geçti ve şu anda hala yoğun şekilde röportajlara devam ediyor. -MB] En azından İngilizce konusunda bir problem yaşamayacak oluşum beni sevindirdi. Az önce İspanya'daki bir dergiyle röportajım vardı ve anlaşmakta zorluk çektim. O yüzden ne zaman ana dili İngilizce olmayan bir ülkeyi arasam ilk başlarda tedirgin oluyorum. Birbirimizin söylediklerimizi iyi anlamamız çok önemli çünkü.
-Ayreon'un tek sorumlusu olarak röportaj yaptığın herkesten birbirinin aynısı onlarca soru duymak seni rahatsız ediyor mu? Daha önce Türkiye'den bir dergiyle söyleşin oldu mu bilmiyorum ama, ben sorularımı Ayreon'u derinlemesine tanıtacak şekilde hazırlamıştım.

-Birbirine benzer sorular hep oluyor, ama bana göre her röportaj kendi içinde bir özellik taşır. Şu anda olduğu gibi lafın lafı açtığı röportajlar yapmayı çok seviyorum ben.

-Elektronik posta yoluyla röportaj yapmayı kabul etmemenin nedeni de bu mu?

-Evet, elektronik postadaki soğukluk bana ters geliyor. İlk albümden sonra bu tür birkaç röportaj yaptım ama istediğim mesajı karşı tarafa yeterince iletebildiğimi sanmıyorum. Adam mail atıyor ve ilk soruda diyor ki, "Ne tür sözler yazıyorsun?". Bu tek satırlık soruya oturup 20 satırlık cevap verdikten sonra, illa ki bu söylediklerim üstüne bir yorum bekliyorum. Ama ikinci soruya geçtiğimde olayın tamamen değiştiğini görüyorum. Adam bu sefer, "Albümde kimler çaldı?" diye soruyor. Bu çok soğuk bir iletişim tarzı. O yüzden yıllardır elektronik postayla röportaj yapmıyorum. Telefonda bile olsa karşıdaki kişiden bir tepki alabilmek çok önemli benim için.

-Peki, The Human Equation'dan başlayalım o zaman. Albüm henüz çıkmadı ve o yüzden albüm hakkında başkalarının yorumlarını bilmesem de iddialı bir şey söylemek istiyorum. İlk albümün The Final Experiment'i (TFE) dinledikten sonra bir sürü Ayreon albümü, Star One projesi, Ambeon projesi, daha önceden içinde bulunduğun Vengeance ve Bodine grupları var ki, bir daha TFE kalitesinde bir işe imza atabileceğini sanmıyordum. Ama sanırım The Human Equation (THE) kariyerinde yeni bir devrim olacak.

-Bu yorumu duymak ne kadar güzel. Ben hala THE hakkında objektif bir değerlendirme yapamıyorum. Çünkü albümü son 2 yıldır yazıyorum ve bu projeye o kadar eğildim ki, tarafsız bakabilme şansımı kaybettim. O an yazarken, çeşitli vokalistler ve enstrüman çalan müzisyenlerle çalışırken şarkıda o rifi, o melodiyi veya o sözü o şekilde yapmak istemeseydim yapmazdım. O an her şey nasıl olmalıysa, en güzeli nasıl olacaksa öyle kaydettim. Dolayısıyla şu anda albümde en küçük bir pişmanlık söz konusu değil. Yaptığım işleri zor beğenen biri olduğumdan The Human Equation hakkında fikrimin değişip değişmediğini görmek için en az 1 yıl geçmesi lazım.

-Benim aklıma ilk gelen şey, THE'nin Pain of Salvation - Remedy Lane'den bu yana yapılan en iyi progresif albümü olduğu.

-Bu da çok güzel bir iltifat. Umarım albüm çıktıktan sonra diğer dinleyiciler de senin beğendiğin kadar beğenirler. [THE şimdiden Arjen Lucassen'in en iyi satış yapan albümü olmayı başardı ve Rock Hard dahil birçok metal dergisinde ayın albümü oldu. Prog World sitesi tarafından da son yılların en iyi çalışması olarak nitelendirildi.

-Albümün kadrosuna gelirsek, bu sefer hiç denemediğin bir şey denedin ve daha önce hiç beraber çalışmadığın vokalistlere yer verdin. Bunun özel bir nedeni var mıydı?

-Ayreon ilk 3 albümünü yaptıktan sonra Dream Theater, Symphony X ve Shadow Gallery gibi prog metalcilerin sıkça dinlediği grupların fanları tarafından bile tanınmıyordu. Ben ilk 3 albümümden sonra Universal Migrator double CD'siyle daha büyük kitlelere açılabildim, daha doğrusu Hollanda dışına çıkmayı başardım. O albümleri alıp dinleyenler Ayreon'un geçmişinde 3 albümü olan bir proje, benim de 1970'lerden beri müzik yapan bir müzisyen olduğumu bilmiyorlardı. Universal Migrator albümleri gösterdi ki, eğer kadronda heavy metalin önemli isimleri olursa, insanların dikkatini bir şekilde çekiyorsun...

