| Önceki başlık :: Sonraki başlık |
| Yazar |
Mesaj |
Traa

Kayıt: Dec 16, 2005 Mesajlar: 451 Nerden: istanbul(avr)
|
Tarih: Çrş 18.07.2007 12:26 Mesaj konusu: |
|
|
Nazım Hikmet ve ben... _________________ #İ'd kill myself for you , i'd kill you for myself# |
|
| Başa dön |
|
 |
|
|
 |
bir_kereye_mahsus

Kayıt: Apr 30, 2007 Mesajlar: 586 Nerden: O Şimdi Asker
|
Tarih: Çrş 06.02.2008 0:36 Mesaj konusu: |
|
|
Yokluğumun Resmi
Attığım her adım benden uzakta
Bastığım her yerde yokmuşum meğer
Çırpınırken 'ben' denilen tuzakta
'Ben' bana saplanan okmuşum meğer...
Aklım kumsal iken, ben toz paresi
Çıktıkça yükseğe alçalır oldum
Düşündüm derdimin nedir çaresi?
Susarak konuşmak, sonunda buldum...
Esrarlı vuslata bir adım kala
Hasretin vecdiyle, ben kement attım
Deryada boğulmak ne güzel bela
Battıkça kurtuldum, çıktıkça battım...
Görünmez cevheri buldum diyerek
Körlüğü kör ettim, deli bir taşla
Bilmeyi bilmeden, bildim diyerek
Boşluğu doldurdum, dolu bir boşla...
Nasılların sebebini sorarken
Sualimi cevapladım 'niçin'de
Çokluğumda yokluğumu ararken
Yalnız kaldım yığınların içinde...
Satır satır böldü beni heceler
Her kırkımı, kırka yardım savuştum
Boşluğumu kucakladı geceler
Sessizlikte, gürültüyle boğuştum...
Var'da yoku, haykırırken her seda
Aklım ki, aklımı başımdan aldı
O'na gidiyorum, bana elveda
Sonsuz olan sona, bir nefes kaldı..
Uğur Işılak
Uğur Işılak 'saz şairi' dir; başka bir deyişle 'ozan'dır arkadaşlar:) _________________ Bir kereye mahsus |
|
| Başa dön |
|
 |
geissler

Kayıt: Jan 21, 2007 Mesajlar: 640 Nerden: Kutudan
|
Tarih: Çrş 06.02.2008 4:15 Mesaj konusu: |
|
|
| asaf halet çelebi, 20. yüzyılın en iyi yazan türk şairidir bence.. |
|
| Başa dön |
|
 |
xgzmx

Kayıt: Feb 09, 2008 Mesajlar: 5 Nerden: Almanya
|
Tarih: Cmt 09.02.2008 17:44 Mesaj konusu: |
|
|
nazim hikmet _________________ .ıllı. sil ġözüиüп чalиızlıκlaяıпı .ıllı. |
|
| Başa dön |
|
 |
asityanigi

Kayıt: Feb 06, 2008 Mesajlar: 4 Nerden: istanbul
|
Tarih: Cmt 09.02.2008 20:37 Mesaj konusu: |
|
|
Edip Cansever..
Tüm şiirleri etkiler beni.Özellikle Sonrası Kalır 2.
Çok iyiydi.Birde tabi ki Nazım Hikmet ve Cemal Süreyya.. |
|
| Başa dön |
|
 |
evilchild

Kayıt: Feb 03, 2008 Mesajlar: 121
|
|
| Başa dön |
|
 |
GORGOROTH666

Kayıt: Sep 29, 2004 Mesajlar: 1409 Nerden: Ýstanbul
|
Tarih: Pts 25.02.2008 19:55 Mesaj konusu: |
|
|
Küçük İskender, Umay Umay, Sylvia Plath, Nilgün Marmara, Atilla İlhan. Ahmet Hamdi Tanpınar... _________________ Yürekler Alınmaz Pulla Parayla Kim Yenmiş Kaderi Duayla |
|
| Başa dön |
|
 |
impala

