Ana sayfa Özel mesajlar Arama
 
turkrock.com ana sayfası Her konuda bilgi paylaşabileceğiniz forum sayfalarımız irc.turkrock.com sohbet sunucumuza girerek diger site üyeleriyle sohbet edebilirsiniz. Festival, konser, parti gibi çesitli etkinlikleri takip edebilir, etkinlik bildirebilirsiniz. Amatör grupların çalışmalarının mp3 formatında indirilebildiği bölüm
TurkRock.Com :: Başlığı Görüntüle - Aşk
Resim albümüResim albümü  SSSSSS   AramaArama   GruplarGruplar   ProfilProfil   Giriş yapınGiriş yapın   LoginLogin 

 Dikkat 
Bu foruma yazan her üye, forum kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılır. Bu kurallara uyulmadığı takdirde mesajlarınız silinebilir, taşınabilir ve siteden uzaklaştırılabilirsiniz.

Aşk
Sayfa Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10
 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    TurkRock.Com Forum Ana Sayfası -> Bilim ve Felsefe
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
cesareborgia



Kayıt: Apr 13, 2007
Mesajlar: 510

MesajTarih: Sal 04.09.2007 17:30    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Erotik Aşkın İmkansızlığı

Erotik Aşka Psikanalitik Bir Bakış



"Oysa ben sana neler adamıştım"

Büyütüldüğümüz batı masalları prensle, prensesin (erkek ve kadının) kavuşmasını "çatışmasız" ve uyumlu bir deneyim gibi sunar. Çocuksu imgelem dişi ve eril prensibin -kadının ve erkeğin- bir araya gelişini içsel her türlü gerilimden arınmış bir bütünleşme gibi deneyimler, kadının ve erkeğin ruhsal ve masalsı bir gizle perdelenen bedensel "bütünleşmesi" sanki birbirinden farklı ama birbirinin dolayımıyla bütünlenen iki ayrı varlığın dansı gibi resmedilir. Bu çocuksu imgelemin ve insanlığın "çocuksu" yanının fantezisidir büyük bir olasılıkla. Oysa, doğu masalları içinde yaşadığımız gerçekliği ne kadar da iyi resmeder. Aşk, kadının ve erkeğin, dişil ve eril prensibin kavuşmasındaki imkansızlığı anlatır. Aşk bir arayış ve yıkım süreci olarak betimlenir. Aşk, olabildiğince içsel bir deneyimdir doğu masallarında, kahramanın imgeleminde doğan, onu gerçek hayatın patikalarında "münzevi" eden, "ben"liğin yıkımını hızlandıran, egoyu parçalayan, gerçeklik hissini elinden alan, aşkın "nesne"siyle olan bütün bağları kesen ve ruhsal bir dönüşümü şekillendiren bir deneyim. Doğu masallarında anlatılan "olgun" aşktır aslında, çünkü asla naif değildir.

Masalsı olandan/fanteziden gerçekliğe geçtiğimiz alan bu çerçevede doğu masallarının temalarına son derece yakındır. Yetişkin hayatın "masalsılıktan" arınmış çıplak gerçekliği bizi, solipsistik evrenlerinde kendi fantezilerini deneyimleyen kadının ve erkeğin "trajik" çatışmasına taşır. Modern yaşamın bütün göstergelerine bakıldığında, kadının ve erkeğin iki ayrı fantezi dünyası olduğunu görmek hiçte zor değildir. Yaşam bu fantezilerin uzlaşmazlığından doğan bir gerilim üzerine kuruludur. Aşk, belki de bu gerilimi en derinden deneyimlendiğimiz andır. Aşkın belki de bu kadar hayal kırıklığı yaratması, bu oranda derin narsisistik kırılmalara yol açması kurgusal olanla, "gerçek" olan arasındaki bu uzlaşmaz mesafeden kaynaklanmaktadır, çünkü "fantezi" onu deneyimleyen kişi için o oranda gerçektir, ve reel hayatın göstergelerinden çok daha derin bir kaynaktan, bilinçdışından beslenmektedir.