-Aslında ben en bilinen Flight of the Migrator CD'sini Bruce Dickinson ve Russel Allen'e rağmen en az dinlediğim Ayreon albümü olarak değerlendiriyorum. Bu çok üzücü. Eski albümlerindeki potansiyelin ıskalanmış olması yani.

-Ne demek istediğini biliyorum. İki farklı hayran grubum var benim. Birincisi en başından beri beni takip edip destekleyen o küçük grup, ikincisi ise Migrator'lar ile Ayreon'u tanıyan ve bu ismin yayılmasına katkıda bulunan büyük grup. Onların arasında hala TFE veya Electric Castle'i hiç dinlememiş olanlar var.

-Yani THE'ye kadarki en iyi iki albümünü?

-(Gülüyor) Sen ilk grubuma dahil olan hayranlarımdansın ama evet Electric Castle şimdiye kadar Ayreon adıyla yaptığım en mükemmel albümdü. Az önceki soruna gelirsek, Human Equation'da daha önce kadromda yer vermediğim vokalistlere yer verdim, çünkü amacım eski başarılarıma yaslanmadan, şimdiye kadar girmediğim yeni açılımlara girebilmekti. Bunu yapabilmenin tek yolu yeni vokalistlerle çalışmaktan geçiyordu.

-Russel Allen ve Damian Wilson gibi son çalışmalarında hep yanında olan ve prog dinleyen herkesin saygı duyduğu vokalistlerden vazgeçmek zor olmadı mı peki?

-Çok zor oldu, hem de çok zor. Russel bence dünyanın en iyi vokallerinden biri. Onunla Migrator ve Star One albümlerinde çalışırken çok güzel duygular yaşadım. Damian Wilson'u ise zaten biliyorsun. İlk günden beri yanımda olan vokalistlerden biri çünkü.

-Birçok Ayreon fanı neden Damian için bir ayrıcalık yapmadığını merak ediyor.

-He he, evet. Bir ayrıcalık söz konusu olsaydı, bunu Damian için kullanırdım. Ama THE için bir karar vermiştim ve onu uygulamalıydım.

-Star One projesinde hem Damian hem de Russel olağanüstü bir iş çıkardılar. Albümün son dönem Ayreon CD'lerine göre daha sert olması yanında, kadroda Dan Swanö olması o albümü daha da özel yapıyor.

-Dan inanılmaz yetenekli bir müzisyen. Çalamadığı enstrüman yok. Stüdyoma ilk geldiğinde davul çaldı, bas çaldı, lead gitar çaldı. Onun kadar çok yönlü bir müzisyenle daha önce hiç karşılaşmamıştım.

-Dan bence şu anda prog müzikteki en iyi üç vokalden biri. Diğer bir tanesi de Devin Townsend, ki onunla da bu albümde çalıştın. Şimdi geriye sadece üçüncü vokalist kaldı? (Gülüşmeler)

-Kim peki o? (Gülüyor)

-Daniel Gildenlöw. Pain of Salvation'dan. Ne düşünüyorsun Daniel ve POS hakkında?

-Hımmm. Tamam bunu tahmin etmeliydim. Daniel, yeni albümde çalışmak istediğim vokalistler listesinin en tepesindeydi. İnanılmaz bir sese ve yeteneğe sahip. Ama THE oluşurken ona uygun bir rol bulamadım ve istemediğim bir karakterin yerine de Daniel'i davet etmek bana doğru gelmedi. Pain of Salvation şu anda dünyanın en özgün gruplarından biri.

-İlerleyen zamanlarda beraber çalışmayı düşünür müsün peki Daniel Gildenlöw ve Dan Swanö'yla?

-Çok isterim. Dan'ın da sesi ve yorumu eşsiz. Çok karanlık ve çok derinden gelen tok ve kuvvetli bir ses.

-Diğer mucize vokalist Devin Townsend'i ise THE'ya dahil etmeyi başardın. Takip ettiğime göre bunu başarmak biraz zor oldu ve Devin kendi söz ve melodilerini yazmaması halinde vokal yapmak istemediğini söylemiş. Bu doğru mu?

-Evet bu doğru. Devin Townsend'la 2001 yılından beri çalışmak istiyordum ama son albümüyle öyle meşguldü ki bunu erteledim. Daha sonra da turneye çıktı hem solo albümü hem de Strapping Young Lad ile ve bir türlü kendisine ulaşmak mümkün olmadı.

-Peki nasıl ulaştın Devin'e? Onu bu kadar ısrarla istemenin nedeni neydi?

