Rock the Nations Festival İzlenimleri
Tarih: 03.07.2003 Saat: 18:18
Konu: İzlenimler,Kritikler


Aslında olayı konser gününden anlatmaya baslarsam sanırım daha düzenli olacak. Şöyle; 28 Haziran Cumartesi günü Kemanci’da Rock The Nations Party’e katilmak için öğleden sonra 16:00 gibi evden çıktım. Çıkış o çıkış.. Olan biteni tüm ayrıntılarıyla öğrenmek için devamını okuyun.


Partiye vardığımda saat 21:00 gibiydi. Dj kabininde Doğu Yücel birbirinden gaz parçaları ardı ardına sıralaya dursun, ben ve arkadaşlarım “Acaba Dio bu gece partiye gelecek mi?” geyiği çeviriyorduk. İlerleyen saatlerde iki tane Kreator elemanı Kemancı’ya ayak bastı haberiyle ayağa kalktık. İçerideki yaklaşık 100 kişi, birden elemanların üzerine hücum etti. Adamlarda şaşırdı haliyle. Neyse, fotoğraflar çekildi, imzalar atıldı, parti bitti derken, gece 03:30 gibi 2nd Kemancı’dan Alt Kemancı’ya transfer olduk. Yaklaşık yarım saatte orda takılıp, orayı da kapattıktan sonra Taxim’de geceyi geçirebileceğimiz yer aradık. Çok geçmeden “Simitçi”de buluverdik kendimizi. Sabaha kadar geyik&dedikodu ikilisinin gözünü çıkardıktan sonra, sabahın ilk ışıklarıyla kendimizi Taxim sokaklarına bırakıverdik. Hava aydınlandıkça etrafta siyah tişörtlü, uzun saçlı gençler fazlalaşıyordu. İzmir tayfası, Ankara tayfası, Eskişehir tayfası derken oldukça kalabalık bir ekiple konser alanı olan Maslak Venue’nün yollarını arşınlandırdık.
Bilette kapılar 13:00’de açılacak yazılıyordu. Külliyen yalan! Saat 16:30’a doğru yavaş yavaş içeri adam almaya başlamışlardı ki içeriden Almora’nın şarkıları geliyordu. Biz o sırada konser alanının hemen 40 metre ilerisindeki bp’de alkol alıyorduk. Herhalde sound check filan yapıyorlar dedik başta, lakin beş dakika sonra konserin başladığını öğrenir öğrenmez koşa koşa kuyruğun olduğu yere geldik.


Burada araya girip, öznel anlatmaya başlayacağım. Çünkü baktım arkadaşlarla beraber kuyruğa girersem Kreator sahnedeyken anca girebileceğim. O yüzden araya kaynama, arkadan ittirme, “pardon müsaade eder misiniz?” taktiklerimle ön taraftan daldım olaya:) Amma velakin o esnada yaş sınırı olduğunu öğrendim. Neyseki böyle bir problemim yok ama orada ki yaklaşık 500 kardeşimin yüz ifadesini gördükten sonra organizasyondan nefret ettim açıkçası. Bu insanların ne suçu vardı da hiçbir tarafta “18 yaş sınırı vardır” ibaresi koymadan kapıda bu insanlara posta koyuldu? Arkadan gelen “Aldatıldık, dolandırıldık” sesleri, son derece haklı bir tepkiydi.
Kuyrukta sıra bana geldiğinde güvenlikçi amca o kadar yavaş davranmaya başladı ki, deli oldum ve bağırmak zorunda kaldım. Ben bağırdıktan sonra birkaç kişi daha sesime katılınca paşa paşa çalışmaya başladılar ve içeriye girdim. Yalnız burada çok komik bir enstantene oldu. Sonuçta gerçekleşen organizasyon bir metal konseri ve fanlar yanlarında bilekliklerle, kemerlerle geliyorlar. Girişte koskaca bir “METAL DEDEKTÖRÜ” vardı ve her geçişte dıt dıt yanıyordu:)
Sonunda içeri girdim, koşa koşa sahnenin yanına gittim. O esnada Almora son şarkısını anons etti ve ardından da sahneyi Antisilence’a devretti. Bildiğiniz gibi Antisilence bu konser öncesi dağıldığını açıklamıştı ve bu son konserleri olacaktı. Bu yüzden, süper bir show bekliyordum ve yavaş yavaş arka sıralardan ortalara doğru geldim. Ama ne yazık ki, eski Anti konserlerine oranla sönük bir konserdi. Özellikle Erdem oldukça yorgundu. Sanırım organizasyonda olmanın vermiş olduğu bir yorgunluktu bu. En eğlendiğim parça “Kesme Sesini” oldu.


