Bu foruma yazan her üye, forum kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılır. Bu kurallara uyulmadığı takdirde mesajlarınız silinebilir, taşınabilir ve siteden uzaklaştırılabilirsiniz.
Kayıt: Aug 31, 2007 Mesajlar: 440 Nerden: Dinden uzak yerlerden...
Tarih: Cmt 26.04.2008 12:41 Mesaj konusu:
Şimdi Heavy Metal ile din kavramlarının beraber kullanımının nedense ayırmaya yönelik olduğunu gözlemleyebiliyorum.Heavy Metal elbetteki bir protest akımdır arkadaşlar.Bu din üzerine de olabilir.Pentagram'a gelince.Nedense savunma yapma ihtiyacı güddüm.
Pentagram ismiyle dindarlık olmaz manasında bir muhabbet dönmüş yukarda.Yanlışlığın böylesi.Bir kere BİR şarkısını dinleyip ne dindar diyebilirsiniz ne de PENTAGRAM ismini kullanıyor diye de satanist damgası vurabilirsiniz.İsteğim önce uygulamaların sebeplerini öğrenmenizdir. _________________ POPÇULAR DIŞARI ! Pentagram / Mezarkabul Fan Sitesi www.puratu.org
ANTİ RAP ; ` ŞEYTAN ` I NİYE YAKMADIN CEHENNEMİN VAR DA SENİN !
[ YALNIZ GÖZYAŞLARIN YIKAR , RUHUNDAKİ GÜNAHLARI ! ]
son cumlene katılmamak elde degıl,bır kısı eger ateıstse ve bunu her yerde dıle getırıyorsa,benım gozumde bır sovmenden baska bır sey degıldır,aynı sey dın ıcınde gecerlıdır,kıbır ıcın namaz kılan bır ınsanın,elde ettıgı hıc bır sey yoktur aslında,Allah katında.
eski bir mesaj ama konusmadan edemem. burada oturmus biseyler tartısıyorsun ama konustugun lafa bak. ateist olan adam ateistliğini söyleince sana niye küfür gibi geliyor ki ? SANANE ? müslümanlıgını yada dinini inandıgını söyleyince sana göre hava hos cünkü sagını solunu göremiosun bakamıyosn bile....ama birisi sana aykırı yaptıgı zaman küfür ha?İnşallah bu mesajımı da sana karsı yazdım diye küfür sanmazsın.sanarsan da helal olsun harbiden sövdüm say öle bişi aklından gecerse....
son cumlene katılmamak elde degıl,bır kısı eger ateıstse ve bunu her yerde dıle getırıyorsa,benım gozumde bır sovmenden baska bır sey degıldır,aynı sey dın ıcınde gecerlıdır,kıbır ıcın namaz kılan bır ınsanın,elde ettıgı hıc bır sey yoktur aslında,Allah katında.
eski bir mesaj ama konusmadan edemem. burada oturmus biseyler tartısıyorsun ama konustugun lafa bak. ateist olan adam ateistliğini söyleince sana niye küfür gibi geliyor ki ? SANANE ? müslümanlıgını yada dinini inandıgını söyleyince sana göre hava hos cünkü sagını solunu göremiosun bakamıyosn bile....ama birisi sana aykırı yaptıgı zaman küfür ha?İnşallah bu mesajımı da sana karsı yazdım diye küfür sanmazsın.sanarsan da helal olsun harbiden sövdüm say öle bişi aklından gecerse....
herkes karşısındakini etkilemeye çalışmadan kendi dini görüşünü açıklayabilir.kendi görüşünü açıklarsın karşındaki mantıklı bulursa zaten sana katılır inancın ne olursa olsun ama telkinde bulunmak içten pazarlık ayrı birşey.ben böyleyim dersin ama sen böyle ol dememelisin bu kimseye küfür gibi gelmemeli. _________________ yılandan korkmam klimayı kapattıran çalışan kadın modelinden korktuğum kadar
satılık gibson maestro flaying v -15" crt monitör behringer EQ 40 YTL http://www.turkrock.com/post1477834.html#1477834
Kayıt: May 07, 2004 Mesajlar: 774 Nerden: İstanbul
Tarih: Pzr 04.05.2008 2:42 Mesaj konusu:
Arkadaş şovmen demek istedi herhalde ama ingilizce karakter kullandığı için sövmek gibi anlaşıldı.