-Devin'i ilk Terria albümüyle keşfettim. Inside Out bana düzenli olarak çıkan bütün yeni albümleri gönderir. Bunun dışında başka gruplardan ve hayranlarımdan da albümler alırım. Vokalistlerimi bu şekilde seçerim ben. Neyse Devin olayında elime 20-25 tane albüm geçmişti ve ben hep albümleri arka arkaya playerıma takıp dinlerim. Genelde kimin hangi grup olduğuna dikkat etmem. Dinlerken ya şarkı yazarım ya da stüdyomda çalışırım. Oturup tüm dikkatimle albüm dinlediğim çok nadirdir. O gelen albümler arasında Terria da vardı ve ne zaman sıra o CD'ye gelse "Recycle...Recycle!" [Arjen Terria'dan "Earth Day" şarkısının vurucu nakaratını beni bile şaşırtacak bir güzellikte söylemeye başlıyor. -MB] bölümünde yaptığım iş ne olursa olsun, masadan kalkıp playerıma yönleniyordum. Her defasında bu adam kim, diye merak ediyordum. Sonunda gelen diğer 20 CD'yi bir kenara bırakıp sadece Terria'yı dinlemeye başladım. Albümün bir kopyasını arabama, bir kopyasını da evime *****ürdüm. Devin'i daha önce Steve Vai ile yaptığı albümden tanıyordum ama bağımsız bir müzisyen olduğu için benimle çalışacağından şüpheliydim.

-Ama başardın? Nasıl oldu tam olarak?

-Şirket sayesinde kendisiyle temasa geçtim. Albümümü ve konsepti anlatan ayrıntılı bir mail attım kendisine. 3 ay hiç cevap gelmedi. Sonunda bana teşekkür etti ve bana artık başkalarının albümlerinde vokal yapmak istemediğini, çünkü Steve Vai ile 1991 yılında yaptığı ortak çalışma yüzünden bazı kimselerin kendisine hala "Vai'in vokalisti" etiketini yapıştırdıklarını söyledi. Ben de bunun üzerine kendisine bir daha mail attım ve isterse kendi melodilerini ve konsepte göre kafasında yarattığı kendi sözleri yazabileceğini söyledim.

-Devin kayıtları seninle beraber aynı stüdyoda yapmayan tek vokalist oldu değil mi?

-Evet. Devin kayıtları kendi stüdyosunda yaptı. Miks ve prodüksiyonu da kendisi yaptı [her albümünde olduğu gibi.] ve daha sonra bana bandı postaladı.

-Devin'in yazdığı sözler de kolayca albümde senin sözlerinden ayrılıyor. Terria'yı andıran sözler var.

-İlk başta bana da garip geldi ama bu onu çok özgün kılıyor. Vokal tarzından, sözlerine ve en önemlisi anormal prodüksiyon tekniğine kadar inanılmaz bir sanatçı Devin.

-Peki kayıtlarını ilk dinlediğinde ne hissettin? Kendisine söylemiş miydin nerde normal vokal, nerede brutal vokal istediğini?

-Devin'e şarkının hangi bölümünü nasıl kaydeceğini söylemedim, sadece "Loser" şarkısının sonuna anormal bir çığlık aradığımı ve o çığlığı da sadece Devin'in atabileceğini söyledim kendisine. Diğer çoklu vokaller ve tabaka halindeki melodiler tamamen onun eseriydi. Devin'in gönderdiği paket elime geçince nedense çok heyecanlandım. Hemen stüdyoma gidip bandı dinledim ve şok oldum. "Loser"ın sonundaki vokal çığlığını defalarca dinledim ve hala inanamıyorum. Devin'in bile böyle bir şey yapabileceğini sanmıyordum.

-Fikirlerini Devin'e söyledin mi peki?

-Söyledim tabi. Dinler dinlemez telefon açtım ve düşüncelerimi anlattım. İlk başta o kadar şaşırdı ki, hatta panik bile oldu. Sonra benim heyecanımın negatif bir heyecan değil, memnuniyet dolu olduğunu anlayınca rahatladı. Albümde az yer almasına rağmen süper bir iş çıkardı.

-THE'da rolü az olan bir diğer vokalist de Shadow Gallery'den Mike Baker. Neden bilmiyorum ama şarkıyı söyleme tarzı bana Alice Cooper'ı anımsattı. Böyle düşünen başka kimse yoktur herhalde.