Kayıt: Sep 01, 2002 Mesajlar: 586 Nerden: Ankara
|
Tarih: Sal 26.02.2008 9:49 Mesaj konusu: |
|
|
Metin Altıok _________________ ..ve yol biter...
-Hey ahbap; niye düştün yollara, kaçılacak yer yok ki!
-Olmasın ne çıkar, yoruyorum ya peşimdekini... |
|
| Başa dön |
|
 |
dumanduman

Kayıt: Oct 24, 2005 Mesajlar: 345 Nerden: Uzaktaki Köyden
|
Tarih: Sal 15.04.2008 23:06 Mesaj konusu: |
|
|
Özdemir Asaf, Can Yücel, Ahmed Arif... bu aralar bu şairlerin kitaplarını ve albümlerini tekrar tekrar okuyor ve dinliyorum...
hepsi birbirinde güzel ve anlamlı yazmış hepside büyük üstadlar...(tabi bana göre) _________________ İmzanız Forum Kurallarına aykırı olduğundan yönetim tarafından silinmiştir. İmzanızı kurallara göre profilinizden tekrar oluşturabilir ve bu uyarı mesajını da silebilirsiniz. |
|
| Başa dön |
|
 |
Pus

Kayıt: Apr 09, 2004 Mesajlar: 268 Nerden: Ankara
|
Tarih: Pts 21.04.2008 10:15 Mesaj konusu: |
|
|
Nazım, Ahmet Arif... _________________ www.dexigen.net.tc |
|
| Başa dön |
|
 |
toolga

Kayıt: Apr 21, 2008 Mesajlar: 31
|
Tarih: Sal 22.04.2008 2:14 Mesaj konusu: |
|
|
atilla ilhan-nazım hikmet _________________ cehennemin dibi |
|
| Başa dön |
|
 |
turnpage

Kayıt: Oct 29, 2007 Mesajlar: 35
|
Tarih: Prş 24.04.2008 23:30 Mesaj konusu: |
|
|
(toolga Attila ilhan İki ''T'' bir ''L'' ile yazılır. Böyle aTTiLa ilhan)
Özdemir Asaf, Edgar Allen Poe, Nazım Hikmet |
|
| Başa dön |
|
 |
Amorphis__

Kayıt: Apr 25, 2008 Mesajlar: 117 Nerden: Istanbul.
|
Tarih: Prş 01.05.2008 16:33 Mesaj konusu: |
|
|
Küçük İskender.
Onun gözünden , onun sözlerinden çok daha farklıdır hayat , insanlar ve aşk .
Vazgeçemediğim insanlardan biri. |
|
| Başa dön |
|
 |
gizgiz

Kayıt: Jul 01, 2008 Mesajlar: 15
|
Tarih: Sal 01.07.2008 22:58 Mesaj konusu: |
|
|
| ÖZDEMİR ASAF |
|
| Başa dön |
|
 |
ilhan80