Bence birisinin ateist müslüman ya da budist olduğunu söylemesi gayet doğal bu arada. İsterse günde 5 kere de söyleyebilir ne var ki _________________ Vitam Impendere Vero
Kayıt: Jan 28, 2008 Mesajlar: 195 Nerden: Istanbul
Tarih: Pzr 04.05.2008 11:20 Mesaj konusu:
Katılıyorum sonuçta o kendi inancı.Neye inanırsa inanır, kendi iradesi ve düşüncesi bu. _________________ Belirsizim Takip Edemezsin,Bulutların Üzerindeyim,Havada Geziniyorum.Benim Neyi İstediğimi Bilemezsin.Boşuna Uğraşma Beni ASLA ama ASLA Çözemezsin!!!
www.ıcedearth-tr.com
Kayıt: Aug 31, 2007 Mesajlar: 440 Nerden: Dinden uzak yerlerden...
Tarih: Pzr 04.05.2008 19:56 Mesaj konusu:
edizkralll demiş ki:
AnGeLoFwOrDs demiş ki:
son cumlene katılmamak elde degıl,bır kısı eger ateıstse ve bunu her yerde dıle getırıyorsa,benım gozumde bır sovmenden baska bır sey degıldır,aynı sey dın ıcınde gecerlıdır,kıbır ıcın namaz kılan bır ınsanın,elde ettıgı hıc bır sey yoktur aslında,Allah katında.
Sadece gülüyorum.
Ama bu tür düşüncelere sahip insanlar her zaman oldğu için abartmaya gerek olmadığını düşünüyorum. _________________ POPÇULAR DIŞARI ! Pentagram / Mezarkabul Fan Sitesi www.puratu.org
ANTİ RAP ; ` ŞEYTAN ` I NİYE YAKMADIN CEHENNEMİN VAR DA SENİN !
[ YALNIZ GÖZYAŞLARIN YIKAR , RUHUNDAKİ GÜNAHLARI ! ]
Yüzyıllardır din kavramı bazı kişilerin elinde toplumu kendi çıkarları doğrultusunda yönlendiren bir çeşit uyuşturucu araç haline gelmiştir. Sevgili Murat Net "umut" adlı şarkısında fakirin ekmeği demek suretiyle insanların bu ihtiyacını anlatmaya çalışmıştır. Politikacılar da bu ihtiyaçtan yola çıkmak suretiyle din 'i siyasi silah haline dünüştürerek kendilerine çıkar sağlama yoluna gitmişlerdir. İşte rock dine karşı değil vicdan sömürüsüne (istismarına) karşıdır. Bunu birbirine karıştırmamak gerek ! Bu yoldan kendine çıkar sağlamak isteyen kişiler yüzyıllardır aynı oyunlarla karşımızdadır. Bunlara karşı tek yol Rock'n Roll..Long Live Rock'n Roll...
Yanlız şunu da belirtmeliyim ki rock sadece dinsel istismara değil her alandaki istismara karşıdır!!!! Buradan çıkan sonuç rock'daki anarşistlik kavramı bölücü, yıkıcı değil yapıcı, birlleştirici,bilinçlendirici bir kavram. Eğer politikacıların gözünde anarşistsek sonuna kadar................
En son bado66 tarafından Prş 22.05.2008 23:50 tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Kayıt: Aug 31, 2007 Mesajlar: 440 Nerden: Dinden uzak yerlerden...
Tarih: Cum 08.08.2008 16:27 Mesaj konusu:
Zaten farklı güçlerin müziği aracı kullanarak yapmak istedikleri şeylerin gösterimi değil mi bunlar.Fazla takılmak gereksiz. _________________ POPÇULAR DIŞARI ! Pentagram / Mezarkabul Fan Sitesi www.puratu.org
ANTİ RAP ; ` ŞEYTAN ` I NİYE YAKMADIN CEHENNEMİN VAR DA SENİN !
[ YALNIZ GÖZYAŞLARIN YIKAR , RUHUNDAKİ GÜNAHLARI ! ]
tuhaf bi tartısma alanı olmus dinli olmak yada dınsız olmak muzıkle bagdastırılamıyacak bişey ama anlamadığım bişey var dinli olmak bişeylerın olduguna inanmaksa ateist olmak da bişeylerin olmadığına inanmak deilmidir çaprasık bi durum sonucta inanmıyacak bişey olmuyo ortada...
Bütün dinler müziği (Meditatif) bir öge olarak kullanmışlardır ve kullanırlar yada aslında içiçedirler en başından tutmuşlardır suyu örneğin tanrıların hepsi edebiyatçıdır adeta kitap yazarlar,not tutarlar defterleri vardır ne enteresan değilmi. ??