-O şarkıda vermek istediğimiz en önemli duygu buydu zaten. Ben de, Mike da fanatik derecede Alice Cooper hayranıyız. 13 yaşındayken Alice dinler ve kendimden geçerdim. Mike'la en önemli ortak noktamız da Alice. Bir gün telefonda konuşurken Mike bana hayatında en çok istediği şeylerden birinin Alice Cooper tarzı bir müzikalde vokal yapmak olduğunu söylemişti. Alice'in 70'lerdeki albümlerini dinlediysen ordaki çalışmaları çok teatraldir. Mike'ın THE'da üstlendiği rol de acımasız baba karakteriyle çok uyuşuyor. O bölümü yazarken aslında aklımda Alice Cooper vardı ama onun gibi bir rock starı bir Ayreon projesine getirmek imkansızdan da öte. O yüzden hemen Mike'ı aradım ve durumu anlattım. Çok ilgilendi ve stüdyosunda parçayı kaydetti. Devin'ın haricinde Mike da benimle yan yana değildi. Kendisini 6 yıldır tanıyorum ama hala yüz yüze görüşemedik. Dünyadaki en iyi arkadaşlarımdan birini hiç görmemiş olmak ilginç bir duygu.

-Mike'ın Alice Cooper hayranı olduğunu bilmiyordum. Gerçekten o şarkıyı Alice Cooper'ın söylediğini iddia etseydin kimse itiraz edemezdi. Ama Alice'le çalışmak neden bu kadar zor? Sen Iron Maiden, Helloween ve Marillion gibi grupların vokalistleriye çalışmış bir adamsın.

-Alice Cooper çok ayrı bir boyutta. Gerçek bir rock star o. Elbette Bruce, Andi veya Fish benim için çok önemli adamlardı ama bazıları vardır onlara ulaşmak gerçekten imkansızdır.

-Alice Cooper dışında kimler mesela?

-Ronnie James Dio ve David Gilmour ilk aklıma gelenler. Paul McCartney mesela. Alice Cooper da onların arasında benim için ama bu adamlara bırak teklif *****ürmeyi, ulaşabilmek bile imkansız. Ben 30 yıldır çok büyük çabalarımla ancak tanışma şansı elde ettim. Ama "benim Ayreon diye bir projem var, bana vokal yapar mısın?" diyecek yakınlığı bulamadım.

-Dio'nun ikili ilişkilerde hep alçak gönüllü olduğunu okuyorum ben. Onunla tanışabildin mi?

-Evet Ronnie'yle tanıştım ve gerçekten çok komikti. Onun boyu çok kısa, benimki de çok uzun olduğundan [Arjen'in boyu 2 metre. -MB] o benim dizlerime geliyordu ve konuşmak için oturmam gerekiyordu (gülüşmeler). Gerçekten Ronnie çok iyi bir insan ve bu saydığım adamlar arasında teklifte bulunma cesaretini gösterebildiğim tek idolum.

-Peki ne dedi Dio? Kabul etmedi mi?

-Aslında çok ilgilendi. Bana özel email adresini bile verdi ve bunu konuşalım dedi. Ben de bir kaç zaman sonra kendisine mail atıp benimle çalışır mısın diye sordum ama hiç cevap gelmedi. Bir kaç ay sonra yine mail attım ve bu sefer daha fazla para önerdim ama yine cevap gelmedi. Aynı şeyi daha fazla parayla yine denedim ve sonunda menejerinden yanıt geldi. Dio'nun şu günlerde Hear'N'Aid projesi yüzünden bir takım endişeleri olduğunu ve beraber çalışmanın şu aşamada zor olduğunu söyledi bana.

-Hear'N'Aid bir yardım projesi değil miydi? Ne gibi sorunlar olabilir ki?

-Evet ama sonuçta kadroda çok büyük isimler vardı [Geoff Tate, Don Dokken, Yngwie Malmsteen, vb. -MB] ve o projede bile sorunlar çıkmış. Yine de belki ileride Dio'yla beraber bir şeyler yapabiliriz. Ama hiç ulaşılamayan kişiler de var. Örneğin bir rastlantı sonucu Paul McCartney'in menajerine ulaşıp kendisine birkaç tane Ayreon albümü vermeyi başarmıştım. Menajeri bana gülerek "Paul'e günde bunun gibi 50 tane proje teklifi geliyor ve çoğunu kabul etmiyor" demişti.

-Vay be...

-Evet bunlar dediğim gibi çok büyük starlar. Onlar kabul etseler bile muhtemelen param yetmez getirmeye.

-Yine de onca müzisyenle çalışabiliyorsun, nasıl karşılıyorsun o kadar masrafı?

-Sadece vokalistleri getiriyorum ben. Klavyeleri, bas ve gitarları kendim çalıyorum. Şarkıları kendim yazıyorum, düzenlemeleri ve prodüksiyonu ben yapıyorum. Albümden elde ettiğim geliri de vokalistlere veriyorum.

-Sırf bu işten para kazanmak için seninle temasa geçenler olmuyor mu peki?

-Oluyor tabii ama benimle sadece para kazanmak için çalışmak isteyenlerle çalışmıyorum. Her şeyden önce müziğime inanması gerek, yoksa ortaya çıkan eser samimi olmaz. Dio, David Gilmour ve Alice Cooper sadece para için kabul etseler onları kabul ederim tabii. (gülüyor)

-O kadar çok seviyorsun yani?

