Bu foruma yazan her üye, forum kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılır. Bu kurallara uyulmadığı takdirde mesajlarınız silinebilir, taşınabilir ve siteden uzaklaştırılabilirsiniz.
Bildiklerinizi bizden sakınmayın!
Herkes bildiği 1-2 şey yazsın bakın nasıl genişliyor sözlük o zaman!
Basit bişeylerle başlıyorum,
Distortion: Dalga bozulması anlamına gelir.Rock/Metal müzikte sıkça kullanılan bir devredir.Bilinen elektro gitar soundu aslında budur.
Gain: Kazanç anlamına gelir.Sabit volume altında ses dalgasının kazancıyla ilgilidir.
Devam...
Bilgilerin derli toplu olması açısından, Jeff Loomis'in mesajına ek yapıyorum, umarım kızmaz ..
SwaLLoweD
Distortion diyerek geçtiğimiz efekt aslında birkaç türden oluşur...Distortion bu türlerin sadece biridir..
* Overdrive: Mahcem'in bir mesajından alıntı yapıyorum, herşeyi açıklıyor..
Mahcem demiş ki:
Overdrive adından anlaşılacağı gibi "aşırı sürme" demektir, sinyal seviyesini bir sonraki katın kabul edebileceğinden yukarıya sürersin, bu da sinyalin tepesinde kırılmalara yol açar, bu kırılmalar esnasında ilave harmonikler ürer, o harmoniklerin ana sinyale ve birbirlerine olan oranı da sese hırıltılı karakterini verir. Her bir amplinin içinde kullanılan transistör/lamba yarıiletkenlerin modelleri, devre tasarımı içinde kullanılış şekilleri, çevre elemanları, çalışma voltajları bu harmoniklerin oluşumuna etki ettiği için de her amplinin veya efekt cihazının verdiği karakter de birbirinden farklılık gösterir.
Günümüz overdrive pedallarında dual-quad opamp'lar birbirine bağlanarak her bir opamp'ta yükseltilerek bir sonrakinin giriş seviyesinin üzerine çıkarılır.. Çoklu bir gain stage'dir bu... Tonu daha sıcak sayılabilir...
* Distortion: Overdrive'dan biraz daha gürültülü bir sinyal üretir, ancak prensip farklıdır.. Belli bir eşiğin üzerine kadar yükseltilen clean ses, sona eklenen clipping diode (kesici diyot) 'lar sayesinde üst taraftan keskin biçimde traşlanır... Diyotlar ters yönlerde eşit sayıda (1 düz, 1 ters gibi) bağlanırsa, simetrik, ters yönlerde ancak farklı sayılarda (1 düz, 2 ters gibi) bağlanırsa asimetrik distortion oluşturulmuş olur... Asimetrik olanının kulağa daha uygun geldiğini iddia eden bir çok insan vardır... Tonu daha keskin'dir.. Kullanılan diyotların türüne göre ses rengi değişir..
* Fuzz Face: Germenyum tranzistör'ler ve Germenyum diyotlar vasıtasıyla sesin yükseltilerek, traşlanmasını öngören bir ses yaratırlar.. Fuzz adı üzerinde, tüylü bir ses yaratır... Distortion kadar keskin hatlı olanları da varolmasına rağmen, genelde çok dolu ama kemiksiz bir sound yaratırlar... Kimilerine göre Distortion'dan daha gürültülüdür....
Drive sesini bu üç şekilde yaratmak, kombinasyonlarını kullanmak mümkündür.. Şahsen Overdrive temelli ama sonda da birer clipping diode barındıran cinslerini severim...Amfiler de genelde overdrive temelli, drive ünitelerine sahiptir...
İlgili olarak:
Opamp: Sesleri, toprak ve sinyal bileşenleri şeklinde alıp, üzerine uygulanan gerilim farkı sayesinde yükselterek çıkış veren entegre devrelerdir.. Minik birer amfi olarak düşünebiliriz.. Açılımı: Operational Amplifier'dır.. Anagol ses devreleri başta olmak üzere, birçok kullanım alanları vardır.. Genel karakteristiğini sevdiğim bir iki opamp entegre: TL 072, TL 022, RC 4558, LM 386..
Diyot: Üzerindeki gerilimi sadece bir yöne iletip, öbür yöne belli bir eşik değeri üzerinde geçirmeyen bir devre elemanıdır...Silikon ve Germenyum türleri bulunur.. Silikon tabanlı olaranlar clipping işleminde kullanıldıklarında daha toleranssız olduklarından, sinyali sert biçimde keserken, Germenyum tabanlı olanlar daha yumuşak clipping uygularlar..
Clipping anlamında ses karakteristikleri çok farklıdır..
ADSR: İngilizce Attack-Decay-Sustain-Release terimlerinin kısaltması. Bu dört terim bir dalgaformunun meydana gelmesi ve yokolması arasında geçirdiği dört safhayı ifade eder ve Türkçeye Atak-Çökme-Kalma-Yokolma süreçleri şeklinde çevirilebilir. Eğer müzik yapımı ile uğraşıyorsanız mutlaka ve mutlaka bilmeniz gereken bir prensiptir, zira ses üretmek ya da üretilmiş bir sesi şekillendirmek için kullandığınız cihazların istisnasız tümünde oynadığınız kontroller şu ya da bu şekilde ses dalgasının bu dört safhasında değişiklik yaparak etkisini gösterir.