Antisilence’ın ardından Radical Noise sahne aldı. Özellikle vokalist Kerem ortamı ateşlendirdi ve yavaş yavaş metal konserlerindeki güzel sahneler (pogo, headbang, hoplama zıplama aktivitesi:P) görünmeye başladı. Yanlık duymadıysam Kerem “Bazen” adlı parçalını İstanbul’da ilk kez çaldıklarını söyledi ve parçayı Çağlan Tekil’e gönderdiler. O esnada Çağlan iki adım ötemde duruyordu ve resmen gözleri doldu adamın. Ne yalan söyleyeyim benim de doldu, çünkü aşırı sevdiğim bir parçadır Bazen. Nakaratta hep bir ağızdan “Hani olur ya bazen/kaçarsın herşeyden” dizesini söyledik. Finalde de gene yanlış hatırlamıyorsam Megalomaniax’ın vokalisyle beraber düet yaptılar. Ardından Rotting Christ sahneye çıktı. İlk dikkatimi çeken Sakis’in botları ve gitarist arkadaşın robocop vari sahne kostümü oldu. Takip ettiğim ve hayranı olduğum bir grup olmadığı için 3. parçadan sonra sıkıldım ve gittim yemek kuyruğuna. Yemek almak için (Yemek=köfte-ekmek oluyor) fiş almam gerekiyormuş, bu yüzden yemek kuyruğundan çıkıp fiş kuyruğuna girdim. 15 dakika civarı oyalandıktan sonra alana tekrar döndüm. Döndüğümde Sakis üzerini çıkarmış, kollarına, göğsüne kanı anımsatan kırmızı boyalar dökmüştü. Bu şekilde 3-4 parça daha çalıp yerlerini Opeth’e bıraktılar. Opeth’de takip ettiğim, çok beğendiğim bir grup olmadığı için arkalara gittim. Lakin elemanların oldukça kemik bir izleyici kitlesi vardı. Hatta bir ara Dio için konsere gelenlerden daha fazla olduğunu bile düşündüm. Opeth her yeni şarkıya başladığında yanımdaki arkadaşlar “ne zaman bitecek bu eziyet” diyorlardı. Halbuki vokalistin parçalar arasındaki speech bölümleri oldukça karizmatik, sahne showları vasatın üzerindeydi. Ne yazık ki parça sürelerinin uzunluğu bir süre sonra izleyicide baygınlığa sebep oluyordu.
Sonunda Opeth’de sahneden indi ve Kreator için hazırlıklar başladı. Ben gene Kreator’la ilgilenmesem de (konsere gidiş amacımın tek sebebi Ronnie James Dio’ydu), “Kreator sonra Dio sahne alacak, o zamanda bir daha hiç önlere geçemem. En iyisi şimdiden ortalara geleyim, yavaş yavaş önlere ilerlerim” düşüncesiyle hareket ederek orta sıralarda yerimi aldım. Kreator’un kısa boylu frontmani Mille sahneye çıktığında ortalık birbirine girdi. Ne olduğunu anlayamadan kendimi 4 sıra öne gitmiş buldum. Fanlar çılgınca pogo+headbang yapıyordu ve bu kadar iştahlı olan izleyici kitlesi, grubunda gözlerini güldürüyordu. Yaklaşık 75 dakika kadar sahnede kalan grup son olarak Tormentor’la beni bile öldürdü:) Kreator yerini Dio’ya bıraktığında, Dio’nun mikrofonun önünde (yani ortada) ve sahneye sadece bir sıra uzaklıktaydım. 15- 20 dakikalık sound checkden sonra ışıklar kapandı ve yılların efsane ismi Dio sahneye “Killing Th Dragon” eşliğinde fırladı...


Oldukça yaşlı olmasına rağmen (63) sahnede fırtına gibi esen Dio, aynı zamanda büyük bir alçak gönüllük sergiliyordu;şarkı aralarında bizlerle olan muhabbetinde. 4. parçanın ortalarında önümdeki 16-17 lik genç (bir çok 18 altı genç başkalarının kimlikleriyle içeriye girdi) sıkıldı ve yerini bana bıraktı! Olmuştu, karşımda Dio ve hemen önünde ben vardım. Ve artık yavaş yavaş eski parçalar çalınıyordu. (İlk 6-7 parça son albümler olan Killing The Dragon ve Magica’dan dı) Önce Dream Evil’la, Evil Eyes’la iyice bir kıvama geldik. Ardından gelen “Holy Diver” ise resmen orada bulunan 3000 küsur izleyiciyi başka bir diyara sürekledi. Parça esnasında Dio, kendine uzatılan iki tane Rainbow plağını imzalayıp geri verdi. Benimde elimde çantam, içinde de Holysin’in son sayısı vardı. Orta sayfada kocaman bir Dio fotoğrafı ve röportajı olduğundan hemen çantamı açım. Bu esnada Dio sahneden inip fanların ellerini sıkmaya başladı. Yaklaşık 165 boylarında 45 kilo civarı, 63 yaşında ve binlerce ona dokunmak isteyen fan... İşte bu cesaret, oraya çıkan hiçbir grubun yapamadığı şeyi, hissettiremediği “gerçek rock’n’roll” duygusunu, doruk noktasına kadar damarlarımıza aks ettirdi. Yanımdaki 45- 50 yaşındaki yaşlı başlı adamlar sevinçten ağlıyorlardı. Ve ben Dio benim önüme geldiğinde dergiyi çıkardım ve önce elini sıkıp, dergiyi imzalamasını rica ettim. Dio “Kalem ver” dedi ingilizce. Kahretsin ki o esnada heyecandan kalem çıkarmak aklıma gelmemişti ve ne yazık ki bulamadım kalemi hemen. Ve Dio tekrar sahneye döndü. Ardında da hayatımın parçaları arasında yer alan “The Last In Line”nın notaları dökülmeye başladı. Bütün tüylerim diken diken oldu ve gözlerim doldu. Akan birkaç damla gözyaşı, düğümlenen boğazıma engel olamadı ve bağıra bağıra parçanın slow kısmını söylemeye başladım. Parçanın kopma noktasında öyle bir çığlık attım ki etrafımda ki herkes bana baktı. Bir an “Rockstar” filmi aklıma geldi:) Ama ne yazık ki öyle bir sahne olmadı. Ardından gelen headbang fırtınası dinmeden çantamı açtım. Ne yapıp edip dergiyi imzalatmalıydım. Böyle bir fırsat sanırım bir daha gelemezdi. Ve en sonunda çantanın en ücra köşesinde kalemi buldum! Şimdi sıra dergiyi Dio’ya göstermekteydi. Çok zor olmadı, çünkü konserin başından beri bana bakıp mosh yapıyordu. Dergini orta sayfasını açıp kalemi de elime alıp “imzala” anlamına gelen işaretler yapmaya başladım ve bunu gören Dio hemen önümdeki bodyguard amcaya dergiyi aldırttı. Şarkının solo kısmında dergiyi imzaladı ve bana geri verdi. Keyfime diyecek yoktu artık:) Bunun üzerinden çok kısa bir süre sonra bu muhteşem geceyi birebir anlatan olağanüstü bir çalışma, “RAINBOW IN THE DARK” geldi! Sanırım yaklaşık 7-8 saat süren bütün bu festival, en ateşli, en çılgın, en neşeli dakikalarını bu parça boyunca yaşadı. Ben öyle bir zıplamışım ki arkamdaki ufak boylu kızın kaşını dağıttım. Sonradan fark ettim ve özür diledim:) Ama orada olamayanlara o anı nasıl tarif edebileceğimi bilemiyorum. Herkes ellerini açıp, arkadaşlar birbirlerine sarılıp mosh yaparak bağıra bağıra parçaya eşlik ediyordu. Dışarıdan izlenilmeye değecek mükemmellikte bir görüntü olmalıymış ki, Dio’da tüm parça boyunca zıpladı.


En sonda “We Rock”la hepimizin enerjisi bitti. Ama sahnede yılların kurdu Dio var. O hala taş gibi ayaktaydı. Hepimize, İstanbul seyircisine defalarca teşekkür etti. Ona fırlatılan afişleri, Türk bayrağını bir kez daha açarak gönüllerimizi fethetti.


Dönüşte servis olabileceğini düşünmüştük. Ama tabii ki yoktu ve bende gece 04:00 civarı Maltepe’de ki evime ayak basabildim. Göğüs boşluğumda zedelenme vardı. Ayaklarım beni taşımıyordu. Kulaklarım çınlıyordu. Ensem müthiş bir şekilde ağrıyordu. Ama hala suratımda aptal bir mutluluk ifadesi vardı. Yaklaşık 38 saattir uykusuzdum ama bütün bu eziyetlere deymişti! Ronnie James Dio gibi yaşayan bir efsaneye sahnede tanıklık etmiş, onun imzasını;benimde imzam bulunan bir dergiye attırmıştım. Konsere gelmeyenlere (gelemeyen demiyorum çünkü, DIO! Rock’n’roll ve türevlerini dinleyen herkesin konserine gelmesi MECBURİ olan kişilik) sadece teşekkür ediyorum. Çünkü az ve özdük. Hepsi bu kadar...

Son olarak 5 üzerinden bir puanlama yaparsam:
Seyirci: 5 (Herkes fanı olduğu grubu destekledi. Yaş ortalaması yüksek olunca da kalite arttı.)
Organizasyon: 3 (-18 sorunu, sadece bir tane fiş satan yerin bulunması, bunun sonucunda da metrelerce oluşan kuyruklar, aynı şekilde tek bir tuvaletin oluşu...)
Gruplar:

Almora:2
Antisilence:2
Radical Noise:4
Rotting Christ:3
Opeth:4
Kreator:5
Dio:5 +1 (Mükemmel sahne performansı ve 63 yaşında böyle bir enerji...)

Alper Yelken







Bu haberin geldigi yer: TurkRock.Com
http://www.turkrock.com

Bu haber icin adres:
http://www.turkrock.com/modules.php?name=News&file=article&sid=326