-Heavy Metal'de 'idol' tabiri varsa Alice Cooper benim idolümdür. Yeter ki benimle çalışmayı kabul etsin, sebebi sırf para olsa bile.

-Peki seninle sadece para için çalışmak isteyen vokalistler olduğunu hiç anladın mı? Bu durumda adamlara "senden vazgeçtim" demek zor olmuyor mu?

-Bir kere ben bu vokalistlerle anlaşmadan önce her biriyle en az 2 yıl konuşuyorum email ve telefon yoluyla. Hemen duyup sesini beğendiğim vokalistleri davet etmiyorum stüdyoma. Eğer çok büyük bir vokalist değilse tabi. Örneğin sadece para için benimle çalışmak isteyen biri vardı. Black Sabbath'ın üçüncü vokalisti Tony Martin. Ne zaman telefonda konuşsak, Tony lafı paraya getiriyordu. İlk başlarda bunu onun Sabbath vokalisti olmasına bağladım ama zamanla benim müziğimi hiç önemsemediğini hissettim ve kendisine teşekkür ettim. Yoksa bu albümde vokal yapacaktı.

-Çok ilginç. Bu kadar açık sözlü olduğunu bilmiyordum. Bu röportajları okuyan birilerinin bunu Tony Martin'e iletmesinden çekinmiyor musun?

-Hiç çekinmiyorum. Ben bugüne kadar röportaj yoluyla kimseyle tartışmadım ama bu Tony Martin olayı gerçektir. Tony inanılmaz bir vokalist ama bir Dio veya Davil Gilmour da değil. Aynı şeyi Fish de yaptı bana.

-Nasıl yani? Electric Castle'da Fish'in performansı çok iyiydi.

-Performansında problem yoktu. Zaten olsaydı onunla sırf Marillion vokalisti diye çalışmazdım. Sorun şuydu, Fish proje tamamlandıktan 2 yıl kadar sonra bir röportajında Ayreon'la ilgili bir soruya "o albümün çok saçma bir konsepti vardı, sözleri berbattı ama yapılan teklif iyi olduğu için kabul ettim" demiş. Röportajı bana hayranlarım iletti. Ben de kendisini arayıp "Seninle çalıştığım için çok üzgünüm, madem konsepti beğenmemiştin neden sırf para için albümümde vokal yaptın? Zaten sana başka projeler için teklif gelir" dedim. O da o röportajda söyledikleri için üzgün olduğunu, benimle de albümdeki müzik çok iyi olduğu için çalıştığını anlattı.

-Bunu duyduğuma çok üzüldüm. Fish'i çok severim ben ama demek ki para herkese böyle şeyler yaptırabiliyormuş. Bu açıklaması seni tatmin etti mi? Bir daha beraber çalışmazsın herhalde Fish'le?

-Bir daha beraber çalışmamız mümkün değil. Ben başka projelerde yer alırken şimdiye kadar hiç para kabul etmedim. Ne Oliver Wakeman'in solo albümü için, ne Lana Lane ne de Nightingale'deki katkılarım için para talep etmedim. Ben kendi adıma bu tür işler için para talep edilmesine karşıyım ama sonuçta büyük grupların büyük vokalistlerini kendi projene çağırdığında onların turnelerinden, albümlerinden, hatta özel hayatlarından zamanlarını alıyorsun. O yüzden karşılayabildiğim ölçüde para veriyorum. Örneğin Russel Allen'la çalışırken yaptığı vokal performansı 25 yıllık müzik kariyerimde gözlerime yaş getirdi. O zaman Russel'a para verdiğim için hiç üzülmüyorum. Bir çok müzisyen benim para kabul etmememe çok şaşırıyor çünkü bu bizlerin geçinmek için tek şansı.

-Üstelik Ayreon konser veren bir grup da değil. O kadar vokalisti bir araya getirip turlamak mümkün değil çünkü. Yani sen bir albüm çıkmadan bütün paranı garantisi olmayan bir işe yatırıyorsun. Eğer albüm satmazsa büyük bir yıkım olur. Bu açıdan yaptığı işin takdir edilmesi gerek.

-Bu hep böyle oldu. İlk Ayreon albümü The Final Experiment'i yaparken düşüncem buydu. Yıllarca Bodine ve Vengeance'la turlamış ve hep kaybetmiştim. İlk Ayreon'u yaparken "gene bir getirisi olmayan bir iş olacak ama aynı zamanda bir ilki gerçekleştirip tamamlayacağım müzik hayatımı" demiştim ve ilk kez bir beklentim olmayan proje bana yeni bir kapı açtı.

-Ayreon'un bu kadar özgün ve yenilikçi olması burdan geliyor demek.