Ses dalgasını oluşturan darbe ilk önce bütün gücüyle bir maksimum seviyeye ulaşır, ilk başlangıçtan bu maksimuma kadar olan safhaya Attack (Atak) denir.
Ses maksimuma ulaştıktan sonra orada duramaz ve o ilk enerjisini kaybeder, hemen aşağı düşer, bu maksimum ile ilk kısa süreli düşüşün dengeye oturduğu ana kadar olan safhaya Decay (Çökme) adı verilir.
Ses çökme safhasından sonra bir süre o oturduğu seviyede asılı kalır ve o şiddette bir müddet sürer, bu safhaya da Sustain (Kalma) adı verilir.
Ses dalgası artık enerjisini iyice kaybetmeye başlar ve Release (Salıverme/Yokolma) sürecine girer, bir süre sonra sukûnete karışır, yokolur gider.
Tarih: Çrş 13.08.2003 20:26 Mesaj konusu: Gain Staging
Gain staging: Çok sayıda cihazın birbirine bağlanmasıyla ortaya çıkan bir ses zincirinde (signal chain), her cihazın içinden geçen sinyal şiddetinin optimum düzeyde olacak şekilde ayarlanması islemidir.
Optimum düzeyden neyi kastediyorum? Her cihazın kendine has bir dip gürültüsü vardır. Eğer bu cihazdan geçen sinyali çok zayıf tutarsak gürültü duyulur hale gelir. Eğer sinyali çok fazla yükseltirsek sinyal bozulmaya (distorsiyona) uğrar. Optimum düzey, işte bu iki noktanın arasinda, sesin gürültüyü maskeleyeceği, ama bozulmaya uğramayacağı seviyedir.
Bir sinyal zincirinde her halka bu şekilde optimum düzeye ayarlandıysa, o zincirden alınabilecek en yüksek ses kalitesini elde ediyoruz demektir.
Diyelim ki elimizde bir synthesizer var. Bunu bir efekt cihazına baglayıp chorus veriyoruz. Efekt cihazının çıkışını bilgisayarımızın ses kartına bağlıyoruz. Böylece çaldığımız müziği bilgisayarımızdaki ses kayıt programıyla kaydediyoruz.
Yine diyelim ki sesin zayıf oldugunu farkettik. Nereden yükseltmek en iyisi? Ses programında mikser var, mikserin gain kontrolünden mi? Ses kartımızdan mı? Efekt cihazinin input/output level kontrollerinden mi? Yoksa synth'in üzerindeki volume kontrolünden mi?
En doğrusu synth'in üzerindeki volume ile sesi yükseltmektir. Çünkü diyelim ki kayıt programındaki gain kontrol ile sesi yükseltirsek, sinyal zincirinin bu arada sese eklediği her türlü gürültüyü de yükseltmiş oluruz.
Hardware veya software bir mixer ile çalışırken, bir enstrumanın ses şiddet ayarını yapmak için, önce o aletin bağlı olduğu kanalın seviye kontrolünü (fader) sıfıra getirin. Aleti çalıp ses şiddetini aynı kanalın "gain" veya "trim" kontrolünü kullanarak ayarlayın. Böylece mixerin içindeki devrelerin de optimum şekilde ayarlanmasını sağlarsınız. Fader'ları yalnızca miks sırasında seslerin birbirine göre yüksekliğini ayarlamak için kullanın.
Ground Loop: Muhtelif cihazlardan oluşan bir sistemde şase bağlantısının dönüp dolaşıp başladığı noktaya tekrar ulaşarak halka meydana getirmesi olayıdır. Kesinlikle istenmeyen ve kaçınılması gereken bir durumdur, deli gibi humlamaya ve dip gürültüsüne yol açar. Normalde şase bağlantısı tek hat üzerinde olmalıdır, yani cihazlar eğer kendilerini şebekeye bağlayan elektrik kabloları üzerinden bireysel olarak bir kez şaselenmişse, bir daha şaselerinin başka bir yerinden ikinci defa şase almamalıdırlar. Dolayısı ile rafa üst üste ya da yan yana konduklarında cihazların dış kutularının birbirine asla değmemeleri, şaseyi sadece 220V kablolarının şase ucundan almaları gerekir. Mesela 19" rack kullanıyorsanız vidaların etrafında yalıtıcı kullanacaksınız ki cihazlar vidaların üzerinden birbirine değip devre tamamlamayacak.
En son Mahcem tarafından Çrş 27.08.2003 23:00 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Compressor: Ses sinyalinin seviyesini kazanç kısma prensibinden faydalanarak kullanıcının belirleyeceği bir seviyede tutmaya yarayan bir cihazdır.
Birçok kişinin sandığının aksine compressor bir efekt cihazı değildir, bir sinyal işleme cihazıdır (It's a signal processor, but not an effects processor). Dolayısı ile sesin karakterini böyle döndürüp parlatıp derinleştirip önemli bir ölçüde değiştireceğini sanıp alanlar büyük bir hayal kırıklığına uğrarlar (buna ben de dahilim, ilk aldığım Boss compressor pedalı "Ne ula bu? Kırmızı yansa da yanmasa da seste bir değişiklik olmuyor. Milletin gazına geldik, o kadar para boşa gitti" diye fırlatıp atmıştım çekmecenin birine. Yıllar sonra dank etti, ne işe yaradığını öğrendik, şimdi yanımdan ayırmadığım, stüdyomun rafında en fazla adedi ve yeri kaplayan bir cihaz türüdür). Her ne kadar bu pratikte pek mümkün olmasa da, teoride ideal bir Compressor transparandır, sadece sesin seviyesinin belli bir değerden yukarıya taşmasını engeller, sesin karakterine kendinden birşey katmaz.