Kayıt: Mar 12, 2005 Mesajlar: 227 Nerden: istanbul kadıköy
|
Tarih: Cum 12.09.2008 23:30 Mesaj konusu: |
|
|
nevzat celik
beni burada Arama anne
kapıda adımı sorma
saçlarına yıldız düşmüş
koparma anne
ağlama
kaç zamandır yüzüm tıraşlı
gözlerim şafak bekledim
uzarken ellerim
kulağım kirişte
ölümü özledim anne
yaşamak isterken delice
bugün görüş günü
günlerden salı
islak
sarı bir yağmur
ülkemin neresine bakarsa ay
orada yitik bir anne ağlıyor
sen aralıyorsun yağmuru
acıdan sırılsıklam alnına siper edip elini
sonra bir umut koşuyorsun
yüreğin avcunda
ısırırken
çırpıntı gözlerini
(ah verebilseydim keşke
yüreği avcunda koşan
herbir anneye
tepeden tırnağa oğula ve kıza kesmiş
bir ülkeyi armağan
koşma anne
birdenbire batacak olan
düş denizinde yarattığın umut sandalıdır
oysa benim için gece
ışık hızıyla koşan
kısa ve soğuk bir zamandır
bu yüzden boğuk seslerle geldiler bir şafak
uykusuz
yorgun
ve korkak
sanırım baytardı
yüreğimin depreminde rihter ölçeği çatlarken
ölebilir raporu veren beyaz önlüklü doktor
boşver hipokrat amca
üzülme ne olur
sen de anne
sen de üzülme
hücremin dört bir köşesinde el ayak izlerimi
ciğerlerimde yırtılan bir çığlıkla hazır beklediğim
ve korkunç bir sabırla birbirine eklediğim
korkak kahraman gecelerimi
düşlerimle sınırsız
diretmişliğimle genç şaşkınlığımla çocuk devrederken sıradakine
usulca açılıverdi
yanağımda tomurcuk
pir sultan'ı düşün anne
şeyh bedrettin'i
börklüce'yi
torlak kemal'i düşün anne
hala kanaması nedendir faşizmin göğsünde
utangaçlığı bile vuramadan yanaklarına yasının
onsekizinde ölümüne pervasız yürüyen
ince bilekli çıplak ayaklı tanya'nın
deniz'i düşün anne
her mayıs şafağında uzun
uzun döverken darağaçlarını
ve o şafaktan doğma
onbir yaşını çiğneyip yürüyen çocukları
insanları düşün anne
düşün ki yüreğin sallansın
düşün ki o an güneşli güzel günlere inanan
mutlu bir yusufçuk havalansın
sıcak omuzlar değerken omzuma
buz üstünde yürüdüm yıllar boyu
bayraklar ve türkülerle
kopunca memelerinden o mükemmel yaşama
kurşunlar sıktılar alnıma
açık alanlarda ağır
kartalların konup kalktığı
yalçın kayalardan biriydim
ölüp dirildim yeniden
güneşli güneşsiz akşamlarda
mutlu yarınlar adına
özgürlük adına ekmek adına
üstüne vardım kuyruğu kanlı itlerin
dirilip dönmesin diye hiroşimalar
tahtadan atların boynuna çıplak
ölümlerle yatmasın diye çocuklar
aç gözlerle bakmasın diye çocuklar
kardeşlik adına
havadaki kuş denizdeki balık adına
yürüdüm yıllar boyu dönüp bakmadım arkama
ıraktı gözlerim cok ırak
izim kalır mı bilmem yürüdüğüm yolda
kalsa da silinir gider
yalnızca bir ağıt gibi çakılır
ardımca gelenlere gözlerimi yaktığım yer
tören adımlarıyla ölmek
ne garip şey anne
kanlı karanlık bir oyunda baş oyuncuyum
bütün gözler üstümde
sürüyor gecenin karnında şafağa bakan oyun
masa üstünde üşüyen bir sigara
yanında küçücük bir cam bardak
içinde rengi bu gecenin
cılız titrek bir kibrit
kağıt kalem
sandalye
geride flu
yağlı büküm büküm bir ip
ve çingene kuralına uygun
değişmez dekoru mudur
idam mahkumunun
kırılacak cammışım gibi davranıyorlar
yüzlerinde zoraki çatılmış bir hüzün
oysa birazdan boynumu kıracaklar
pul pul dökülecek yaz sivası eylül'ün
ben ölümü asıl az ötede titreyen
çingenenin kara kıllı ellerinde gördüm
anladım ki küllenen sigaradır
soğuyan bir bardak çaydır benim ömrüm
yani benim güzel annem
alacaşafağında ülkemin
yıldız uçurmak varken
oturup yıldızlar içinde
kendi buruk kanımı içtim
ne garip duygu şu ölmek
öptüğüm kızlar geliyor aklıma
bir açıklaması vardır elbet
giderken darağacına
geride
masa üstünde boynu bükük kaldı kağıt kalem
bağışla beni güzel annem
oğul tadında bir mektup yazamadım diye kızma bana elleri değsin istemedim