Bugün de aynıdır hikaye müzik yüzünden falanca dinde karar kılanları hepimiz biliyoruz kostümler,kılıklar,bakışlar,abuk sabuk fikirler,hikayeler,evraklar.yazılar yok işaretler sonu gelmez biryığın dünyevi materyaller zart zurt vs vs vs.
Rock müzik sol çıkışlıdır arkadaşlar bilenler bilir ne anlatalım şimdi Beatles tan başlayalımmı anlatmaya .
“İKTİDAR HALKA!”
Ne kadar gerçeklikle yüzleşirsek, devrin esas programının gerçekdışılık olduğunun farkına o kadar çok varıyoruz. Kendimiz ne kadar daha fazla gerçek hale gelirsek, o kadar çok istismara uğruyoruz, bu yüzden, sanki bir köşeye atılma duygusuna benzer bir tepkiyle daha fazla radikalleşiyoruz.
Tarık Ali: Bir Beatle olarak size dayatılan rolden kopmaya ne zaman başladınız?
John Lennon: Beatle olmanın en çok revaçta olduğu zamanlarda bile ben buna karşı durmaya çalıştım; George (Harrison) da aynısını yapmaya çalışıyordu. Biz Amerika’ya birkaç defa gittik, Epstein her zaman için Vietnam hakkında hiçbir şey söylemiyoruz diye bize çıkışır dururdu. Sonra George’la benim, “Dinleyin, bize aynı soruyu bir kez daha soracak olurlarsa, bu savaştan hoşlanmadığımızı, bunun açıkça ifade edilmesi gerektiğini düşündüğümüzü söyleyeceğiz,” dediğimiz bir noktaya geldik. Çok geçmeden bunu yaptık da. Gerçi o sıralarda bu şekilde davranmak -özellikle Fab Four [Aşmış Dörtlü] için- oldukça radikal bir tutumdu. Benim şahsen bayrağı biraz sallamaya kalkıştığım ilk örnekti. Ama siz de hatırlarsınız ki, ben kendimi her zaman baskı altında hissetmişimdir. Hepimizin üstünde -bilhassa müthiş hızlı bir tempoda çalışır, sürekli turnelere çıkar, efsaneler ve hayallerle örülmüş bir kozanın içinden çıkmadan yaşarken- öylesine ağır bir basınç vardı ki, kendimizi doğru düzgün ifade etme fırsatını bile bulamıyorduk. Sezar olduğunuz zaman, herkes sizin harika olduğunuzu söylerken, bütün güzel ve tatlı şeylerle genç kızları üstünüze üstünüze iterlerken bunları elinizin tersiyle bir kenara atmanız ve ‘tabii ki ben kral olmak istemiyorum, gerçek olayım yeter’ demeniz çok zordur.
Robin Blackburn: İnsanları kendi sefaletleriyle yüzleştirmek istemediğine, içinde bulundukları halin sebeplerini bulup ortaya çıkarmaya çalışmak yerine dünyaya uyum sağlamaya itmeyi tercih ettiğine göre, onun fikirlerinde Laing’le uyuşan bir şeyler olmalı.
John Lennon: Doğrudur, onun tarzı, çocukluğunuzdan beri içinizde biriktirdiğiniz acıyı hissettirmeye dayalıydı. Bütün dinsel mitlerin gerçekten kökünü kazımak istiyorsam bunu yapmam gerekiyordu. Terapi sırasında gerçekten hayatınızın her acılı anınızı tekrar yaşıyorsunuz –bu çok eziyet verici bir durum, acınızın iyice farkına varmaya zorlanıyorsunuz, içinizde uyanmış olan duyguların kalbinizi küt küt attırmaya başlamasıyla her tarafınızı bir korku kaplıyor; acının kaynağının gökyüzünden düşen başka birisi falan değil, her şeyinizle siz olduğunu görüyorsunuz. Acının kaynağı, anne babanız ve çevrenizdeki insanlar. Bunun farkına vardıkça her şeyin paramparça olup yıkılmaya yüz tuttuğunu anlıyordum. İşte, bu terapi benim Tanrı’ya bağlanan bütün zırvalıklarla bağımı kesmeye zorladı. Yetişme çağındayken hiçbirimiz, katlanmak zorunda olduğumuz çok fazla acıyı sindirmekten kaçamayız. O duygularımızı bastırıp durmamıza rağmen acı hep oradadır, kalır. Hissettiğiniz en koyu acı da, istenmiyor olmanızdır, anne babanızın sizin onlara duyduğunuz şekilde size ihtiyaçlarının olmadığının farkına varmanızdır. Ben çocukken çirkinliği görmek istememe, istenmediğimi görmeyi istememe gibi haller yaşamıştım. Bu sevgisizlik gözlerime ve zihnime yerleşti. Janov sizinle konuşurken hiç bunlardan bahsetmiyor, ama size bunları hissettiriyor –kendinizin tekrar aynı duyguları yaşamasına izin verince de aslında terapinin yükünün çoğunu kendiniz sırtlamış oluyorsunuz. Uyanıp da kalbiniz çan tokmağı gibi çarpmaya başladığında, göğsünüzün sıkıştığını hissettiğinizde ya da başka türden bir saplantı geliştirdiğinizde, aklınızın acıya takılmasına izin vermeniz gerekir ve acının kendisi, asıl olarak sizin onu bedeninizin içinde bastırmanıza sebep olan belleği dışarı kusar. Bu şekilde acı, tekrar bastırılmak yerine doğru kanala gitmiş olur; sanki bir hap almışsınız ya da duşa girip çıkmışsınız da kendi kendinize ‘evet, bu iyi geldi’ demişsiniz gibi.
Tarık Ali: İşçi sınıfına kendine güvenme duygusu aşılanmalı. Bu salt propagandayla başarılamaz –işçiler harekete geçmeliler, kendi fabrikalarının idaresini devralmalılar, kapitalistlere siktir çekmeliler. Fransa’da Mayıs 1968’de gerçekleşmeye başlayan şey budur... Orada işçiler kendi güçlerini hissetmeye başladılar.
John Lennon: Ama Komünist Parti bu doğrultuda hareket etmedi, öyle değil mi?
Robin Blackburn: Hayır, etmedi. 10 milyona yakın işçi grevdeyken, Paris’in göbeğinde yapılan muazzam derecede kalabalık mitinglerden birine önderlik edip, onu bütün hükümet binalarıyla kurumların toplu işgaline dönüştürebilirlerdi, De Gaulle’ü yerinden atıp, Komün ya da ilk kurulduğu haliyle Sovyetler gibi yeni bir halk iktidarı kurumu yaratabilirlerdi –böylece gerçek bir devrimi başlatmış olurlardı, ama Fransız Komünist Partisi bundan ürktü. Onlar işçilerin inisiyatifi kendi ellerine almalarını teşvik etmek yerine, tepede bir uzlaşma sağlamayı tercih ettiler...
John Lennon: Harika... Ama tam bu noktada bir sorun var bence. Bütün devrimler, hepsi de entelektüel olan bir Fidel -ya da Marx ya da Lenin ya da başkası- sesini işçilere ulaşmayı başarabildiği zaman gerçekleşti. Birlikte iyi bir profil oluşturuyorlardı ve işçiler de baskıcı bir devlette yaşadıklarını anlamış gibiydiler. Yine de bu örnekte henüz uyanmış değiller, hâlâ doğru cevabın araba ve televizyon sahibi olmak olduğuna inanıyorlar. ... Solcu öğrencileri alıp, onları işçilerle konuşturmanız gerekiyor, bunları anlatsınlar diye The Red Mole’la ilişkili okul öğrencileri bulmanız gerekiyor.
Tarık Ali: Çok haklısınız, biz de bunu yapmaya çalışıyoruz ve bu yolda daha fazla çaba harcamalıyız. Hükümetin uygulamaya koymaya çalıştığı yeni Çalışma Yasası, işçilerin neler olup bittiğinin daha iyi farkına varmasını sağlayacak...
John Lennon: Ben bu yasanın etkili olabileceği kanısında değilim, ayrıca onu uygulamaya koyabileceklerini ve işçilerin bu şekilde işbirliği yapabileceklerini de tahmin etmiyorum. Bence Wilson hükümeti büyük bir hayal kırıklığı oldu, ancak bu Heath takımı onlardan da kötü. Yeraltındaki örgütlenmelere yönelik saldırılar süreklileşti, siyah militanlar kendi evlerinde bile yaşayamaz hale geldiler, ayrıca Güney Afrikalılara daha çok silah satıyorlar. Richard Neville’in söylediği gibi, Wilson ile Heath hükümetleri arasında ancak bir gram fark olabilir, ama işte biz de o bir gramın üstünde hayatlarımızı sürdürüyoruz...
Tarık Ali: Söylediğinizden pek emin değilim; İşçi Partisi hükümeti ırkçı göç politikalarını hayata geçirdi, Vietnam savaşını destekledi ve sendikalar aleyhine yeni bir yasa çıkarmayı umut ediyordu.
Robin Blackburn: Bizim İşçi Partisi hükümeti ile Muhafazakâr Parti hükümeti arasındaki bir gramlık kesitte hayatımızı sürdürdüğümüz doğru olabilir, fakat bu, gücümüzü toplayamadığımız ve hiçbir şeyi değiştiremediğimiz sürece doğrudur. Eğer Heath bizi o bir gramlık yerin dışına atlamaya zorlarsa, muhtemelen öyle bir amaç gütmediği halde hayrımıza bir adım atmış olur...
John Lennon: Evet, ben de sizinle aynı şeyi düşünmüştüm. Bu bizi, başka insanların başına gelen şeyleri görüp öğrenmek zorunda kalacağımız bir köşeye sıkıştırıyor. Ben Morning Star’ı [komünistlerin gazetesi] düzenli olarak, hâlâ bir umut olup olmadığını anlamak için okurum, ama anlaşılan bunlar 19. yüzyılda kaldı. Sanki orada yazılanlar güçten kuvvetten düşmüş, orta yaşlı liberaller gözetilerek kaleme alınmış. Bizse genç işçilere ulaşmaya çalışmalıyız, en idealist fikirlerin peşine düşüp en az korkuyla hareket edecek kesimler genç işçilerdir çünkü. İşçiler onlara yaklaşamayacakları için, devrimciler bir yolunu bulup işçilere yaklaşmayı becermelidirler. Ancak nereden başlanacağını kestirmek her zaman için zor bir iştir, hepimizin içinde bizi durduran bir güç var. Benim açımdan sorun, kendimi daha fazla gerçek hissetmeye başladıkça, işçi sınıfından gelen insanların çoğundan daha fazla uzaklaşmam; anlarsınız, onlar Engelbert Humperdinck’ten falan hoşlanırlar. Şimdi bizim plaklarımızı satın alanlar, öğrenciler; sorun da burada yatıyor. Artık Beatles, dört ayrı kişi; bir aradayken yaptığımız aynı etki gücüne sahip değiliz...
Robin Blackburn: Şimdi çok daha az insana ulaşıyor olsanız bile, etkiniz muhtemelen daha güçlü ve isabetli olabilir.
John Lennon: Orası öyle, saptamanız yerinde olsa gerek. İlk başta, işçi sınıfından insanlar bizim seksten açıkça bahsetmemize tepki göstermişlerdi. Çıplaklık onları ürkütüyordu, başkalarıyla aynı baskılarla örülü bir hayatları vardı. Belki de, Paul iyi bir çocuk, ondan zarar gelmez, diye düşünüyorlardı. Yoko’yla ben evlendiğimizde, korkunç derecede ırkçı mektuplar almıştık –Yoko’nun boğazımı keseceğini söyleyerek uyarıyorlardı beni! Bu içerikteki mektuplar esas olarak Aldershot’ta yaşayan askerlerden gelirdi. Bilhassa subaylardan. Şimdiyse işçiler bize karşı daha dostane tutumlar içindeler, belki de bir şeyler değişiyor. Bana öyle geliyor ki, öğrenciler artık yarı uyanık durumda, işçi kardeşlerini de uyandırmaya çalışıyorlar. Eğer kendi bilincinizi önünü açmazsanız, o bir noktada gene kapanır gider. Dolayısıyla, asıl yapılması gereken, öğrencilerin işçilerle temas kurmalarını ve onları söylediklerinin gevezelikten ibaret olmadığı konusunda ikna etmelerini sağlamak. Kapitalist basın hemen her zaman için sadece Vic Feather gibi sözcülerinin tekrarlayıp durduğu şeyleri aktarmayı tercih ettiğinden, işçilerin gerçekte ne düşündüklerini anlamak kolay bir iş değildir gerçi. Onun için bence en doğru yol, onlara, bilhassa genç işçilere doğrudan seslenmektir. Neye karşı olduklarını bildiklerini düşünerek onlarla yola çıkmamız şart. Ben bu inancıma dayanarak albümümde okulla ilgili bir şeyler söylüyorum, insanları kendilerini kuşatan çerçeveyi kırmaya, okulda itaatsizlik etmeye, dillerini tutmamaya ve yetkilileri aşağılamayı sürdürmeye özendirecek sözler ekliyorum.
Yoko Ono: Biz gerçekten çok şanslıyız, John’la ben kendi gerçekliğimizi yaratabiliyoruz, ama önemli olanın başka insanlarla temasa geçmek olduğunun da bilincindeyiz.
John Lennon: Ne kadar gerçeklikle yüzleşirsek, devrin esas programının gerçekdışılık olduğunun farkına o kadar çok varıyoruz. Kendimiz ne kadar daha fazla gerçek hale gelirsek, o kadar çok istismara uğruyoruz, bu yüzden, sanki bir köşeye atılma duygusuna benzer bir tepkiyle daha fazla radikalleşiyoruz. Ama keşke bizim gibi insanlardan daha çok olsaydı, diye düşünmeden de edemiyoruz.
Yoko Ono: İnsanlarla, özellikle de Mevcut Düzen’le iletişim kurarken geleneksel usullerle hareket etmemelisiniz. Tamamen yeni bir kapsamda yeni şeyler söyleyerek insanları şaşırtmalıyız. Bu tür bir iletişim kurmak, sadece sizden beklenen hareketleri yerine getirmekle sınırlı kalmamanız kaydıyla, fantastik bir güç taşıyabilir.
Robin Blackburn: İletişime geçmek, bağ kurmak, bir hareket inşa etmek açısından hayati önem taşır, fakat aynı zamanda halka dayalı bir güç geliştiremediğiniz sürece eninde sonunda gücünü kaybeder.
Yoko Ono: Şiddetten başka seçme şansının bulunmadığının görülmediği Vietnam ne zaman aklıma gelse derin bir üzüntüye kapılıyorum. Bu şiddet, yüzyıllardır kendini yenileyerek sürüyor. İletişimin büyük ölçüde hızlandığı günümüzde biz farklı bir gelenek yaratmak durumundayız; zaten gelenekler her gün yeniden yaratılıyor. Bugünün beş yılı, bir önceki yüz yıla bedel sanki. Biz, tarihi olmayan bir toplumda yaşıyoruz. Böylesi bir toplumun emsali bulunmadığı için de eski kalıpları kırmamız fazla zor olmaz.
Tarık Ali: Tarihin herhangi bir döneminde hiçbir egemen sınıf, iktidarından gönüllü olarak vazgeçmiş değildir ve ben bu durumun değişeceğine pek ihtimal vermiyorum.
Yoko Ono: Ama şiddet, kavramsal bir şey değildir, siz de bilirsiniz bunu. Ben, Vietnam’dan gelen çocukla ilgili bir program izledim –vücudunun belinden aşağısı kopmuştu. Sadece bir et yığını halindeydi. Buna rağmen, “Sanırım bu iyi bir deneyim oldu,” diyebiliyordu.
John Lennon: O çocuk gerçekle yüzleşmek istemiyordu bence, bütün her şeyin boşuna gittiğini düşünmeyi istemiyordu...
Yoko Ono: Ama şiddeti düşünün bir, bunlar pekâlâ sizin çocuklarınızın başına da gelebilir...
Robin Blackburn: Ama Yoko, baskıya karşı mücadele eden insanlar, kendilerini hiçbir şeyin değişmemesinden çıkarı olan, güçleri ve servetlerini her şartta korumaya çalışan kişilerle kesimlerin saldırısıyla yüz yüze bulabilirler. Kuzey İrlanda’da Falls Road’da ve Bogside’da yaşayan insanlara bakın; sırf kendi hakları uğruna gösteri yapmaya başladılar diye özel polis gücünün acımasızca saldırısına uğradılar. Ağustos 1969’da bir gece 7 kişi vurularak öldürüldü, binlercesi de evlerinden sürüldü. Onların kendilerini savunma hakkı yok muydu?
Yoko Ono: Zaten bu yüzden, yine böyle bir olay meydana gelmesin diye bu sorunları ciddiyetle ele almamız gerekiyor bence.
John Lennon: Evet, ama sadece başınıza bir şey geldiği zaman harekete geçmeye kalktığınızda fazladan ne yapabilirsiniz ki?
Robin Blackburn: Halkın zalimlere karşı şiddete başvurması her zaman meşrudur. Bundan kaçınılamaz.
Yoko Ono: Ama yeni müzik, bir şekilde bazı şeylerin yeni iletişim kanallarıyla dönüşüme uğratılabileceğini gösterdi.
John Lennon: Belki doğru, ama daha önce vurguladığım gibi, gerçekte yine bir şey değişmedi.
Yoko Ono: Bence bir şeyler değişti, üstelik daha iyi doğrultuda. Benim bütün vurguladığım, şiddete dayalı olmayan bir devrimi gerçekleştirebilme ihtimalimiz.
John Lennon: Ama, mücadeleye girişmeden iktidarı alamazsınız...
Tarık Ali: Kişilik kültü, fikirlerle ilgili bir öğreti olan Marksizme tamamen yabancı bir olgu... Marx, Lenin ve Troçki böyle bir olguya hep karşı olmuşlardır, ilk başta Mao’nun kendisi de karşıydı, ama sonra, parti içinde Liu Şao Çi grubunun etkisini kırmak için bundan faydalanmayı siyasal açıdan gerekli gördü. Ben geçen yıl kısa bir süreliğine Çin’e gittim; Mao kültünün kontrolden çıkmaya başladığı açıkça belli oluyordu. Elbette Mao, Stalin’den çok farklı bir siyasetçi; Stalin bir devrime ihanet ederken, Mao önderlik etti. Tabii ki bu, Çin Devrimi’nde ciddi zaaflar bulunmadığı anlamına gelmez. Kültür Devrimi sırasında Şangay ve başka yerlerdeki Kızıl Muhafız grupları çok ciddi eleştiriler yöneltmişlerdi; hepsi de gerçek sorunların, resmen teşvik edilenden çok daha açık bir şekilde tartışılmasında ısrar etmekteydiler...
John Lennon: Kültür Devrimi’ne Mao’nun kendisi ön ayak olmuştu galiba, öyle değil mi? Kimse ortalıkta ‘evet, çok fazla oportünist oldu, atalet fazla derinleşti’ gibisinden duyguların cirit attığını söyleyemez herhalde.
Robin Blackburn: Başka kamplarda olduğu gibi solda da belli ölçülerde erkek şovenizmi hep oldu –kadınların özgürlük hareketinin yükselmesi de bu sürece katkıda bulundu tabii.
John Lennon: Bu gülünç bir şey. Halkın iki ayrı cinsiyetten oluştuğunu kavramadan iktidarın halka verilmesinden nasıl bahsedebilirsiniz ki?
Yoko Ono: Başkasıyla eşit konumda olmadıkça kimseyi sevemezsiniz. Birçok kadın onları sevdikleri için değil, korkudan ya da kendilerini güvende hissetmediklerinden dolayı erkeğine sarılıyor. Kadınların erkeklerden nefret etmelerinin temel sebebi de bu.
John Lennon: ... bunun tersi de geçerli...
Yoko Ono: Evin civarında dolaşan bir köleniz varsa, onu dışarıda tutan bir devrimi gerçekleştirmeyi nasıl bekleyebilirsiniz? Kadınlar açısından buradaki sorun, eğer biz özgür olmaya çalışıyorsak, doğal olarak yalnız kalmayı öğrenmemiz de gerektiği. Çok sayıda kadın köle olmaya gönülden rıza gösterdiğinden, erkekler genellikle bu durumu tercih etmeye eğilimli olurlar. Önünüze her zaman şu ikilem çıkarılır çünkü: ‘Erkeğimi kaybedecek miyim?’ Oysa bu çok üzücü bir durum.
John Lennon: Elbette Yoko, ben onunla tanışmadan önce de özgürlüğe eğilimli bir yapıdaydı. Erkek dünyasında kendi yolunu bulmak için mücadele etmek durumundaydı (sanat dünyası tamamen erkeklerin egemenliğindedir). Biz tanıştığımızda ondaki devrimci şevki açıkça görmüştüm. Bu konuda en ufak bir soru yoktu kafasında. Şunu çok çabuk öğrendim: Ya yarı yarıya eşit bir ilişkimiz olacaktı, ya da hiç. İki yıldan fazla bir süre önce Nova’ya yazdığı bir makalede, “Kadın, dünyanın zencisidir,” demişti.
Robin Blackburn: Elbette hepimiz, Üçüncü Dünya’yı sömüren emperyalist bir ülkede yaşıyoruz. Kültürümüz bile bundan etkileniyor. Beattle müziğinin Amerika’nın Sesi’nde aralıksız çalındığı bir dönem olmuştu.
John Lennon: Bizim kapitalist robotlar olduğumuz sözünü sanırım Ruslar çıkarmıştı.
Robin Blackburn: Burada tamamen farklı bir şey olduğunu görmemekle çok aptalca davranmışlar.
Yoko Ono: Kabul edelim ki, Beatles kapitalizmin çerçevesi içinde kalarak 20. yüzyıl halk şarkıları söylüyor olsaydı, o çerçeve içinde iletişim kurmayı istesinler istemesinler bundan daha farklı bir şey yapamazlardı.
* Tarık Ali’nin Agora Kitaplığı tarafından yeni baskısı yapılacak olan “Sokak Savaşı Yılları” kitabına eklenmiş söyleşinin kısaltılmış halidir.
John Lennon - Yoko Ono
Söyleşi: Robin Blackburn - Tarık Ali
Aldılar rock,metal vs vs vs müziği eski,yeni nekadar din zırvalığı varsa karıştırıp bulamaç ettiler kan,revan,böbrek,dalak,zebanilere kadar götürdüler işi rezilliğin bini bir para bir sürü genç insan tahtalı köyde şimdi bunların kışkırması yüzünden maksat asker yetişsin paralar aksın aman özgürlük,insan hakları,eşitlik denmesin de gençlik bu boktan kervan yürümeye devam etsin.
Balkanlar ,Kafkasya ,Ortadoğu ,Afganistan ..Bu toprakların ortak özelliği 20. yüzyılın onlara tek getirisinin savaş olmasıdır..
Peki bu savaşları kim çıkarttı? Bu topraklarda bunların farklı dinlerden farklı milletlerden olduğunu savaş yapsınlar diye kim illa ki gündemde tuttu.Amerika mı?Rusya mı ? İsrail mi ? Çin mi? İngiltere mi? Bence hiçbiri..Bu ülkedeki insanlar bunlar olsun istemezdi...
Devlet te hep bunu mu isterdi.Hayır!Bu savaşlarla ilgili yazılan kitaplarda o zamanki yetkililerin böyle şeyleri tasvip etmediği görülüyor.Peki bunlar niye kaşıdı bunları ?
Onlar yapmadı ..Küresel para trafiği yaptı .Paranın işlemesi gerektiğinden oldu ? Silah satılsın diye inşaat yapılsın ilaç satılsın diye yapıldı..Bunu dünyanın en zengin leri yaptı.Hani şu ilk 200 ü 2 milyar insanın toplam zenginliğinden daha zengin olanlar..
Daha fazla para kazanmak için onlar yaptı ..
Bize düşen din , etnik köken gibi şeyleri kaşımamak kaşıyanlara izin vermemek..
Kayıt: Aug 31, 2008 Mesajlar: 8 Nerden: cehennemin dibinden
Tarih: Pzr 31.08.2008 16:27 Mesaj konusu: Re: Heavy Metal ve Din
funkyduck demiş ki:
unipol demiş ki:
Heavy Metal ve Din !
Metal değil de Heavy Metal diye başlamak istedim çünkü diğer metal türlerinin bazıları (bunu sizler iyi bilirsiniz) din adı altında başka şeyleri savunuyor hepimiz biliyoruz, gördük.
Bazı yerlerde okuyorum görüyorum, Metalcilerin %90 ı dinsiz, anlık yaşayan, sonrasını düşünmeyen insanlar olduğundan bahsedilir her zaman.Daha doğrusu onlar böyle diyerek resmen "Kaleyi içten fethetmeye" çalışır.Yani insanları "Metal" kültüründen uzaklaştırıp birer "robot insan" haline getirmeyi amaçlar."Metal" in kendilerine isyan biçiminde çıktığını bilerek yaparlar bunları.Ama her daim unuttuklartı birşey vardır: "Metal tutkunu insanlar, kültürlü, bilinçli ve gözü açık insanlardır.Neyin ne olduğunu bilirler.Hiç köyde tarlayla uğraşan, ömründeki son okuduğu kitap "Cin ali ve maceraları" okuyan bir insanla bir olur mu "Metalciler"
Metal'in çıkış ideolojisinden her yerde bahsederim, okuyanlar bilir.Black Sabbbath'ın koyu bir hristiyan olduğunu söylememize gerek yok heralde.Hele hele Judas Priest'in."Metalciler Dinsizdir" lafları sadece kendinden emin olmayan ezik insanların işidir.
Ya sana ne dinli dinsiz hoca, bak işine dine inanmakla ya da inanmamakla dam olunmaz, bu bir. İki "metalci dediğin kültürlü olur" nasıl bir genellemedeir anlamadım. Takıl kafana göre bu kadar kasmasın sizi dinlediğiniz müzikler. Çok aykırı bir şey yapmıyosunuz metal ya da rock dinlediğinizde, sonuçta müzik dinlirosunuz rahat olun eğlenin dinlediklerinizle mutlu olun. Yormayın bünyeyi...
Tüm saatler GMT + 3 Saat Sayfa Önceki1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9
9. sayfa (Toplam 9 sayfa)
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız