Önce Kaygısızlar, sonra Mazhar – Fuat ikilisi, arada İpucu Beşlisi ve son olarak Mazhar Fuat Özkan ya da tercih edilen adlarıyla MFÖ… Türkiye’nin bence gelmiş geçmiş en önemli topluluğu karşımıza bu isimlerle çıktı, 1965’ten bu yana. "İlk" albümleri Ele Güne Karşı yayınlandığında aslında yirmi yıllık bir topluluktu Mazhar Fuat Özkan. Mazhar – Fuat adıyla yayınlanmış bir buçuk 45’lik (Türküz Türkü Çağırırız / Güllerin İçinden ve Lale Akat’ın Elveda Mutluluğum Merhaba Acılarım plağının arkasında yer alan o unutulmaz Hekimoğlu) ve bir albüm (Türküz Türkü Çağırırız) ile İpucu Beşlisi adıyla yayınlanmış bir 45’liğe (Heyecanlı / Hop Otur Hop Kalk) imza atan topluluk, Kaygısızlar adıyla da birkaç plak yapmış, Barış Manço’ya eşlik ettikleri dönemde, Manço’nun unutulmaz plaklarında çalmıştı. Bu yazı, bir Mazhar Fuat Özkan tarihçesi olmasının ötesinde, hepimizin bildiği Mazhar Fuat Özkan’a gelene kadarki dönemi kısaca anlatmaya çalışan bir yazı denemesi.
Mazhar Fuat Özkan’ın temeli 1960’lı yılların hemen başında atıldı: Fuat’la Mazhar tesadüfen tanıştı, anlaştı, müzik yapmaya başladı. Bu tanışma konusunda rivayet muhtelif… Ama nesne ve özneler belli: Mazhar Alanson’un elinde bir Beatles plağı gören Fuat Güner, plağı beraber dinlemeyi önerir, eve giderler; dinlerken bir ara gitar ele alınır, akorlar çalınmaya başlar ve beraber müzik yapabileceklerini anlarlar. Plak kesin Beatles plağı ama albüm adı konusunda çelişkili bilgiler var. Tanışma yeri de kimi zaman bir pasaj, kimi zaman belediye otobüsü ya da Kadıköy’de bir çay bahçesi. Bu o kadar önemli değil elbet ama "Mazhar Fuat Özkan’a asla laf söyletmeyen biri" olarak ayrıntılar konusunda biraz hassas ve nazlı olduğumu kabul ediyorum.
Kaygısızlar’ın ilk kadrosunda, Mazhar’la Fuat’ın yanında Ali Serdar ve Semih Oksay var. Topluluğun katıldığı ilk büyük sahne gösterisi de 1965 yılında üçüncüsü düzenlenen Boğaziçi Festivali. Yarışmalı festivalde Erol Büyükburç, İlham Gencer, Yurdaer Doğulu, Silüetler gibi dönemin önemli şarkıcı ve topluluklarıyla sahne alan Kaygısızlar’ın, bol bol ödül dağıtılan yarışmadan ödül alamayan tek topluluk olarak çıkmaları bir talihsizlik. Kaygısızlar, yarışmada beğeni toplamışlar, Münir Tireli’ye göre "tipik bir rahatsız beat kuşağını temsil eden bir poz vermişler ve bu festival konusunda da kaygısız tavırlarını sürdürmüşlerdi."
1967’ye kadar kendi kanatlarıyla uçan Kaygısızlar, o yılın sonlarına doğru Barış Manço ile birleşti ve birbiri ardına plaklar yaptı. Kol Düğmeleri, Seher Vakti, Kızılcıklar, Bebek, Unutamıyorum, Ağlama Değmez Hayat, Kirpiklerin Ok Ok Eyle, Kağızman hep bu dönemin şarkıları. Barış Manço – Kaygısızlar ortaklığı, verilen ürünlerin kalitesi ile takdire şayan ancak kısa süren bir ortaklık olması itibariyle üzücü. Barış Manço’nun erken dönem kayıtları içerisinde en başarılıları Kaygısızlar’la yapılanlar. O döneme dair söylenecek çok söz var ama yazı kısa olmak zorunda. Bu dönemi, daha gencecik bir gitarist olan Fikret Kızılok’un da zaman zaman Kaygısızlar kayıtlarına katılarak ve konserlerde çalarak dinleyici karşısına çıktığı bilgisiyle kapatayım.
1969 yılında, Manço’dan ayrıldıktan hemen sonra, bir 45’lik plak yapan Kaygısızlar, Son Gece adlı bu ilk plaklarıyla pek başarı elde edemedi. Beraberliklerini, Mazhar ve Fuat dışında sürekli değişen elemanlarla sürdüren topluluk, bir süre sonra kaçınılmaz olarak Mazhar – Fuat ikilisine evrildi.
Mazhar – Fuat, 1971 yapımı Türküz Türkü Çağırırız albümüyle ilgi topladı. Güllerin İçinden, Adımız Miskindir Bizim gibi sonradan ünlenecek şarkıların da yer aldığı albümün en ilginç şarkılarından biri, Nerde Hani, yıllar sonra Mazhar Alanson’un Cem Yılmaz’la birlikte oynadığı Her Şey Çok Güzel Olacak adlı filmde Bu Ne Biçim Hikaye Böyle adıyla kullanıldı ve güzel klibinin ötesinde, Cem Yılmaz’ın yorumuyla da ilgi çekti. Türküz Türkü Çağırırız başarılı bir albümdü ama uzun soluklu olamadı. Dönemin ‘pop’ furyasında kayboldu, unutuldu. Şimdi, benim yana yakıla aradığım bir plak ve bulunamaz durumda.
1975’te İpucu Beşlisi adıyla yeni bir birliktelik doğdu. Bu kez Mazhar’la Fuat’ın yanında daha önceden tanıdıkları bir genç, Özkan Uğur da vardı. Aslında Mazhar – Fuat döneminde de yer alan Özkan, albümde bas çalmış ancak adını henüz Mazhar’la Fuat’ın yanına koymamıştı. Ayhan Sicimoğlu ve Galip Boransü’nün de katılımıyla yapılan ilk ve tek plak Heyecanlı, ileride yapılacak çalışmaların ön habercisiydi. Yıllar sonra, Dönmem Yolumdan albümünde yeniden yorumlanan bu şarkı, döneminin ötesinde bir çalışmaydı ve İzzet Öz’ün TRT için çektiği ilginç kliple de ilgi toplamıştı. Zaman zaman TRT’nin gösterdiği ancak arşivlerde çürümeye bırakılmış bu klip, Mazhar Fuat Özkan’ın da ilk görüntülü belgesi.
Sonrası sıkıntılı yıllar aslında: Özkan Uğur’un bir dönem bağımsız kurduğu Karma adlı toplulukla yaptığı İmkansız adlı plak, birbiri ardına gidilen askerlikler, ayrı kalınmaya mecbur bırakılmışlıklar, evlilikler hep bu döneme rastlıyor. Ferhan Şensoy tarafından kurulan Ortaoyuncular’ın ilk prodüksiyonları Şahları da Vururlar ve Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı’nın müzikleri de bu dönemin ürünleri. Fuat’la Özkan, bu oyunların müziklerini yapmakla kalmamış, bizzat sahneye çıkarak şarkıları canlı seslendirmişlerdi. Bu arada, Mazhar’la Fuat’ın da Egemen Bostancı’nın Merhaba Müzik adlı gösterisinde yer aldıklarını unutmamak gerekiyor.
Bu sıkıntılı dönemin sonu, üçlünün yeniden bir araya gelmesiyle sonuçlanıyor ve müzik çalışmaları yeniden başlıyor. Önce Ajda Pekkan ve Sezen Aksu’ya konserlerinde yapılan vokaller, Ajda Pekkan ile yapılmış stüdyo çalışmaları, bir dönem Seyyal Taner ileyapılmış çalışmalar ve nihayetinde Ele Güne Karşı Yapayalnız…
Şarkıyı ilk duyduğum anı hatırlamıyorum. Ama annemin, "Ne deli şeyler bunlar böyle!" diyerek televizyona bi’ garip baktığı bugünmüş gibi aklımda… Aynı tepkiyi, albümün çıktığı yıl girdiğim Fen Lisesi sınavı sonrası, Adapazarı’nda, Yeni Karamürsel mağazasından Ele Güne Karşı’yı alırken verdiğini de çok net hatırlıyorum: “Bu delilerin kasetini mi alacaksın?.." Bilerek aldığım bu ilk kaset hala evde… Parçalanmış olmasına, dinlenemez durumuna rağmen en değerli şeylerimden biri. Beni bugüne getiren, bu müziğin ‘öncesi’ni araştırmaya zorlayan en önemli etken. ‘80’lerin o garip ortamında müzik diye dinlediğimiz Modern Talking’lerin, Falco’ların, Nena’ların, "Komançero”ların arasında bi vaha gibi kendimi attığım, üstelik serap olmadığını anladığımda kendimi tümüyle verdiğim bir gerçeklik. Giderek duygusal olmaya başlıyorum belki ama Mazhar Fuat Özkan’ın ilk çıkışına yetişmiş, onlarla büyümüş, gelişmiş biri olarak buna hakkım var sanırım. Onları İzmit’te ilk dinlediğimde (kardeşim Melda’yla birlikteydik, Sezen Aksu ile çıktıkları bir turnenin ikinci ayağıydı bu konser ve Melda deli gibi Sezen Aksu beklerken ben "Mazhar Fuat Özkan sahneden inmesin" diye dualar ediyordum, içimden…), Ankara’ya geldiğim zaman gittiğim ilk konserde (Bahçelievler’deki buz pateni sarayının açılış konseriydi; onlarla konuşmaya çalışırken buzda düşüp bi’taraflarımı kırmaktan ucuz kurtulmuştum! O gün bana imzaladıkları fotograf hala duvarımda asılı durur.), geçtiğimiz yaz Açıkhava’da izlediğimde (Fatoş’un izlediği ilk konserdi; bugüne kadar yaptığım Mazhar Fuat Özkan propagandasına anlam verememişti, "eh, görelim bakalım” diyerek geldiği konserde içinden "bitmesin" diye dua eden bu kez o oldu…) ve izlediğim, anlatamayacağım nice konserde yaşadıklarımı burada tarif etmenin olanağı yok. Mazhar Fuat Özkan’ı anlatmak da uzun iş. Onun için, yazıyı burada kesmek lazım. ‘Sonraki’ Mazhar Fuat Özkan, benim Mazhar Fuat Özkan’ım başka bir yazının konusu elbet. Belki bir kitabın… Yazmayı istediğim, elimi atıp bir türlü yazamadığım kitabın. Bir borcum var, bunu ödemek istiyorum: beni ben yapan insanlara bir küçük saygı, bir teşekkür denemesi. Bu yazı, bunun ilk adımı olur umarım…
Son günlerde Mazhar Alanson’un yeni albümünü dinliyorum sürekli. Dilimde de eski bir Mazhar Fuat Özkan şarkısı; ner’den takıldığını bilmediğim: "eskiden şu gönlümü gecelere savururdum / şimdi biraz değiştim / harcamalar ara sıra // bazı bazı // gözlerine bakmak, yanında olmak varken / ben oturmuş kemir de kemir / tırnak silgi kalmadı // tv, video her saniyem / aşık mıyım neyim ben?"
Murat Meriç