Tarih: Çrş 27.08.2003 23:50 Mesaj konusu: Synthesizer veya Synthesiser
Synthesizer veya Synthesiser: Türkçeye Ses Sentezleyici/Bileşik Ses Üreteci olarak tercüme edilebilir. İçindeki osilatörlerin yardımıyla ses frekans aralığında yapay olarak ürettiği muhtelif dalga formlarındaki sinyalleri filtre devrelerinde parametreleri ile oynandıktan sonra birbirine karıştırarak yeni bir bileşik dalga formu haline sokup ses sinyali olarak dışarı veren cihaza verilen ad. İngilizcede kısaca Synth olarak da adlandırılır.
Muhtelif çeşitleri vardır, mesela:
Analog Synth; osilatörleri ve filtreleri analog elektronik teknolojisi ile üretilmiş ve ses sinyalini analog elektronik prensipleri ile işleyen sentezleyici.
Digital Synth; osilatörleri ve filtreleri dijital elektronik teknolojisi ile üretilmiş ve ses sinyalini dijital elektronik prensipleri ile işleyen sentezleyici.
Sampling Synth; sesi osilatörlerle üretilen yapay sinyallerden oluşturmak yerine, doğada doğal yollarla üretilen sesi kaydedip/örnekleyip (sampling) ondan sonra tekrar kaydedildiği hafızadan okuyarak filtre sistemine sokan bir synth tarzı.
FM Synth; ses sinyalini oluşturmak ve parametreleri ile oynamak için Frekans Modülasyonu denen bir teknikten faydalanan, Yamaha'nın geliştirdiği bir dijital synth.
Analog Modelling Synth; Dijital teknoloji ile üretilmesine rağmen prensip olarak analog teknolojiyi ve analog sesleri taklit eden synth.
Eminim bu yazdıklarımdan bi b*k anlamadınız.
Yazdıktan sonra kendim okudum, ben de bi b*k anlamadım.
...Başka tanımlaması da yok gerçi, o yüzden böyle kabul edeceksiniz işte. Ne diyeyim, orasını burasını kurcalayınca abuk sabuk ciuuvv piuvvv sesler çıkaran tuşlu alet mi deseydim yani?
additive synthesis "eger yeterince kasarsaniz, yeterli sayida sinus dalgasiyla her turlu ses sinyalini olusturabilirsiniz" iyimser yaklasimiyla gelistirilen bir ses sentezleme teknolojisidir. Fakat bu yaklasim "bana yeterince buyuk bir kaldirac verin, dunyayi yerinden oynatayim" yaklasimi gibi teoride dogru, uygulamada imkansiz oldugu icin, additive synth'ler kimi enstruman seslerini soyle boyle taklit edebildilerse de hicbir zaman tam olarak basarili olamamislardir.
Bunun yerine, bu aletlerin kendilerine has sesleri genel kabul gormus ve aranir olmaya baslamistir. Virsyn Cube gibi software synth'ler bu eski analog additive synth'leri sanal ortamda taklit ederler.
Yaklasimin basarisiz olmasinin nedeni, karmasik bir ses sinyalinin birbiri ustune binmis yuzlerce sinus dalgasindan olusmasidir. Oysa tipik bir synth'in icinde 4 adet dalga ureteci (osilator) vardir. Kaldi ki yuz tane osilatorun olsa bile, bunlarin herbirini teker teker programlayacaksin, her birinin frekansi, ADSR parametreleri (bkz Mahcem'in yukaridaki yazisi) detuning orani falan filan tam olacak da, tusa bastigin zaman piyano sesi elde edeceksin. Ne gerek var?
subtractive synthesis bu da tam tersi, sesleri teker teker birbirinin ustune bindirmekle ugrasmayalim, icinde tum frekanslari barindiran "white noise" ile baslayip bunu filtrelerle falan sadelestirip ise yarar hale getirelim yaklasimiyla yola cikan bir ses sentezleme teknolojisidir. White noise, radyoda istasyon ayari yaparken bos bir frekansa gelip durdugunuzda duydugunuz gurultu gibi bir seydir. Bunu istedigin kadar trasla, kes, bic yine de viyolonsel sesine ulasamazsin. Nitekim ulasilamamistir da. Fakat additive aletlerde oldugu gibi bunlar da kendi tuhaf sesleriyle begenilmis ve insanlik onlari olduklari gibi, gunahlariyla sevaplariyla sevmeye, ille de viyolonsel sesi cikarmaya zorlamamaya karar vermistir.
Klavyeli calgilarin sahi olan Hammond B-3 (Deep Purple'daki klavyeleri hatirlayin ornegin) teknik olarak additive synthesizer sinifina girer. Bir tusa bastiginiz zaman once o notaya karsilik gelen temel (fundamental) ses uretilir, sonra onun uzerine hangi harmonikten ne kadar bindireceginizi drawbar denen surguleri ayarlayarak belirlersiniz. Sesler boylece ustuste bindirildigi icin additive synthesis yontemi kullanilmis olur.
Tarih: Sal 16.09.2003 23:54 Mesaj konusu: SoundFont
SoundFont: Kısaca midi bankaları gibi diyebiliriz. SoundFont lar oluşturulurken direkt sesin kaynağından bütün notalar veya bazı notalar kayıtedilerek ardıdan digital ses dosyasına (sample) dönüştürülüp oluşturulurlar. Örneğin bir piyano SoundFont dosyası yapılacaksa piyanodaki notalar teker teker kayıt edilir, elde edilen bu kayıtlar programlar ile (Ör: Vienna SoundFont Studio) birleştirilir. Fakat bir kaç nota kayıt edilip pitch-shifting tekniği kullanılarak aradaki notalar elde edilebilir. En önemli özelliği dosya oluşturlurken örneğin piyanoda sesler canlı kayıt edildiği için piyano emülasyonlarından veya plugin lerinden daha gerçekçi ses elde edebilmenizdir. Piyasada ve internette çeşitli SoundFont dosyaları bulablirsiniz; piyano, keman, vurmalı çalgılar, drum kit ler, hatta saz yani aklınıza ne gelirse.
SoundFontlar diğer ses dosyalarınız gibi harddiskinize kopyalanır. Fakat çalınabilmesi için ses kartınızın belleğine yüklenir. Örneğin ses kartınızın belleği 32 MB ise, daha yüksek boyuttaki dosyaları kullanmanız zorlaşacaktır. Fakat bazı programlar (Ör: Megafont) bu sorunun üstesinden gelebilirsiniz. Dosyanın kalitesi ve seslerin kayıtlarının iyi olması dosyanın boyutlarını arttıracaktır. (Burdan boyutu büyükse iyidir mantığını çıkarmayın, tam tersi olma ihtimalide vardır. Daha sonradan indirdiğiniz zaman hüsrana uğramayın. Harcanan zaman da cabası.) Bir keresinde boyutu (açılmış120 MB piyano SoundFont olduğu düşünülürse.
Bazı Sountfont dosyaları kendi şıkıştırma yöntemlerini ve programlarını kullanır. En yaygın olarak SFPack ve sfArk programları kullanılarak şıkıştırılır ve açılırlar. Bu programlar bilinen şıkıştırma programlarından çok daha yüksek sıkıştırma kapasitesine sahiptirler. Bir soundfont dosyasını indirdiğinizde bu dosya bilgisayarınıza paket veya sıkıştırlmış haliyle inecektir:
Son iki dosya türlerinden sfArk compressed SoundFont türü dosyalar, sfArk programı; Packet SoundFound File türü dosyalar ise SFPack programı ile sıkıştırılmıştır. (Diğer ikisini açıklamaya gerek var mı? ) Ve bu programları kullanarak sesleri açabilirsiniz (unpacked). Programların sıkıştırma yetenekleri hakkında bir örnek verecek olursak; internetten bulduğum bir SoundFont dosyasını indirdiğimde boyutu 7,3 MB idi, dosyayı açtığımda ise boyutu 24,5 MB oldu. Zaten internet sitelerinde bu tip dosyaların sıkıştırılmış ve sıkıştırılmamış boyutları bir arada yazılmakta ve dosyaları sıkıştırmak için yukarıda bahsettiğim programlar ile ilgili bilgiler (indirebileceğiniz linkler vs...) de yer almaktadır.
Bu tip dosyalarının en son versiyonunu SoundFont 2.0 Bank (Sf2) dir. (olarak biliyorum)
En son ibanezz tarafından Çrş 17.09.2003 0:47 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Plugin: Başka programlar ile birlikte ve/veya programlardan bağımsız olarak kullanılabilen yazılımlardır. Kullanım alanları açısından efekt vermeye yarayan ve içinde ses bankaları bulunan plugin ler olmak üzere 2 çeşiti vardır. Halen kullanmakta olduğunuz audio editing ve sequencer programlarınızın (eğer destekliyorsa) efekt ve ses çeşitliliğini arttırabileceğiniz yazılımlardır. Müzik programları çeşitli (özellikle VST ve DX) pluginleri destekleyicek şekilde, bazıları sadece kendi plugin lerini bazıları ise hem kendi hemde değişik pluginleri destekleyecek şekilde yazılırlar. Bu yüzden program ve plug in alırken veya kullanırken bunları göz ününde bulundurmanız gerekir. Piyasada değişik işlevlere sahip birçok plugin bulunmaktadır.
DXi plugin: Plugin içindeki sesleri kullanabileceğiniz (plugin) programlardır. Bir nevi ses bankaları diyebiliriz.
DX,DXi ve DXi2 tür pluginler DirectX plugin inidir ve kurulumunda Windows a kendini kaydeder. Bunun için plugin in nereye kurulduğu önemli değildir ve plugin desteği olan programlar otomatik olarak bunları tarar ve kullanmanızı sağlar. Özellikle DX pluginler efekt ağırlıklı olduğu için audio editing yani ses işleme ve sequencer programlarında oldukça yarar sağlar (eğer DX pluginlerini destekliyorsa).
VST plugin: Steinberg in standart efekt pluginleridir. Bu tip pluginler 2 çeşittir. Demin de bahsettiğim gibi efekt ve ses bankaları şeklinde. VST pluginleri de gibi eğer destekliyorsa audio editing programlarında ve sequencer programlarında efekt sağlamak için kullanabilirsiniz.
VSTi (VST2): Kabaca VST pluginleri ile aynı işlevleri görürler.
VST ve VSTi pluginlerini kurduktan sonra programlar ile birlikte kullanabilmesi için dll dosyalarının berlirli klasörlere kopyalanması gerekir. Bu konu ile alakalı, özellikle de Fruity Loops da pluginleri çalıştırabilmenız için yapmanız gerekenleri Fruity Loops 4.3 başlığı altında anlatmıştım.
domokun'un notu: Konuyu daha da netlestirmek icin ufak bir dip not eklemek istedim. DX ve VST plug-in'leri efektlerdir, yani mevcut ses sinyalleri uzerinde islem yaparlar. DXi ve VSTi plug-in'leri ise kendileri ses ureten plug-inlerdir, soft synth'ler gibi (dolayisiyla oradaki "i" harfi "instrument" sozcugunun kisaltmasi oluyor).
Mastering: Mastering'in amacı farklı seviyelere ve tonlara mikslenmiş şarkıları bir albümde bir araya getirirken miksajlar arasındaki seviye ve tonlama farklarını mümkün olduğunca ortadan kaldırıp dinleyiciye kulağı rahatsız etmeden baştan sona uyumlu bir havada bir albüm dinleme zevkini yaşatmaktır.
Mastering miksaj bittikten sonra yapılan bir işlem olup multiband kompresyon, stereo imaj denge kontrolü, Parametrik ve Grafik EQ tonlama, ilave reverberasyon ve normalizasyon gibi aşamalar içerir.
Miksajı yapanla mastering'i yapan kişinin aynı şahıs olmaması ısrarla önerilir. Sebebine gelince:
Miksi yapan şahıs şarkılar arasında bir genel hava dengesi yapmaya çalışırken olaya o âna kadar hiçbir katılımı olmamış birisi kadar objektif olamaz. O yüzden miksajcılar asla mastering'e girmezler. Hepsinin tarzını beğendiği ve uyumlu çalıştığı bir Mastering mühendis tanıdığı vardır, miksleri yaptıktan sonra master bantları olduğu gibi götürür Mastering mühendisleri kimse ona teslim ederler. Gerisine de karışmazlar.
Bir şarkı her yeni bir albüme konduğunda yeniden master edilir. Dolayısı ile miksajı bitmiş bir şarkıyı esas albümüne koyarken bir mastering'e tâbi tuttukları gibi, aynı anda başka bir toplama (compilation) albüme de koyuluyorsa aynı miks başka bir mastering'e tâbi tutulur. Zira her iki albümde yer alan şarkılar birbirlerinden farklı olduğu için Mastering esnasında gözönüne alınması gereken kriterler de değişebilir. Her albüm kendi içinde bir bütündür.
O yüzden bir şarkıyı iki farklı toplama albümden dinlerken kulağınıza gelen şarkı havasında hafif bir farklılık hissetmeniz doğaldır, sebebi budur.
Farklı amaçlara yönelik farklı miksaj ve masteringler yapılabilir. Örnek vermek gerekirse:
Diskolarda veya konser organizasyonlarında kullanılan profesyonel PA sistemlerinde veya high-end denen çok pahalı Hi-Fi sistemlerinde kullanılan hoparlörler 30-35Hz'e kadar inen titreşimleri sese çevirebilecek özelliktedir. Oysa evlerde yaygın olarak kullanılan müzik seti CD player vb. ses sistemlerinin inebileceği en alt sınır 70-80 Hz civarıdır. Dolayısı ile ucuz sistemlerde çalındıklarında bu frekansların altındaki titreşimler istedikleri kadar kuvvetli olsunlar asla kulağımıza ulaşamazlar, zira kullanılan hoparlörler ve kabin tasarımları o kadar geniş aralıklı ve hassas değillerdir. Ancak bu titreşimlerin sese çevrilememesi, sistemin o titreşimlerle mücadele etmeyeceği anlamına gelmez. Sistemden dışarı atılamayan bu titreşimler sistemi yorar ve boğarlar (mesela durup dururken çıkış katını ısıtırlar).
O yüzden genelde tüketiciye satılan CD'lerde kullanılan master'lara ayrı, DJ'lerin ilgi gösterdiği vinyl plakların basımında kullanılan master'lara ayrı mastering yapılır. Hatta modülasyon/demodülasyon esnasında uğradığı doğal kompresyon ve uç frekans kesintilerini tazmin etmek için radyolara gönderilen kopyalara bile ayrı miks ve mastering yapılır.
Bütün olay insan beyninin sesleri nasıl algıladığında biter. Mesela normalde elinizdeki sistem 80Hz'in altındaki dip basları veremiyor olsa bile, bir kayıdın içindeki bas frekansların çıkardığı harmonikleri kuvvetlendirerek ya da o dengelerle oynayarak dinleyicinin kulağında sanki çok dip frekanslar duyuyormuş izlenimi yaratmak mümkündür. O sayededir ki bazan radyo bile dinlerken bazı tür müziklerde dip baslar inanılmaz belirgin ve güzel gelir. Onun sebebi radyonuzun o kadar alt frekanslara cevap verecek kadar kaliteli olması değil, miksaj ve mastering aşamalarında yapılan ufak harmonik ayarlamalarının sizin beyninizde öyle bir halisünasyon yaratmasıdır. Yoksa taşıyıcı dalgaların ve kullanılan modülasyon tekniklerinin getirdiği sınırlamalardan dolayı radyo yayınlarında 90-100Hz'in altındaki titreşimler genellikle hoparlöre dahi ulaşamadan yokolur gider.
Tarih: Prş 18.09.2003 2:22 Mesaj konusu: Desibel, Decibel, dB nedir?
Desibel, Decibel, dB Nedir?
Desibel (dB) elektriksel ve akustik ölçümlerde sıkça kullanılan bir terimdir, iki farklı niceliğin değerlerinin birbirine olan oranını temsil eden bir sayıdır. Bu herhangi bir nicelik olabilir, basınç ya da voltaj gibi.
Daha açık olmak gerekirse Desibel, çok geniş bir ölçüm aralığını çok daha küçük ve kullanışlı bir aralığa ölçekleyip indirmeye yarayan logaritmik bir orandır. Mesela voltaj cinsinden bir desibel ilişkisi şöyle ifade edilebilir:
dB = 20 x log(V1/V2)
20 sabit çarpan, V1 voltajlardan biri, V2 diğeri, log da logaritma 10 tabanıdr.
Örnek:
100 volt ile 1 volt arasındaki ilişkinin desibel cinsinden karşılığı nedir?
dB = 20 x log(100/1)
dB = 20 x log(100)
dB = 20 x 2 (log 100=2 olduğundan)
dB = 40
Bu demektir ki 100 volt 1 volt'dan 40dB daha büyüktür.
Bir örnek daha:
0.001 volt ile 1 volt arasındaki ilişkinin desibel cinsinden karşılığı nedir?
dB = 20 x log(0.001/1)
dB = 20 x log(0.001)
dB = 20 x (-3) (0.001'in 10 tabanına göre logaritması -3 olduğundan)
dB = -60
Bu demektir ki 0.001 volt 1 volt'dan 60dB daha küçüktür.
Aynı şekilde:
Eğer bir voltaj diğer bir voltaja eşitse aralarındaki farklılık 0dB'dir.
Eğer bir voltaj diğerinin iki katıysa aralarındaki fark 3dB'dir.
Eğer bir voltaj diğerinin on katıysa aralarındaki fark 20dB'dir.
Desibel iki değerin birbirine olan oranı demek olduğundan, dB cinsinden verilen bir ölçümün de gerçek ya da sanal bir referansa bağlanması gerekir. Genellikle bu dB değerinin sonuna getirilen bir ekle yapılır, mesela: dBV (1 volt = 0dBV olacak şekilde referans alınarak) veya dB SPL (0.0002 mikrobar = 0dB Ses Basınç Seviyesi/Sound Pressure Level), gibi.
Örneklemek gerekirse 1 volt'un 0dBV olduğu bir ölçümde 2 volt = +3 dBV, 10 volt = +20dBV iken, 0.5 volt = -3dBV ve 0.1 volt = -20dBV olur.
Desibel'in belli ses ölçümlerinde çok kullanışlı olmasının bir sebebi, bu ölçekleme sisteminin insan işitme hassasiyetinin karakteristiğine çok yakın olmasıdır.
Örnek olarak, 1dB SPL'lik bir değişme ses yüksekliğinde insanın algılayabileceği en küçük aralığa denk gelirken 3dB SPL'lik bir değişme genel olarak algılanabilir. 6dB SPL'lik bir değişme bariz olarak farkedilir ve son olarak 10dB SPL'lik bir artış "iki katı daha yüksek" olarak algılanır.
ibanezz'in baslattigi plug-in konusuna devam edelim. Geriye kalan plug-in formatlari pek yaygin degildir, VST ve DX formatlarindaki gibi degisik programlar tarafindan desteklenmez. O yuzden belki bunlari hic kullanmayacaksiniz. Ama bir yerlerde gorup de "bu da ne?" diye merak ederseniz domokun merakinizi gideriyor, hem de alfabetik sirayla:
Audio Units: Apple'in Mac OS X (isletim sistemi) ile uygulamaya basladigi yeni bir plug-in formati. Isletim sistemiyle ileri duzeyde entegrasyon ve low-level (donanima yakin duzeyde) calisma ozelligi dolayisiyla yuksek performans ve dusuk latency saglayacagi iddia ediliyor. Apple bir gun Mac icin yazilan tum plug-in'lerin bu formata uyumlu hale gelmesini hedefliyor, ama yazilim sirketleri kendi formatlarina o kadar sure yatirim yaptiktan sonra onlari terkederler mi bekleyip gorecegiz.
MAS: (MOTU Audio System) MOTU tarafindan gelistirilen yazilimlarda kullanilan plug-inlere verilen ad. Bir baska deyisle Digital Performer veya Audio Desk kullanmiyorsaniz hic karsilasmayacaginiz bir format.
RTAS: (Real Time Audio Suite) Digidesign yazilimlarinda kullanilan plug-in formati. Bu formata uygun olarak yazilan plug-inler, alistigimiz uzere, islerini gormek icin bilgisayarin mikro islemcisini kullanirlar. Dolayisiyla eger Pro Tools'un free versiyonunu kullaniyorsaniz bu formatla tanismis olmaniz gerekir.
TDM: (Time Division Multiplexing) Bu da Digidesign yazilimlarinda kullaniliyor, ancak RTAS'den farkli olarak bilgisayarin islemcisini degil, Digidesign tarafindan uretilen ve PCI karti olarak bilgisayara monte edilen veya haricen kullanilan donanimlar uzerindeki islemcileri kullaniyor. Dolayisiyla bu sistemle donatilmis bilgisayarlarda ayni anda kullanabileceginiz kanal ve efekt sayisi, ve tabi bu kanallarin ve efektlerin cozunurlugu, ciddi bicimde artiyor. Profesyonel uygulamalarda kullanilan pahali bir sistem oldugunu soylemeye gerek yok. Ama soyledik artik.
Kayıt: Aug 12, 2003 Mesajlar: 4129 Nerden: http://www.marsyapim.com/ myspace.com/atalayant
Tarih: Prş 18.09.2003 23:15 Mesaj konusu:
Time Based Effects - Zaman bazlı efektler: Gelen sinyali belirli zaman aralıklarıyla tekrar eden ve bu şekilde ister doğal oda efekti, ister dağlardaymış gibi ortam yaratma, veya isterseniz alternatif artistik efektler yaratan prosesörlerdir. Bunlar en kısa zaman aralığından en uzuna kadar sırasıyla; reverb, flange, eko ve delay'dir.
Normal insan kulağı 30ms'ye kadar ard arda gelen iki sesi ayırt edemez diye yazar kitaplar. Çok katılmıyorum ama bu bilgiyi baz alarak 30ms'ye kadar olan efektlerin içine reveb 0-0.9ms ve flanger'ı 1ms-15ms alabiliriz. Flanger 15 ms'den sonra etkisini yitirmeye başlıyor ve psikoakustik olarak tam bir doubling (ikileme) efekti oluşturuyor. Örnek: Mono olan tek bir vokali iki kişi aynı anda söylüyormuş efekti vermek için mono kayda stereo eko açın. Biri tam sol pan ve dry, biri tam sağ ve wet olarak 16 ms'lik bir gecikmeyle eko verin.
16ms ve sonrasında kısa aralıklı takrarlar eko ve daha uzun aralıklara delay (gecikme) efektlerini tanımlayabiliriz.
Zaman bazlı efektler halen geliştirilmekte ve ilginç artistik efektler yaratmak için kullanılmaktadır.
Bu yukarıda bahsedilen "Pass" filtrelere ilaveten bir de "Cut" filtreleri vardır.
LCF ya da Low Cut Filter: Alt frekansları kesen filtre.
HCF ya da High Cut Filter: Üst frekansları kesen filtre.
Şimdi, aklınıza şöyle bir soru gelebilir: "Yahu, HCF ile LPF aynı işi yapmıyor mu?" ya da "LCF ile HPF aynı işi yapmıyor mu? Öyleyse niye şuna Alçak Geçiren Filtre deniyor da Üstleri Kesen Filtre denmiyor?"
Bu farklılığın sebebi filtrenin sinyal hattına seri mi yoksa sinyal ile sıfır hattı (ground) arasına paralel mi bağlandığında yatar.
Eğer filtre sinyal hattına seri bağlandıysa Pass Filter / Geçiren Filtre adını alır.
Eğer filtre sinyal hattı ile sıfır arasına paralel bağlandıysa Cut Filter / Kesen Filtre adını alır.
Filtre, titreştiği frekansta gelen sinyalleri üzerinden geçirir, diğer geri kalan bütün frekanslara karşı direnç gösterir.
Eğer filtreyi sinyal hattına seri bağlarsanız, filtre sinyalin sadece filtre titreşim frekansına denk kısmını üzerinden geçirecek, sinyalin diğer kısımlarını bloke edecektir (Geçiren Filtre).
Eğer filtreyi sinyal hattı ile şase arasına paralel bağlarsanız bu sefer sinyalin filtre titreşim frekansına denk olan kısımları filtre üzerinden şaselenecek, yani çökecek, sinyalin geri kalanı ise hiçbir engelle karşılaşmadan yoluna devam edecektir (Kesen Filtre).
Sampler: Türkçe karşılığının "örnekleyici" olarak çevrilmesinde sakınca yoktur.Güncel olarak samplerlar 2 ye ayrılırlar.
Software Sampler:Bilgisayarın mevcut donanımını kullanarak,hardware samplerların emülasyonu şeklinde çalışırlar.Günümüzde çok başarılı soft samplerlar bulunmaktadır.Küçümsenmeyecek kadar albümde,yazılım tabanlı örnekleyiciler kullanılmıştır.
Hardware Sampler:Üzerindeki yazılımın en iyi şekilde kullanılmasına yardımcı olacak tüm donanım bileşenlerine sahip mödüllerdir.Bana göre softsamplerdan farkı ihtiyacınız olduğunda,birinin kafasına fırlatabilme imkanınız olmasıdır.
Basitçe Nasıl Çalışırlar?
Gönderdiğiniz midi mesajları doğrultusunda,yüklenmiş/kayıt edilmiş örnekleri çaldırırlar.Midi'nin taşıdığı bilgi yoğunluğu sayesinde inanılması güç doğallıkta kurgular yaratılabilir.