gözleri değsin istemedim
ağlayıp koklayacaktın
belki bir ömür taşıyacaktın koynunda
usul adımlarla yürüdüm ömrümü
karşımda kurum kurum-laşan darağacı
(tarlakuşu korkmaz ki korkuluktan
ökse de olsa dört bir yanı)
birdenbire acıdı boynum
gelecekler var birbiri ardınca genç
yakışıklı
ne olur işçi kadınım
az yumuşak dik
şu kefenin yakasını
yaşamak ağrısı asıldı boynuma
oysa türkü tadında yaşamak isterdim
çiçekleri kokmak ırmakları akmak
yaz boyu çobanaldatanlara aldanmak
su başlarında aylak sektirmek kavalımı
sonra bir çocuğun afacan bacaklarında
anavarca kayalıklarına tırmanmak isterdim
o güzel günleri görenler arasında
bir soluk ben de yaşamak isterdim
bir de luvr müzesinde seyretmek gizliden
öperken siya-u jakond'u tebessümünden
işte o an saçlarından yakalamak dolunayı
bir de yirmibeş kilometreden görebilmek
nazım'in gözleriyle pırıl pırıl moskova'yı
ölmek ne garip şey anne
bayram kartlarının tutsaklığından aşırıp bayramı
sedef kakmalı bir kutu içinde
vermek isterdim çocukların ellerine
sonra
sonra benim güzel annem
damdan düşer gibi
vurulmak isterdim bir kıza künyemi okudular
suçumuz malum
gecenin kıyısında durmuşum
kefenin cebi yok
koynuma yıldız doldurmuşum
koşun çocuklar çocuklar koşun
sabah üstüme
üstüme geliyor
yanlış mı duydum yoksa
erkenci bir horoz mu ötüyor
keskin bir acı bilenmiş
gitgide yaklaşıyor sonum
iri sözlerim yoktu söyleyecek
usulca baktım yüzlerine
bin yıllık iskeletleri çatırdayarak
göçtü ayaklarının dibine
korkutamadılar beni anne
avlunun ortasında çatık bir kaş gibi duran
darağacı bir zaman rüzgarda
saçını tarayan telli kavak değil mi
boynumdaki kemendi bir oğle sonu bükerken o kız
sarı sıcak sevdasını düşünmedi mi
söyle anne
o çingene
bir çicek bahçesi kadar sıcak sokağımızdan
bağıra çağıra geçen bohçacı kadını
sevmedi mi çılgınca
kurulmuş tuzaklar yok artık yolumda
işkenceler zindanlar hücreler
savunmak yok mutlu tok bir yaşamı
açlık grevlerinde beynimi bir sıçan gibi kemiren
mideme karşı
kısacası
bir çiçeği düşünürken ürpermek yok
gülmek umut etmek özlemek
ya da mektup beklemek
gözleri yatırıp ıraklara
ölmek ne garip şey anne
artık duvarları kanatırcasına tırnağımla
şaşkın umutlu şiirler yazamayacağım
mutlak bir inançla gözlerimi tavana çakamayacağım
baba olamayacağım örneğin
toprak olmak ne garip şey anne
ceplerimde el yerine balyoz taşırken
korkunç bir merakla beklerken kurtuluş haberlerini
ve yüreğimin ırmakları taştı
taşacakken
ölmek ne garip şey anne
uçurumlar ki sende büyür
dağdır ki sende göçer
ben yaprak derim çiçek derim
cam diplerinde açmış kanatlarını kozalak derim
gül yanaklı çocuğa benzer
yine de
oğlunu yitirmek kimbilir
ne garip şey anne
beni burada Arama anne
kapıda adımı sorma
saçlarına yıldız düşmüş
koparma anne
ağlama
kırıldıysa düş evinin kapısı
bütün kırık kapıların çağrılısıyım
kızların yanaklarında çukurlaşan
biten başlayan aşkların ortasındayım
her kavgada ölen benim
bayrak tutan çarpışan
her kadın toprağı tırnaklayarak doğurur beni
özlem benim kavga benim aşk benim
bekle beni anne
bir sabah çıkagelirim
bir sabah anna bir sabah
acını süpürmek için açtığında kapını
umarım kurtuluş haberleriyle dönmüş olur
cam ve kekik kokuları içinde acı yüzlü çocuklar
o zaman nasıl indirilmişlerse şen şakrak
öylece kalkar uykudan salterler
dişleyip tükürmeden sigaralarını
türkü tadında giyinirken işçiler bir sabah anna bir sabah
acını süpürmek için açtığında kapını
adı başka sesi başka nice yaşıtım
koynunda çicekler
çicekler içinde bir ülke getirirler
başlarını koymak için yoğun dizine
sen hazır tut dizini anne
o mükemmel güne
ağustos-ekim 1983 |
|
| Başa dön |
|
 |
|