Bizi aşkta harekete geçiren bütün temalar bilinçdışı bir kaynaktan beslenir. Aşkın bu oranda kontrol edilemez bir deneyim olmasını açıklayan da budur. Aşk, istemli bir seçim, kontrol edilebilen, engellenebilen, ertelenebilen bir deneyim değildir. Aşk bir seçim değildir, bu anlamda bilincin alanında yer almaz. Aşk içine düşülen, bizi merkezine doğru çeken, benliği hakimiyetine alan bilinçdışı bir süreçtir. Aşkın bir hastalık olarak tanımlanmasının altında yatan da budur. Aşk aynen bir hastalık gibi, beklenmedik bir zamanda, şiddette ve formda gelir, bedeni ve ruhu hakimiyeti altına alır, bizi bitkin düşürür, egonun gücünü, savunma mekanizmalarımızı -gündelik hayat içinde ayakta kalmak için geliştirdiğimiz binlerce küçük oyunumuzu- elimizden alır. Aşkla beraber regrese oluruz. Yetişkin kimliğimiz dikişlerinden sökülür, bütünlüğü zedelenir, rasyonel yanımız sendeler, eski akıllı, bütünlüklü, yetişkin kişi değilizdir artık. İrrasyonel, çocuksu ve paramparçayızdır. Aşkın paradoksu da burada yatar, aşka bütünleş(/n)mek arzusuyla gireriz ve bu süreçte bütünlüğümüzü ve sürekliliğimizi kaybederiz. Çünkü aşkta ve aşk dolayımıyla bütünleşmek mümkün değildir. Aşk ve benlik ilişkisine bu yönüyle de bakıldığında, doğu masallarında resmedilenle ne kadar iyi örtüştüğünü gözlemlemek mümkündür. Doğu masalları “aşkta yaşanan deneyimi” –batı masallarının aksine- benliğin parçalanması olarak tasvir eder. Batı masallarında dişinin ve erilin bütünleşmesini tasvir eden nihai sona oranla, doğu masalları benliğin çözülmesini içeren sancılı bir süreçtir.

Mutlu Aşk Yoktur

Aragon

Aşkta bütünleşmeyi imkansız kılan şey nedir? Psikanalitik kuramın gücü, aşk denen olguyu (yangını/hastalığı/uzlaşmaz deneyimi/yıkım sürecini/şiirlerin, edebiyatın, masalların alanında tasvir edilen o sarsıcı deneyimi) bütün karmaşası, irrasyonelitesi, gerçek üstü diliyle deşifre edebilmesinden ve anlaşılır kılmasından gelmektedir. Evet, aşk bir hastalıktır, gündelik yaşamı, algıyı, deneyimleri, rutinleri parçalayan, ayağımızın altındaki toprağı erozyona uğratan, rasyonel yanımızın "tutulmasına" yol açan, bizi sendeleten, algı kapılarımızı açan, hayal gücümüzü, spontan, çılgın ve toplum dışı yanımızı katalize eden, rüyalarımızı, bilinç dışının dehlizlerini hakimiyeti altına alan bir hastalık... Evet, bir tür büyü, tutulma...ve psikanalizin gücü bilimin rasyonel paradigmasının algı kapılarından dahi geçemeyen o "yakıcı", "ölümcül" deneyimin derinliklerine inebilme gücünden ve yetisinden geçmektedir.

Aşkın İmkansızlığına Psikanalitik Bir Bakış

Psikanaliz bize kadının ve erkeğin "bütünleşme"sini mümkün kılacak bir aşk deneyiminin imkansızlığı konusunda ne tür ipuçları verir? Psikanaliz en temelde bunu kadının ve erkeğin gelişimsel öykülerinin son derece farklı izleklerini tanımlayarak yapar.

Yetişkin kadın ve erkek cinselliğinin temellerini oluşturan ödipal dönem cinselliğinin ilk uyanışı sürecidir. Oysa kız ve erkek çocuğu, ödipal süreci bütün yetişkin cinselliğe damgasını vuracak biçimde “farklı” biçimlerde deneyimler. Cinselliğin uyanışı, cinsel kimliğin şekillenmesi ile paralel bir süreçtir. Bu uyanış ve “oluşum” sürecinde her iki cinsin gerçekleştirmek zorunda kaldığı gelişimsel aşamalar ve deneyimlediği korkular birbirinden son derece farklıdır. Kız çocuğunun toplumsal cinsiyet kimliğinin oluşumu - anne ile süreklilik, anne "gibi" oluş, anneyle "özdeş"leşme üzerine kuruludur. Kız çocuğu, anneyle doğumda başlayan “birlik” duygusunu devam ettirmek, anneyle deneyimlediği özdeşim sürecini sürdürmek zorundadır. Kız çocuğu dişi olmanın anne gibi olmak olduğunu öğrenir. Bu çerçevede kız çocuğunun gelişimsel “ödevi” erkek çocuğuna oranla son derece kolaydır çünkü anne son derece yakından bildiği, dokunduğu, kokladığı, taklit ettiği, birlik duygusunu en yakından deneyimleyegeldiği “öteki”dir. Kız çocuğu anneyle özdeşim dolayımıyla dişil bir cinsiyet kimliğini oluşturur. Özdeşim dolayımıyla kurulan dişil cinsiyet kimliği kız çocuklarında ilişkisel benliğin temellerini atar. İlişkisel benlik, kız çocuklarının (ve daha sonra kadınların) benliklerini ilişki dolayımıyla tanımlamaları anlamına gelir. Bu çerçevede kız çocuğu için kendisi/benliği ötekinden kopuk bir “entite” değildir. Kız çocuğu kendi benliğini bir “devamlılık” içinde deneyimler.

Peki, kız çocuğunun ödipal süreçte yüzleşmek ve başa çıkmak zorunda kaldığı zorluklar ve bu çerçevede oluşan korkular nelerdir? Bu süreçte kız çocuğununda oluşan iki temel korku söz konusudur. Birincisi kız çocuğunun babayı erotik nesne olarak seçmesi ve bu çerçevede anneyle oluşan rekabet dolayısıyla annenin sevgisinin kaybetme korkusu. Özellikle Ethel S.Person kız çocuğu için, en temel sevgi kaynağı ve bakım sağlayan “öteki”yle/anneyle rekabete girmenin kız çocuğu için ne kadar kaygı yaratıcı bir süreç olduğunu dile getirir. Kız çocuğu özdeşim nesnesi anneyle rekabete girerken, tamamen muhtaç olduğu annenin sevgisini ve bakımını kaybetme riskini de yaşamaktadır (bu olgu ileride göreceğimiz biçimde kadınların diğer kadınlarla açık bir biçimde rekabete girme korkularının temelini de açıklar. Anneyle özdeşim dolayımıyla şekillenen ilişkisel benlik açıktan açığa rekabet yerine, üstü örtük bir rekabet biçimini şekillendirir.)

Babayı erotik nesne olarak seçme süreci başka bir korkuyu da beraberinde getirmektedir: baba tarafından zedelenme korkusu. Küçük kız çocuğu, baba ve kendisi arasındaki cinsel organ farkı dolayısıyla cinsel organlarının zarar görmesinden korkar. Özellikle Karen Horney, kadınların tecavüz ile ilgili korkuların temelini ödipal süreçte kız çocuğu ve baba arasındaki bu “eşitsizliğe” bağlar.

Oysa, erkek çocuğunun gelişimsel süreci, kız çocuğuna oranla son derece zorludur. Erkek çocuğunda, cinsiyet kimliğinin oluşumu iki aşamalı bir süreci içerir: anneden ve "içsel" olan kadınlıktan ayrışma/kopuş, ilk özdeşim figürü anneyi "olumsuzlama" ve babayla özdeşleşme. Kız çocuğunun devamlılık üzerine kurulu sürecine oranla, erkek çocuğu kopuş ve olumsuzlamayla başlayan ve yeni bir özdeşim süreciyle sonlanan ikili bir süreç yaşamak zorundadır. Bu sürecin zorluğunu anlamak için -sanırım- sadece çevremize bakmamız yeterlidir. Erkeklerde evrensel olarak gözlemlediğimiz dişiliğe/kadınlığa regrese olma/gerileme korkusu, dişil olanın aşağılanması/dışlanması, erkeklerin içsel dişil yanlarına karşı duydukları korku, kadınlar tarafından yutulma ve anneye gerileme korkularının kökenleri, bu gelişimsel sürecin zorluklarında yatar. Aslında bu zorlu gelişimsel süreç bütün misojin erkek kültürünün ve şişkin machismo kültürünün temellerini de açıklayacak güçtedir.

Bu gelişimsel süreçte erkek çocuğunun yüzleşmek zorunda olduğu içsel deneyimler ve bu çerçevede gelişen korkular en az kız çocuğunun ki kadar şiddetli ama o oranda da farklıdır. Erkek çocuğu anneyi arzulama ve bu çerçevede babayla oluşan rekabet sürecinde baba tarafından cezalandırılma korkusu yaşar. Devasa bedeniyle baba, annesini arzulayan küçük erkek çocuğunu zedeleyecek güçtedir. Bu evrensel ve (bilinçdışı) iğdiş edilme korkusunun temellerini atan korkudur.

Son dönem analistler, bu süreçte erkek çocuğunun deneyimlediği narsisistik yaralanmanın da altını çizer: erkek çocuğunun, babanın cinsel gücünün yanında hissettiği yetersizlik duygusu. Kız çocuğunun babanın devasa bedeniyle imgeleminde karşılaştığında yaşadığı zedelenme/yaralanma korkusunun yerini erkek çocuk da derin bir yetersizlik duygusu alır. Babanın anneye haz vermeye muktedir “eril cinselliğine” oranla erkek çocuğunun “küçüklüğü ve yetersizliği”. Evrensel penis kıskançlığı olgusunun temellerini atan da budur.

Ayrıca, erkek çocuğu bu süreçte anne tarafından cinsel bir nesne olarak reddedilme deneyimini de yaşar. Annenin erotik nesnesi oğlu değildir. Rekabette öne çıkan kişi babadır ve erkeklerde cinsel nesneyi kaybetme korkusunun temellerini atan tam da bu korkudur.

Ergenlik dönemi her iki cins için çocuklukta başlayan izleklerin ayrımını daha da pekiştirecek güçtedir. Ergenlikte her iki cins hem bedensel farklar, hem de toplumsal cinsiyet kimliklerinin çocukluktaki kökleri dolayısıyla daha da farklı iki sürece girer. Erkek çocukları kolaylıkla uyarılabilen bir cinsel doğaya sahiptir. Erkek cinsel uyarımının görünür ve aynı oranda istemden yarı bağımsız cinsel doğası, erkek cinselliğine damgasını vurur. Ergenlik sürecinde erkek kontrolü dışında kolaylıkla uyarılan ve “görünür” olan bir cinselliğin uyanışını gözlemler. Yine bu süreçte erkekler için cinsel performansın “ilişki”nin önüne geçtiğini gözlemleriz. Bu haz için ilişkiyi feda etme eğiliminin (cinselliğin ve ilişkinin yalıtılması) kökenlerini ödipal süreçte erkek çocuklarının yaşamakta oldukları zorlu süreçte bulmak mümkündür. Erkek olma sürecinde, anneden ayrılmak için anneyi olumsuzlamak zorunda kalan erkek çocuğu, cinsel nesneye duyulan arzuyu, ayrışma ile koşut olarak algılar. Bu da cinsel nesneyle ilişkisel bir birlik deneyimini zorlaştırır (hatta imkansız kılar). İlişkisel birlik, zaten anneye gerilemeye, anne tarafından yutulmayı ve dişiliğe (dişi evreye) geri dönüşü çağrıştıracak kadar güçlü bir deneyimdir. Ve erkek çocuğu için cinsellik, ilişkiden yalıtılır. Bu bize erkeklerin ergenlikten itibaren karşı cinsi “insancıl” bütün yönlerinden ayrıştırarak, sadece bir cinsel nesne olarak algılayabilmelerin de kökenlerini de açıklayabilir.

Ayrıca bu dönemde, erkek çocuğunun gelişimsel süreçte anneyle yaşamış olduğu hayal kırıklarıyla bağlantılı olarak geliştirdiği sadistik fantezilerin doğuşunu da gözlemlemek mümkündür. Karşı cinse karşı geliştirilen bütün sadistik fantezilerin kökenini erkek çocuğunun annesiyle ilişkide deneyimlediği narsisistik kırılmalara bağlamak mümkündür. Öfkeye dönüşen narsisistik kırılmalar ödip öncesi dönemin yutucu annesi, anal dönemin cezalandırıcı annesi, ödipal dönemin reddeden annesinin izlerini taşıyabilir.

Oysa, ergen kız son derece faklı bir izlekte ilerlemektedir. Çeşitli yazarların ve hatta Freud’un yazılarında karşılık bulacak şekilde “kadınlığın gizemi” olarak nitelendirilecek kadın cinselliğinin ergenlikteki görünümü, erkek çocuklarının tam zıttıdır. Kızlar, ergenlikte kendileri için dahi gizem taşıyan bir cinsellikle yüzleşirler. Kadın cinsel uyarılma ve hazzının görünmez doğası ve kadın cinselliğinin erkeklere oranla görece zor uyanan doğası, dişil cinselliği kız çocukları içinde gizemli bir sis perdesi ardında saklar. Kadın toplumsal cinsiyet kimliğinin ilişkiyi cinsel hazzın önüne yerleştiren yapısı da kız çocuklarını cinselliği sadece bedensel bir haz olarak keşfetme eğilimde olan erkeklere oranla ilişkinin koruyucuları haline getirir. Person özellikle ergen kızların ödipal süreçte anneyi kaybetme korkularından kaynaklanan bir biçimde kopmadan/ayrışmadan/yalnızlaşmadan korkarak ilişki adına hazzı feda etme eğiliminde olduklarını dile getirir.

Hazzın peşindeki ergen erkek ve ilişki peşindeki ergen kız çocuğu yetişkinlik sürecinin eşiğindedir. Karşımızda pornografik imgelemde karikatürize formlarda yansımalarını bulan yetişkin erkek cinselliği ve aşk romanları ve “pembe” dizilerde karşılığını bulan kadın cinselliğinin uzlaşmaz yapısı belirir. Pornografik imgelemde karşımıza çıkan ve erkeğin kolektif bilinçdışının dinamiklerini yansıtan performans odaklı ve o oranda ilişkiden arınmış/yalıtılmış bir cinsellik durmaktadır. Performans korkuları ile güdülenen ve ilişki tarafından yutulma kaygılarına karşı güçlü bir yalıtmayla şekillenen bu eril cinsellik, dişil göze son derece mekanik görünmektedir. Oysa, psikanalitik bakış açısı bize bu mekanik, performans odaklı ve yalıtılmış cinselliğin gerisindeki “erkek çocuğunu” gösterir. Anneye/dişiye/dişiliğe gerilemekten korkan, babanın “gücü” karşısında yetersizlik yaşayan, baba tarafından cezalandırılmaktan korkan erkek çocuğunu.

Person, aynı zamanda erkeklerin eş zamanlı çok eşli (ama o oranda da birbirlerinden haberdar olmayan partnerlerle) ilişkilerinin kökenini ödipal süreçte erotik nesneyi kaybetme korkusuna (ve reel deneyimine) bağlar. Bu aynı zamanda pornografik imgelemde, merkezdeki erkeği çevreleyen erotik “nesne”lerin “çok”luğunu da açıklayan bir olgudur. “Nesne”lerin çokluğu, kaybetme korkusuna karşı bir kalkan görevi görür.

Yetişkin erkek cinselliğinde gözlemlenebilecek sadistik öğelerin kökenlerini anne çocuk ilişkilerinin değişik dönemlerinde bulmak mümkündür. Daha öncede belirtildiği biçimde sadistik formlarda ifadesini bulabilecek narsisistik kırılmalar ödip öncesi dönemin yutucu annesi, anal dönemin cezalandırıcı annesi, ödipal dönemin reddeden annesinin izlerini taşıyabilir.

Oysa, yetişkin kadın cinselliği ödipal dönemde temellendiği biçimiyle ilişki odaklı bir cinsellik olarak karşımıza çıkar. Kadın cinselliğinin ilişkiyi cinsel hazzın önüne koyma eğilimdeki yapısı, ilişkiyi kaybetme korkusuyla beraber cinsel hazzı feda etme eğilimi, cinsellik ve ilişkiyi bir bütün olarak algılama eğiliminin altında anneyle özdeşleşen, babaya duyduğu haz ve anneye karşı yaşadığı rekabet sonucunda anneyi kaybetme korkuları yaşayan küçük kız çocuğu yatmaktadır. Kız çocuğu için cinsellik ve ilişki bir bütündür, cinsel arzu sevdiği ötekiyi kaybetme riskini taşır (Person kız çocuğunun anneye karşı duyduğu bu korkunun daha sonra karşı cinse aktarıldığını dile getirir) ve aynı zamanda cinsellik baba tarafından zedelenme/incitilme riskini de içinde barındırır. Yetişkin kadınlarda patolojik formlarda görülen cinsel mazoşizmin kökenlerini ödipal dönemde yaşanan aşırı suçluluk duygularına ve baba tarafından cinsel olarak cezalandırılma/incitilme korkularına bağlamak mümkündür. (Horney özellikle aile içinde reel anlamda varolan ve kadına/anneye yönelik şiddetin kız çocuğunun ödipal dönemde cinselliği saldırgan bir olgu olarak kodlamasını sağladığını düşünür.)

Bu çerçevede psikanaliz bize dişi ve eril cinsel gelişim öykülerinin ironik zıtlığını anlatır.

Son Söz

Love reveals a repeated fury

Pablo Neruda

Neruda, aşkın bitmek tükenmek bilmeyen, sonsuz bir döngüyle ve güçle kendini üreten doğasını dile getirir. Her aşkın, öfkeyle, şehvetle, heyecanla şekillenen (ve kendini yeniden yeniden üreten) fırtınasının kendisini giz perdesinin ardından belli edişini...Psikanaliz ise bu fırtınanın gücünün/ sertliğinin/ kontrol edilemezliğinin/ hırçınlığının/ yıkıcılığının köklerini açıklayan bilinçdışı süreçleri keşfetme sürecinde yol gösterir bize. Oysa ve yine de bilgi bizi teselli etmez...fırtınayı dindirmeye gücü yetmez...Yine ve yeniden şair/şiir bize hatırlatır... “Mutlu Aşk Yoktur”...


Kaynak: www.icgoru.com
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
ozgurv



Kayıt: May 05, 2005
Mesajlar: 459

MesajTarih: Çrş 05.09.2007 11:10    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Aşığım Demekle Aşık Olunmuyor.

Aşk aşk diye inliyoruz durmadan,
Duygularımız akıp gidiyor satırlara,
Kelimeler,dizeler,şiirler,ardı sıra
Gerçek aşk'ı yaşıyor muyuz acaba?

Şimdiki aklım olsaydı eğer,
Sorardım kendime,aşık olmadan önce
Bu güç,bu hırs,bu azim var mı diye.
Sorardım sevdiğime
Beni sevmek yürek ister,
Sende bu yürek var mı diye.

Refik BURAN
_________________
Ölüm insanın sonsuzluğa doğumudur...
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et
gorona
Kullanıcı siteden atılmış


Kayıt: May 08, 2007
Mesajlar: 275
Nerden: hicran abinin yanindan

MesajTarih: Çrş 05.09.2007 13:38    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

aşk mı? geçiniz..
_________________
Gözler ki birer parçasıdır sende İlah'ın, Gözler ki senin en katı zulmün ve silahın.
Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin, Sen öldürüyorken de vururken de güzelsin..
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder E-mail'i gönder MSN Messenger
mavisurgun



Kayıt: Aug 31, 2007
Mesajlar: 26

MesajTarih: Çrş 26.09.2007 12:25    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

aşk için söyleyebileceğim hiçbirşeylerim var.
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
serox



Kayıt: Apr 21, 2006
Mesajlar: 1464
Nerden: Kocaeli

MesajTarih: Çrş 26.09.2007 14:21    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

mavisurgun demiş ki:
aşk için söyleyebileceğim hiçbirşeylerim var.


Feridün Düzağaç gibi bi mısra yazdın oraya helal Very Happy

Aşka inanmam ama yalnız uyanmam... Laughing
_________________
If I Seem Superhuman
I Have Been Misunderstood.
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et Yahoo Messenger MSN Messenger
Darius_Miles
"Dış kaynaklı rock" mod.



Kayıt: Sep 20, 2005
Mesajlar: 2611
Nerden: İstanbul

MesajTarih: Çrş 26.09.2007 19:14    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

bilim ve felsefe topicinde nelerden bahsediyorsunuz siz?
_________________
darius bl00dtears ftw.
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et MSN Messenger
serox



Kayıt: Apr 21, 2006
Mesajlar: 1464
Nerden: Kocaeli

MesajTarih: Çrş 26.09.2007 19:36    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Valla aslında aşk'ın bilimsel bir açılımı ve verilerle desteklenen bir tanımı varsa duymak ve bilmek isterim... Şahsen aşık olma durumunda "insan vücudunda ki baız hormonların salgılanması, beyinde bir bölgenin harekete geçmesi" gibi basit şeyleri biliyorum...
_________________
If I Seem Superhuman
I Have Been Misunderstood.
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et Yahoo Messenger MSN Messenger
aysu_



Kayıt: Jan 05, 2006
Mesajlar: 2640

MesajTarih: Çrş 26.09.2007 22:11    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Olay bundan ibaret değil ama.. Diğer sayfalarda uzun uzun mantıklı açıklamalar var, bilim ve felsefeye giren tarafı tartışılmalı burda şarkılar ve şiirler bundan uzak değil mi Smile
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
BilimTekYoldur
Kullanıcı siteden atılmış


Kayıt: Jan 10, 2005
Mesajlar: 712
Nerden: Düşlerin ve arzuların hakim olduğu bir yerden...

MesajTarih: Çrş 26.09.2007 22:58    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Valla kim açtıysa bu başlığı diye başlayıp bi'şey derdim ama demiyorum saygım var açan kişiye Very Happy

Özetlemeye çalışıcam ama çokda doluyum, bilemiyorum.Ama şöyle diyeyim, çok garip bi'şey bu Laughing

Beynin kör bi' noktası sanıyorum aşık olma durumu.Orada bi'yerde bi' yanardağ var belki yıllardır hiç sesi soluğu çıkmayan.Belkide daha dün patlamış ama kör bi' nokta işte ve ne zaman harekete geçeceğini bilmiyorsunuz, önceden haber veren bi' mekanizma yok ama sezileriniz kuvvetliyse anlayabilirsiniz önceden sadece bazen.Birde sonsuz aşk geyiği var o yalandır, Hollowood sağolsun; yoktur öyle bi'şey.Hiç bi' insanın hisleri, duyguları ve düşünceleri değişmeden sabit durmaz.Kimyasal bi' çekimse bu ki öyle doğal olarak zamanla yokolup gider belkide külleri kalır.

Ama zaten yokolup gitsin hatta kavramıda beraberinde götürsün boşverin materyalist bir dünyada yaşıyoruz ve bende materyalist bir oğlan çocuğuyum Very Happy (biri bana bunun alıntı olduğunu söyleyecek, biliyorum biliyorum hatta Madonna'dan alıntı hatırladım Laughing)
_________________
Daha güzel bir dünyanın, daha özgürlüklü bir dünya olmadan gerçekleşemeyeceği açık.Daha özgürlüklü bir dünyanın kurulabilmesi için tabuların yıkılması gerekli.Her türlü tabu yıkılmalı.En başta da dinlerden, "inanç"lardan kaynağını alan tabular.
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder E-mail'i gönder
ekvani



Kayıt: Jul 07, 2007
Mesajlar: 21
Nerden: trabzon

MesajTarih: Cmt 06.10.2007 19:53    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

aşk= arapça bir kelime
ayn-şin-kaf
ayn=kaynak ,eşyanın hakikatı
şin=noksan olmak
kaf=ufuk,hedef
demekmiş bunun hyanında,ebcet hesabı ile aşk kelimesiniin karşılığı=470
ayet olarak bakarsanız 470.ayet ''AL-İ İMRAN 166 - 167 - İki topluluğun karşılaştığı günde başınıza gelen musibet de Allah'ın izniyledir. Bu da müminleri belirlemesi ve hem de münafıklık yapanları ayırt etmesi içindir. Ve onlara: "Geliniz, Allah yolunda savaşınız veya (hiç olmazsa) savunmaya geçiniz." denilmişti. Onlar ise: "Biz savaşmasını (veya savaş olacağını) bilseydik arkanızdan gelirdik." demişlerdi. Onlar, o gün, imandan çok küfre yakındılar. kalblerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. Allah neyi gizlediklerini daha iyi bilendir.''
mutlak gerçeğe ulaşmak amacıyla noksanlıktan vazgeçmek için yapılan hesaplaşma,sınav yaşamı yani aşkı oluşturur.Bu amaç bilincinde yaşayanlar aşkı yaşamış,bu yaşamın bir parçası haline gelenler de aşkın kendisi olmuşlardır.Tabii ki olay iki varlık arasında tezahür ettiği için mecazı da iki insanın biri birine duyduğu hisler neticesinde yaşananlara da aşk ismini koymasına sebep olmuştur,,,yani bu yaşananlar aslında aşkın bir taklidinden ibarettir,,
_________________
<div><u><em><strong>\'\'varsan nerdesin,yoksan burda ne işin var\'\'</strong></em></u></div><br />
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder E-mail'i gönder
gorona_arxebo
Kullanıcı siteden atılmış


Kayıt: Oct 01, 2007
Mesajlar: 809
Nerden: oto atelyesinden

MesajTarih: Cmt 06.10.2007 20:14    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

benim bildiğim yemekhane sırasında arkanda duran kızın sana baktığı andaki titremen, ön sıranda duran arkadaşla yer değiştirip arkandaki kızla gözgöze gelmenden seni korkutan, sonra kız yanına gelip bişey sorunca (kekelemek gibi bi problemi olmayan benim) kekelemeye başlaması, ardından kızı başından savmaya çalışması, ardından bardakların bulunduğu masaya yaslanıp biraz olsun titremeni durdurmaya çalışmak ve orucunu sigarayla açmaktır.
_________________
Şunun bunun yardımından kuvvet almak istiyorsanız, bu gününüzü bilmem ama geleceğiniz çok kötüdür.
ATATÜRK
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder E-mail'i gönder MSN Messenger
Char-BooRacK
Kullanıcı siteden atılmış


Kayıt: Aug 03, 2007
Mesajlar: 232

MesajTarih: Prş 25.10.2007 23:31    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

gorona_arxebo demiş ki:
benim bildiğim yemekhane sırasında arkanda duran kızın sana baktığı andaki titremen, ön sıranda duran arkadaşla yer değiştirip arkandaki kızla gözgöze gelmenden seni korkutan, sonra kız yanına gelip bişey sorunca (kekelemek gibi bi problemi olmayan benim) kekelemeye başlaması, ardından kızı başından savmaya çalışması, ardından bardakların bulunduğu masaya yaslanıp biraz olsun titremeni durdurmaya çalışmak ve orucunu sigarayla açmaktır.


Açıklama süper Very Happy

Bide şöyle bi durum var ki (bendeki misal)

Kızı seversin aşık olursun bi an gaza gelir kızla tanışırsın tanıdıkça da bağlanırsın kıza sonra kıza açılman daha zoelaşır reddedilme onu kaybetme hissi tüm bedenini alır ve 3sn'lik o irkilme sonrası biz böyle arkadaş kalalım daha güzel dersin... Sad
_________________
Kara Dayının Torunu
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder E-mail'i gönder MSN Messenger
BilimTekYoldur
Kullanıcı siteden atılmış


Kayıt: Jan 10, 2005
Mesajlar: 712
Nerden: Düşlerin ve arzuların hakim olduğu bir yerden...

MesajTarih: Cum 26.10.2007 0:05    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Şakşakçılığı inkar ederler birde...Nasıl bir zihniyete sahipsin sen ey yüce Türk insanı! Bu kadar net konuşmamın nedeni Türk'ler dışında böyle pervasızca hareket eden başka bir milletin insanı olamayacağından emin olmamdır, aksini iddia edecek olanda beri gelsin.Sor bakalım şeyimdemi, peh Exclamation
_________________
Daha güzel bir dünyanın, daha özgürlüklü bir dünya olmadan gerçekleşemeyeceği açık.Daha özgürlüklü bir dünyanın kurulabilmesi için tabuların yıkılması gerekli.Her türlü tabu yıkılmalı.En başta da dinlerden, "inanç"lardan kaynağını alan tabular.
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder E-mail'i gönder
gorona_arxebo
Kullanıcı siteden atılmış


Kayıt: Oct 01, 2007
Mesajlar: 809
Nerden: oto atelyesinden

MesajTarih: Cum 26.10.2007 8:39    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Char-BooRacK demiş ki:
Kızı seversin aşık olursun bi an gaza gelir kızla tanışırsın tanıdıkça da bağlanırsın kıza sonra kıza açılman daha zoelaşır reddedilme onu kaybetme hissi tüm bedenini alır ve 3sn'lik o irkilme sonrası biz böyle arkadaş kalalım daha güzel dersin... Sad


ben ona öyle demiyorum. ama ya sev ya terketde demiyorum yani Very Happy kılıfına göre uyduruluyor bişekilde..
_________________
Şunun bunun yardımından kuvvet almak istiyorsanız, bu gününüzü bilmem ama geleceğiniz çok kötüdür.
ATATÜRK
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder E-mail'i gönder MSN Messenger
cesareborgia



Kayıt: Apr 13, 2007
Mesajlar: 510

MesajTarih: Cum 26.10.2007 12:47    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Aşkla ilgiili en güzel betimleme bence yukarıda yazdığım gibi şudur:

"Masalsı olandan/fanteziden gerçekliğe geçtiğimiz alan bu çerçevede doğu masallarının temalarına son derece yakındır. Yetişkin hayatın "masalsılıktan" arınmış çıplak gerçekliği bizi, solipsistik evrenlerinde kendi fantezilerini deneyimleyen kadının ve erkeğin "trajik" çatışmasına taşır. Modern yaşamın bütün göstergelerine bakıldığında, kadının ve erkeğin iki ayrı fantezi dünyası olduğunu görmek hiçte zor değildir. Yaşam bu fantezilerin uzlaşmazlığından doğan bir gerilim üzerine kuruludur. Aşk, belki de bu gerilimi en derinden deneyimlendiğimiz andır. Aşkın belki de bu kadar hayal kırıklığı yaratması, bu oranda derin narsisistik kırılmalara yol açması kurgusal olanla, "gerçek" olan arasındaki bu uzlaşmaz mesafeden kaynaklanmaktadır, çünkü "fantezi" onu deneyimleyen kişi için o oranda gerçektir, ve reel hayatın göstergelerinden çok daha derin bir kaynaktan, bilinçdışından beslenmektedir.

Bizi aşkta harekete geçiren bütün temalar bilinçdışı bir kaynaktan beslenir. Aşkın bu oranda kontrol edilemez bir deneyim olmasını açıklayan da budur. Aşk, istemli bir seçim, kontrol edilebilen, engellenebilen, ertelenebilen bir deneyim değildir. Aşk bir seçim değildir, bu anlamda bilincin alanında yer almaz. Aşk içine düşülen, bizi merkezine doğru çeken, benliği hakimiyetine alan bilinçdışı bir süreçtir. Aşkın bir hastalık olarak tanımlanmasının altında yatan da budur. Aşk aynen bir hastalık gibi, beklenmedik bir zamanda, şiddette ve formda gelir, bedeni ve ruhu hakimiyeti altına alır, bizi bitkin düşürür, egonun gücünü, savunma mekanizmalarımızı -gündelik hayat içinde ayakta kalmak için geliştirdiğimiz binlerce küçük oyunumuzu- elimizden alır. Aşkla beraber regrese oluruz. Yetişkin kimliğimiz dikişlerinden sökülür, bütünlüğü zedelenir, rasyonel yanımız sendeler, eski akıllı, bütünlüklü, yetişkin kişi değilizdir artık. İrrasyonel, çocuksu ve paramparçayızdır. Aşkın paradoksu da burada yatar, aşka bütünleş(/n)mek arzusuyla gireriz ve bu süreçte bütünlüğümüzü ve sürekliliğimizi kaybederiz. Çünkü aşkta ve aşk dolayımıyla bütünleşmek mümkün değildir. Aşk ve benlik ilişkisine bu yönüyle de bakıldığında, doğu masallarında resmedilenle ne kadar iyi örtüştüğünü gözlemlemek mümkündür. Doğu masalları “aşkta yaşanan deneyimi” –batı masallarının aksine- benliğin parçalanması olarak tasvir eder. Batı masallarında dişinin ve erilin bütünleşmesini tasvir eden nihai sona oranla, doğu masalları benliğin çözülmesini içeren sancılı bir süreçtir. "

_________________
"Bağımsızlık benim karakterimdir.." Mustafa Kemal ATATÜRK
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
Mesajları göster:   
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    TurkRock.Com Forum Ana Sayfası -> Bilim ve Felsefe Tüm saatler GMT + 3 Saat
Sayfa Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10
10. sayfa (Toplam 10 sayfa)

 
Forum Seçin:
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız

Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group
Klavye.Net webhosting, domain, reseller, dedicated server, php, mysql çözümleri
TurkRock.Com yönetimi ile iletişime geçmek için tıklayınız..

TurkRock.Com web barındırma hizmeti Klavye.Net Internet Hizmetleri tarafından sağlanmaktadır.

TurkRock.Com üyeleri ve yöneticileri ile sohbet etmek için chat sunucumuz irc.turkrock.com'a girebilirsiniz.

Sayfa Üretimi: 2.03 Saniye