-Ben rock opera konseptinin 70'lerde kalmasını bir türlü anlayamıyordum. En büyük gruplar bile bunu denemediler. Mindcrime gibi bir projede bile denenmedi bu çoklu vokal konsepti. İnsanlar tutmayacağından çekiniyorlardı belki ama TFE aynı zamanda power metal alanında bunun başlangıç noktası oldu.

-Vazgeçilen vokalistler konusu cidden çok ilginç. Buna benzer anlatabileceğin başka bir şey var mı? Örneğin albümdeki 'Best Friend' rolü için birçok vokalist denediğin ve sonuçta hiçbiri olmayınca kendin yapmaya karar verdin vokalleri.

-'Best Friend' rolü için 4 vokalist adayım vardı. Bunların 3'ü stüdyoma geldi ama istediğim sonucu elde edemediğim için kendilerine teşekkür ettim. Kim olduklarını sorma, söylemeyeceğim. (gülüyor).

-Merak ettim ama. Büyük isimler miydi peki?

-Evet, hepsi en az Tony Martin kadar büyük isimlerdi. Onları açıklamak istemiyorum çünkü etik olarak onları yetersizmiş gibi göstermek doğru olmaz. Sonuçta hepsi çok kabul görmüş isimler ama stüdyoda konseptin gerektirdiği rollerin içine giremediler. Tony Martin ve Fish'i açıkladım çünkü onlar bana yalan söylediler. İlgilenmedikleri işe sırf maddiyat için ''Evet'' dediler.

-4. vokal adayı kimdi? Yoksa o da mı gizli kalmalı?

-Hayır. 4. aday, Glen Hughes'tu ama Glen kayıtlardan önce sadece 3 gün zamanı olduğunu ve kayıtları bu süre içinde bitirmek zorunda olduğumuzu söyledi. Ben hayatımda hiçbir işimi aceleye getirmedim. Dickinson ve Labrie gibi 1 günde tamamladığım kayıtlar olduğu gibi haftalarca çalıştığım vokalistlerim de oldu. Belki Glen de ilk günde işini bitirip gidecekti ama bunu kesin olarak bilemezdik. Sonuçta kayıtlardan sonra Glen'i arayıp seni albümde kullanmaktan vazgeçtim demek hoş olmayacaktı. O yüzden onu da gelecek bir projeye sakladım ve vokalleri kendim yaptım.

-İyi bir sesin varmış. Özellikle duygu yönüyle dinleyiciye çok iyi geçirebiliyorsun ama sonuçta bir vokalist değilsin. Onca sağlam vokaliste şarkılarını nasıl söylemeleri gerektiğini anlatmak bazen zor olmuyor mu?

-Ben iyi bir gitarist değilim. İyi bir basçı değilim. İyi bir klavyeci de değilim...

-Ne demeye çalıştığını biliyorum. Sen mükemmel bir bestecisin. Bir müzisyen olarak en güçlü yanın bu.

-Aslında çok iyi bir besteci olduğumu da düşünmüyorum ama evet iyi şarkılar yapabiliyorum ve en azından başkalarına muhtaç olmadan her enstrümanı kendimce çalabiliyorum. Ama benim asıl başarılı olduğum nokta, bir vokalistle stüdyoda yan yana dururken onun benim rehberliğime ihtiyacı olup olmadığını hissedebilmem. Bazı vokalistler vardır, gelirler ve kayıtlarını tek söyleyişte tamamlayıp giderler. Bruce'la Flight'taki o şarkıyı sadece 3 kere çalıştık ve Bruce olayı bitirdi. Onun kadar profesyonel bir vokalist daha görmemiştim. Ona müdahale etmeme gerek kalmadı. Ama bazı vokalistler işe başlamadan bana bakıyorlar ve bakışlarıyla onlara gitmeleri gereken yola ışık tutmamı istiyorlar. Bu bir hissetme meselesi. Ben sadece onlara rehber oluyorum, neyi nasıl söyleyeceklerini dikte etmiyorum. Kafamdaki duyguyu anlattığımda zaten kendileri nasıl bir şey istediğimi anlıyorlar. Bir vokaliste dikte etmek onların kendilerine olan güvenini sarsabilir ve ortaya da güzel bir iş çıkmaz.

-Peki bu albümde çalışmayıp da ilerleyen günlerde beraber çalışmak istediğin başka vokallere gelelim. Evergrey'den Tom Englund sıkça adı geçen benzersiz biri örneğin.

-Tom süperdir. Yeni albümlerini dinledim ve kendisine mail atıp "çok güzel bir iş çıkarmışsınız" dedim. O da aynı gün cevap verdi ve benden bunu duyduğuna çok mutlu olduğunu söyledi. Tom aslında The Inner Circle'ın prodüksiyonunu yapmamı istiyordu ama ben çok ben-merkezci olduğum için kabul etmedim. (gülüyor)

-Sen mi ben-merkezcisin? Prog aleminde en saygı duyulan adamlardan birisin sen. Bunu seninle çalışan ve sadece müziğini bilenlerin %98'i söylüyor. Dan Swanö, bir keresinde kendisini Mikael Akerfeldt'le kıyaslayanlara "kapayın çenenizi, Arjen ikimizin toplamından daha iyi bir sanatçı" demişti...

-(gülüyor) Hem Dan hem de Mikael öyle yetenekli müzisyenler ki. Ben-merkezci derken, yaptığım müziğin özelliğine ve özel kalmasına önem veriyorum. Eğer bir gün başka bir grubun prodüksiyonunu yaparsam Ayreon bundan zarar görür. Üstelik Evergrey zaten çok kişilikli bir grup. Onların ihtiyacı olan ben değilim, onların ihtiyacı olan tek şey kendileri gibi olmaya devam etmeleri.

-Ama Tom Englund'u bir Ayreon albümünde görebiliriz herhalde?

-Tabi, bana mail attığı zaman ne zaman istersem benimle çalışmak istediğini söyledi. İsveç inanılmaz bir ülke. Orijinallik orada var. Opeth, Pain of Salvation, Nightingale ve Evergrey... hepsi inanılmaz.

-Mikael Akerfeldt'le de çalıştın bu albümde. Nasıl bir deneyimdi, anlatır mısın?

-Bugüne kadar 70'lerde çıkan ve 500 basımdan ibaret plakları toplayan tek kişinin ben olduğumu sanırdım. Evimde binlerce plak var 70'lerden. Yeni albüm için vokalist ararken hepsine Ayreon'dan birkaç CD gönderdim dinleyip projeye tanısınlar diye. Mikael'e de aynısını yapacaktım ki, "bana CD'lerini göndermene gerek yok, bende bütün Ayreon'lar var" dedi. O zaman bir müzisyen olarak daha çok heyecan duyuyorsun. Aynı şey James Labrie'de de oldu. Kendisi bana mail atıp benimle çalışmak istediğini söylediği zaman "Dream Theater'ın vokalisti bana mail attı, inanamıyorum" diyorsun. Mikael buraya geldiği zaman yanında ufak bir bavul vardı. Bana dedi ki, "ben de senin gibi bir 70'ler fanatiğiyim ve sana sende olmadığını umduğum birkaç plak getirdim". Plaklara bakınca hayatımda ilk defa koleksiyonu beni aşan bir 70'ler fanatiği gördüm. Şimdi Opeth'in neden bu kadar olağanüstü bir grup olduğunu daha iyi anlıyorum. Beslendikleri öğeler o kadar zengin ve o kadar fazla ki, Mikael şu anda tanıdığım en büyük arşivcilerden biri. Vokal kayıtlarından hemen sonra bütün gece müzik konuştuk, birbirimize albümler dinlettik. Daha önce sadece benim tanıdığımı sandığım grupları onun da bilmesi çok keyifliydi.

-Ama Opeth'in de prodüktörü Steven Wilson. Yani bariz bir Porcupine Tree etkisi var son 3 albümlerinde?

-Ben de bunu söylüyorum işte. Bu Steven Wilson ve Porcupine Tree için çok iyi ama Opeth için değil. Eski Opeth albümlerini dinlediğimde Dan Swanö'lü albümlerin derinliği çok farklı geliyor bana. Burdan Porcupine Tree aleyhine konuştuğum anlaşılmasın. Çünkü Porcupine Tree son 10 yılın en iyi prog grubu. Bunu fazla düşünmeden söylerim. Kesinlikle onlar kadar yenilikçe ve zamanın ötesinde bir grup çıkmadı ama Opeth'in kendi başına yapabileceği albümler de en az Wilson'lu albümler kadar iyi olacaktır çünkü Mikael'de bu potansiyel var. Yine de Damnation albümü Wilson'la Mikael'in ortak çalışmasıyla ancak bu kadar güzel olabilirdi. Dinledikçe içine daha çok girdiğim bir başyapıt Damnation.

-Peki Labrie?

-James için söylenecek tek kelime: profesyonel. Şimdi neden Dream Theater'in vokalisti olduğunu daha iyi anlıyorum. Birçok vokalistin aksine havaalanına onu karşılamaya gittiğimde binlerce mil öteden gelen biri gibi değildi. Çok güleryüzlü, alçak gönüllü ve enerjikti. Eve geldikten sonra kendisinin isterse hotele çekilip dinlenebileceğini söyledim ama o izin verirsem kısa bir koşuya çıkmak istediğini söyledi. Saat akşam 7'ye geliyordu ve benim evim de şehir dışında bir çiflikte olduğu için durumu kendisine anlatıp dikkatli olmasını söyledim. James her vokal kaydından önce mutlaka böyle bir koşuya çıkarmış. Saat akşam 10 oldu ve hala ortalıkta görünmüyordu. Bunun üzerine jeepime atlayıp eşimle beraber çiftliğin çevresinde James'i aramaya çıktık. Kendisini bulduğumuzda yolu kaybettiğini ve teri kurumasın diye koşmaya devam ettiğini söyledi. Çok güldük. Eve geldiğimizde saat gecenin 11'iydi ama James kendisini hiç yorgun hissetmediğini ve mutlaka birkaç kayıt yapmak istediğini söyledi. Bütün gece boyunca değişik vokaller üzerinde çalıştık. Onun en iyi tarafı sesine istediğiniz yorumu katabilmeniz. Çok esnek bir vokal tekniği var. Dream Theater'in aksine kendisinden müthiş çığlıklar elde ettim Human Equation'da.

-Labrie bu albümde gerçekten inanılmaz. Dream Theater hakkında ne düşünüyorsun?

-Onlar çok iyi bir grup. Birçok kişinin aksine ben en çok Scenes From A Memory albümlerini seviyorum çünkü kafamdaki prog müziğiyle en iyi örtüşen albümleri o. Bunun dışında zaman zaman teknik açıdan fazla ileriye gittikleri de oluyor ama kesinlikle progressive metalin en önemli gruplarından biri bence DT. Moore'lu albümleri de çok seviyorum. Özellikle Chroma Key albümlerinin ikisi de harika.

-Hiç Jorn Lande ismi geçmedi mi aklından? Bence o da Ayreon gibi efsane vokallerin arasında olmayı hak eden bir ses.

-Net konuşayım. Jorn Lande bence şu anda dünyanın en iyi vokalisti. Daha önemlisi, daha büyüğü veya etkilisi olabilir ama o en iyisi. Jorn listemin en tepesindeydi. Kendisiyle tanışma imkanım da oldu. Masterplan'den Roland'a "eğer Jorn'a teklif *****ürürsem bozulur musun?" diye sorduğumda "hayır, aksine seninle çalışmasından mutlu olurum" dedi. Jorn'la tanıştık ve birçok konu hakkında konuştuk ama nedense o an içimden onu Ayreon'a davet etmek gelmedi. Yani doğru zaman değildi sanki. Bunun ardında yatan neden, Jorn'un Ark'taki başarısıyla beraber onlarca albümde konuk olması da beni bundan soğutmuş olabilir. THE'nin özgün, farklı ve orijinal bir albüm olmasını istiyordum ve açıkçası Jorn'la çalışan 50. adam olmak istemedim. Artık Masterplan'de olduğuna ve diğer projelerden çekildiğine göre ilerki albümlerinde kendisiyle çalışacağım. Coverdale ve Dio'yu aynı potada eritmiş üstüne de agresif vokal tekniğini ekleyerek dünyanın en güzel seslerinden birini yaratmış bir ses. Ark inanılmaz bir gruptu ve nasıl Porcupine Tree son 10 yılın en iyi albümü diyorsam, Ark da bence son 10 yılın en iyi albümlerinden birini yaptı.

-Yani Daniel Gildenlöw ve Jorn Lande'yi göreceğiz Ayreon'da?

-Ayreon mu yoksa başka bir proje mi olur emin değilim ama ikisini de çok istiyorum. En önemli olan şey ikisine de uygun şarkılarımın olması.

-Bayan vokalistlerden Marcela Bovio'yu sana gönderdiği kasetlerden seçmişsin.

-Evet Ambeon'da olduğu gibi yeni bir yetenek keşfine çıktığım zaman sitemde bir ilan verdim ve sesine güvenen bayanlardan profesyonel olsunlar veya olmasınlar kayıtlarını göndermelerini istedim. 200'e yakın kaset geldi ve Marcela'yı seçtim. Onunla ve albümde yaptıklarıyla gurur duyuyorum ve onunla bir gün yine çalışmak istiyorum.

-Röportajın sonuna geldik. Klasik bir sorumuz var, en son hacılattığın albüm ne?

-(gülüyor) Bu hacılatma olayı hep oluyor. En son yeni Rush albümüm gitti. Arabada dinlerken yanımdakilerden biri aldı ama geri getirmedi.

-Sevmiş miydin Vapor Trails'i?

-Pek değil. Klavyeler gidince değişik olmuş. Rush'tan beklediğim köklere dönüş hamlesi o değildi sanırım.

-Peki teşekkürler.

-Ben teşekkür ederim.

Not: Bu röportaj Zor dergisinin 4.sayısında yayımlanmıştır. Burada ilgili yazarın ve dergi editörün izniyle yayımlanmaktadır.

Röportajı yapan : Murat Batmaz






Bu haberin geldigi yer: TurkRock.Com
http://www.turkrock.com

Bu haber icin adres:
http://www.turkrock.com/modules.php?name=News&file=article&sid=711