Tercih:Parçalarda 1-2 lead,pad,piano kullanırım gerisini grubumun elemanları veya ben hallederim diyorsanız.Müziğin anatemasını midi ve başvurduğu ses kütüphaneleri ile yapmıyorsanız.Sizin için Hardware sampler gerçekten lüks olacaktır.Hardware sampler "ben yalnız çalışırım" diyen müzisyenlerin ve aranjörlerin tercihi olmalıdır.Tabi bu software samplerlarla iyi neticeler alınamayacağı anlamınada gelmez.
Örnek Uygulama:Sampler'a mikrofonumuzu takıyoruz.Alıyoruz akustik gitarımızı elimize.Başlıyoruz klavye karşılıklarına göre nota-nota kayıtlarımıza.Ne kadar çok oktavda kayıt yaparsak o kadar iyi.Çünkü sampler ın c4 ü c1 e örneklemeye çalışması pek iyi netice vermeyebilir.Notadan notaya geçişlerde uygulanacak ses karakteristiği değişikliklerinden-pitchbend,ribbon controller vs.konum hareketlerine göre uygulanacak farklılıkları tayin ettikten sonra basitçe örneklememizi sonlandırabiliriz.
- Joystick X konumundayken,aynı notaya yaptığımız slap sesi çaldır.
- Velocity 110 u geçtikten sonra eq devreye sok ve sesin frekansını incelt gibi...
Yakında merak eden arkadaşlarımız için synth bir cihazdan çıkan elektro gitar sesine link vermek istiyorum.
Kısaca sample ne kadar iyi bir şekilde oluşturulduysa sampler o kadar iyi netice veriyor.
Sample hazırlama örneğini vermemin tek sebebi,samplerın ne kadar sanal bir yapı da olsa,o kadar doğallık sağlanabilmeye imkan tanıyabilecekte bir platform olması.
Saygılar,başarılar...
Ses Spectrumları: Çalgılar basit sesleri değil, müzik sesi denilen, bir çok basit sesten meydana gelen ses kümelerini oluştururlar. Dalga sentezleyici cihazlar ile müzik sesinin içindeki basit seslerin frekansları (Hz) ve bağıl şiddetleri (dB) grafiklerle anlatılırlar. Yatay eksen frekansları, düşey eksen de şiddeti gösterir. Her enstrumanın kendine özgü, bir frekans spectrumu vardır. Şimdi akla bir soru gelebilir; 400 Hz'lik La sesini duyuran bir kemençe ile 440Hz'lik La sesini duyuran bir Tamburun ses spectrumu aynı mı? Elbette ki farklıdır.
İkisinin birbirinden farklı olmasının sebebini ise şöyle açıklayabiliriz;
Her enstrumanın ses üreten bir rezanatörü vardır, kemanın göğüs tahtası, nefesli enstrumanlarda borudaki hava sütünu gibi. Bir telli çalgının ses spectrumu, hiçbir zaman tellerin yalnız başına sahip olduğu ses spectrumuna özdeş değildir. Bunun nedeni tellere bağlanmış bir sistem olan rezanatörün titreşimidir.
EQ'da bir tonlama yapılacaksa ses spectrumları referans alınır. Rezanatörün yanıt eğrisi, çalgının değişmeyen karakteristiğidir. Belli bir çalgının rezanatörü, örneğin; 1000 Hz dolayında etkili bir rezonans gösteriyorsa, temel frekansı 1000 Hz'den küçük olan hangi ses çalınırsa çalınsın ve bu sesin spectrumu nasıl olursa olsun, rezanatör, selenlerin içinde frekansı 1000 Hz'e yakın olanları çok kuvvetlendirecek demektir.
Bir rezanatörün belirli bir frekans aralığındaki sesleri kuvvetlendiren rezonans bölgelerine formant deniyor. Bir çalgıdaki rezanatörün formantları, çalgının bütün sesleri için aynıdır. Oluşturulan temel ses ne olursa olsun rezanatör hep aynı bölgelere rastlayan selenleri kuvvetlendirir. Bu değişmezlik beyinde aynı çalgı durumunu uyandırır.
Tarih: Cmt 08.11.2003 0:39 Mesaj konusu: Single Ended Noise Reduction - Tek yönlü Gürültü Azaltma
Single Ended Noise Reduction Units (Tek Yönlü Gürültü Azaltma Üniteleri):
Bu tip sistemler temel olarak frekans bağımlı expander veya noise gate olarak işlem görürler (Symetrix; Model 511).
Dinamik Expander voltaj kontrollü bir ampli ve tarayıcı bir devreden oluşur.
Expander sinyal threshold noktasının altına düşer düşmez tüm bant genişliğindeki gürültüyü arttırır.
Sonraki görev ters çalışan filtreye geçer. Filtre sinyalin yüksek frekanslarını inceler. Yüksek frekans enerjisinin yokluğunda bant genişliği 2 KHz e kadar düşürür. Yüksek frekansların dönmesiyle sinyalin önemli bir bölümünü geçirecek kadar tekrar açılır.
Noise Gate maskeleme prensibiyle çalışır. Sinyal threshold seviyesini altına düşer düşmez göreceli olarak çıkışını kapatarak gürültü bölümlerini program dışı bırakır.
Tüm saatler GMT + 3 Saat Sayfa 1, 2, 3, 4, 5Sonraki
1. sayfa (Toplam 5 sayfa)
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız