Kuzeyin dondurucu rüzgarı çağrıyı duydu ve esti şiddetle; güneyin coşkusunu,
doğunun bilgeliğini ve batının gücünü yanına katarak...
Odin: Gökyüzünün efendisi, ölüler dünyasının kralı, haykırdı dokuzuncu kez ve
dünyanın koruyucuları toplandı tekrar. Dört rüzgar, dört bir yandan gelen dört
savaşçıya hayat verdi, ölüm gözyaşı oldu yollarında. Deniz nefes alıp verirken
hissettiler gücü. Rüzgarda yazılı olanı okuduklarında; ant içtiler kanlarıyla
birlik inancına!
... Tan ağardığında büyü kırılmış, lanet yükselmişti. Dört kral, dört koldan
yayıldılar fırtınanın karanlığına. Büyü, şimşek ve ateş çeliklerinde birleştiğinde
ASGARD’ a uzanan yol çekicin işaretini gösterdi. Yelkeni doldurmak için gelen
dürüst rüzgarın kalbi; arzu ve intikamın gücüyle birleşti. Valhalla’ nın kapısına
vardıklarında, arkalarındaki yanık köprülerin altında akan kanı içerek selamladılar
salondakileri; WARRIORS OF THE WORLD!!! “Call to Arms” ın bir
mısrasında “Burada tekrar savaşa doğru bir kavga var” deniyor. Bana
göre albümün özeti gerçekten bu tümcede saklı. Bu albüm Manowar’ un heavy metal
savaşındaki yeni bir cephe.
Joey De Maio basın açıklamasında, “Eski şarkılarınız ve bu yeni şarkılar arasındaki
farklar nelerdir” sorusuna; “Bu çok komik, çünkü albümü dinlemiş olan insanların
hepsinin ayrı bir düşüncesi var, bazısı diyor ki “Battle Hymns’ a geri dönmüşsünüz”,
diğeri diyor ki “Hail To England” la aynı olduğuna eminim, bir diğeri Into Glory
Ride’a döndüğümüzden emin.Sanırım bu bir iltifat, çünkü biz asla albümlerimizin
nasıl albümler olduğunu unutmadık. Bence bizim kariyerimiz “Manowar” adında
bir kitap ve her albüm ayrı bir bölüm. Biz neysek öyle olmaya devam ettik, diğer
bok kafalar gibi her hafta saç stilimizi ve görünüşümüzü değiştirmiyoruz, komik
kıyafetler giyip ve elinize bir kılıç alıp boktan bir dergiye çıkmaktan çok
daha fazlasını yapmanız gerekiyor, hayatınızı fanlarınıza adamanız gerekir,
kanınızı ve sahip olduğunuz her şeyi fanlarınıza vermelisiniz, ki yıllardır
iyi ve kötü günlerde biz bunu yaptık ve iyi günlerden çok kötü günler oldu hayatımızda
ama asla inancımızı yitirmedik. Bu sadece bizimle ilgili değildi, bu tüm fanlarımızla
ilgiliydi, onlar bizi METALİN KRALLARI YAPAN KİŞİLERDİ ve işte bunun için yaşıyoruz
ve bunun için öleceğiz!” diyerek cevaplıyor...
... Sanırım Nisanın 15’iydi,: Nette Yigit’ le chat yapıyoruz, single o sabah
çıkmıştı (Warriors Of The World United) Yico’ da sabahın köründe gitmiş, sıraya
girmiş ve zor da olsa bir tane alabilmeyi başarmıştı. Bunun kıvancıyla bana
sürekli single’ ı anlatıyor, acayip gaza getiriyordu. “Abi belki nete düşmüştür
single” diyerekten audio galaxy’e bir bakalım dedik. :) Tüm albüm netteydi
ve hemen indirmeye başladım. İlk indirdiğim parça “Warriors Of The World” tü
ve internet cafede ufak çapta bir deprem yaratmam bu ana denk geliyordu. Sevinçten
deliye döndüm çünkü şarkı olağan üstüydü ve anında kafama kazındı. O gün diğer
parçaları da indirdim ama aklım hep “Warriors Of The World” deydi hatta iş yerinde
bile bağıra çağıra parçayı söylüyordum. Birkaç gün içinde Tuncer sayesinde albüme
sahip oldum ve o gün bugündür daha yeni yeni kendime geliyorum. Bu anı altı
senedir bekleyen birisi olduğum için gururluyum ve şu anda da albümü dinliyorum.
İlk döndürüşümde biraz şaşırdım çünkü albüm oldukça düşük tempodaydı (özellikle
a bölümü). Bununla ilgili Scott şöyle diyor; “Gerçekten eğlenceli çünkü a tarafını
dinlediğinde biraz sürprize uğruyorsun ama b tarafına geldiğinde görüyorsun
ki tamamiyle farklı bir dünyaya geçmişsin. Fakat albümü baştan sona bir bütün
olarak dinlediğinde (CD olarak) sanki seni güzel bir kitap yada bir filmde ki
gibi bir yolculuğa çıkartıyor. Albüm “Call To Arms” la patlıyor ve bu patlamaya
az da olsa “Fight For Freedom” da katılıyor ve ondan sonra gerçekten de bir
değişim oluyor ve “Nessun Dorma” geldiğinde “hey bu cool ama ne oluyor bu cehennemde?”
dedirtiyor. Sonra başka bir yöne doğru kayıyor ve albümün ortasına geldiğinde
“The March” la karşılıyorsun ve “Bu ne s*kici bir parça, cool ama klasik bir
enstrümantal parça” diyorsun. Ardından albümün çatısı “Warriors Of The World”
le değişiyor ve son üç double basslı parçayla bitiyor. Bence bilerek bu şekilde
yapıldı çünkü bu yolla ardıllık sağlandı. Mesela “Nessun Dorma” son şarkı olsaydı
nasıl olurdu? Aynen şöyle; “Uuuuuuh... (inliyor). S*ikici değil mi? (gülüyor).
Fakat demin dediğim gibi ardıllığı sağlayınca bence müziğin içindeki duyguları
yakalıya biliyorsun.”
Grup Warriors Of The World’ü “Cehennem” [Hell] adını verdikleri New York’ daki
stüdyolarında kaydetti ve Miksaj için Belçika’da ki “Galaxy Studios”u tercih
etti. Miksaj için çalıştıkları kişi ise; Ronald Prent. Joey Belçika’yı tercih
etmelerini şöyle açıklıyor:
“Biz kendimizi daima “öncüler” olarak ve en iyi teknolojiyi kullanmak için
çabaladık.Gerçek şu ki biz ilk dijital kayıt yapan Heavy Metal grubuyuz ve kendi
stüdyosunu kuran ilk gruplardan biriyiz. Ekipmanlar yeterince portatif hale
geldiğinde ev stüdyoları kurulabiliyor ve bu stüdyo süper müzik cdlerini üretmek
için en uygun yer [Grup tekrar bir ilke imza atarak tarihe geçti; Warriors Of
The World albümü dünyada “super audio cd” formatında yayınlanan ilk heavy metal
albümü!] Bu öyle bir format ki, müziği üretildiği gibi, tam kıvamında dinleyebilmenizi
sağlıyor ve bu üretimin başında ki insanın ismi Ronald Prent. Bize göre, o mühendislerin
mühendisi. Onu seçmemizin nedenlerinden bir de buydu. Bize bu stüdyoyu önerdi
ve burada çalışmayı tercih etti ve mümkün olabilecek en iyi soundu oluşturmaya
çalıştı.Ayrıca Belçika’ da olmak bizi mutlu ediyor. Scott gözlemelerini ve birasını
seviyor. [Karl “kızlar” diye araya giriyor (gülüyorlar).]
Warriors Of The World’de eski yeni şarkılar, hızlı - sert epic parçalar ve balladlar
bulunmakta. Kısacası Manowar fanları ne istiyorlarsa onları yapmışlar, tüm fanların
beğenebileceği ortak bir albüm olmuş...
Kapakta, son üç albümdekine benzer bir savaşçı; elinde A.B.D. bayrağı ve peşinde
de diğer savaşçılar var. Yani Manowar önder olarak ilerliyor ve peşinden de
“army of immortals” ı sürüklüyor. Kapağın altındaki imza ise Ken Kelly’e ait.
Kapağın iç bölümlerine geldiğimizde normal bir yazıyla (Tabii ki Manowar için)
karşılaşıyoruz: Bu cd turladığımız bütün ülkelerdeki tüm fanlarımıza adanmıştır.
Bu, seçtiğimiz hayatı reddetmeye çalışan inançsızlara “FUCK YOU” deme yöntemimiz.
Dünyaya gerçek metalin savaşını vermek için doğduk ve hiçbir şey bizi durduramaz.
Manowar’ u ülkesinde çalması için bekleyen herkese: Rahat olun, rüzgarda ellerimizde
kılıçlarımızla yürüyeceğiz! Turda görüşmek dileğiyle; FUCK THE WORLD, HAIL &
KILL!
Eric, Karl, Scott ve Joey ...
Dilerseniz şimdi de albümdeki parçalara teker teker değinelim:
Call To Arms:
Warriors Of The World albümünü, Manowar için gerçek metal savaşında yeni bir
cephe olarak düşünecek olursak, Call To Arms’ın ne anlama geldiğini çok daha
çabuk bir şekilde yakalayabiliriz.Çünkü; “Tekrar buradayız; k*çlarını tekmelemeye
hazırız” mesajlarıyla dolu bir parça Call To Arms...
“Güç ve ses için toplandık, çok bekledik ve şimdi evdeyiz.”...
Koro eşliğinde başlayan parça Eric’in olağanüstü çığlıklarıyla bomba gibi patlıyor!
Ardından Karl ve Joey’un katılımıyla, sonu belirsiz bir savaşa ittiriyor dinleyenleri.
Klasik Manowar rifflerinden oluşan parça da en çok dikkat çeken nokta Eric’in
mükemmel performansı! Diğer bir nokta da parça boyunca klavyeden gelen koro
sessionları. Ki bu, albümün tüm parçalarında mevcut. Verse, chorus, verse, chorus,
solo + bridge, chorus; yapısıyla bana hail and kill’i anımsattı.
“Krallık için savaş, zafer için kuşat.
Çelikten bir kalple silahlandın,
Benden önce dikilen kardeşlerimin yanında ant içtim;
Hiç birine diz çökmeyeceğim!
Kanları çeliğimin üstünde,
Kan çeliğimde!”
Fight For Freedom:
Call To Arms’la kendimize gaz yapmışız feci bir şekilde, direk yakıp yıkma modundayız,
ama o da ne; piyanoyla başlayan bir giriş? İlk dinleyişte mükemmel ötesi “Courage”
(yiğit slm) a benzettiğim Fight For Freedom, albümün en ağır toplarından biri.
Çoğu kişinin favorisi olan parça, albümde Joey ve Karl’ın beraber yazdıkları
tek şarkı. Özelliği, 9/11 terörist saldırılarında hayata gözlerini yuman insanlara
adanmış olmasında saklı. Aslında F.F.F. 9/11’den daha önce yapılan bir şarkı
ama Karl’ın bir röportajda dediğine göre bu talihsiz saldırı olduktan sonra,
bu parçayı saldırıda ölenlere adamak istemişler. Zaten parçanın sözleri de olayla
bütünlüğü yakaladığından ortaya gerçekten anlamlı bir çalışma çıkmış. Bu arada,
bu parça albümden çıkan ikinci single olarak, ağustos ayında piyasaya sürülüyor
“An American Trilogy’ le” birlikte).
“Orada bir ses; kıyının karşısında duyuldu,
Denizin karşısında duyuldu
Onu sadece “kalbinle” dinlersen duyabilirsin
Ve bir gün özgür olmayı umut edersen Özgürlüğün sesini duyana kadar birçokları
canlarını verdi,
Onlar senin ve benim için savaştı
Bu hatıralar her zaman içimizde yaşayacak
Şimdi, ÖZGÜR OLMA ZAMANI!”
Fight For Freedom, genel olarak sözleri gerçekten insana yaşama umudu veren,
“Courage”, “Carry On” tadında bir parça. Bilmem Eric’in döktürdüğünü belirtmeme
gerek var mı? “... If you listen with your heart” derken “kalpten”,
“... Let freedom ring and every man be king” derken “sabırsız”, “Where
the eagles fly I will soon be there” derken “özgür” ve “So raise your
hands show them, we are STRONG!” derken “güçlü”... Eric dört metal kralından
biri olarak, parçaları sadece seslendirmiyor; onları yaşıyor ve bizlere yaşatıyor..!
“Şimdi hepimiz ayağa kalkmalıyız
Ellerini kaldır ve göster; Biz güçlüyüz!
Savaşımız daima her tarafta ilerliyor
Savaşa bu şarkıyla yürüyoruz!”
kısmı ise feci gaz! Hele bu bridge’in ardından gelen soloyla, albümde ilk “tüylerim
diken diken oluyor” hadisesini yaşıyoruz:) O ilk gazımız da alevleniyor, özellikle
parçanın sonları yaklaştıkça...
Nessun Dorma:
Bundan uzun zaman önce bir krallıkta ilginç bir kanun varmış. Prensesle evlenmek
isteyen gençler, (ya da prensler diyelim buna) prensesin sorduğu üç bilmeceye
de cevap verirse prensesle evlenebiliyorlarmış. Yanlış cevap verirlerse kelleri
uçuruluyormuş. Bir gün bu krallığa adını kimsenin bilmediği bir prens gelmiş.
Prensesi soğuk odasında ki güzelliğiyle görünce, aklı başından gitmiş ve bu
yarışmaya katılmaya karar vermiş. “Yapma abi yazık sana valla” uyarılarına aldırmadan
girmiş yarışmaya yakışıklı prensimiz. “İlk görüşte aşk denir buna” demişmiş
(pöh:p). Nitekim yakışıklı prens abimiz yarışmaya katılmış ve prensesin sorduğu
üç bilmeceyi de bilmiş. Lakin prenses beğenmemişmiş bu yakışıklı abimizi. Prens
abimiz hakkı olmasına rağmen prensesi alıp *****ürmemiş [Bknz: delikanlı prens:)
]. Demiş:“Bari gönlü razı değil hanımefendinin, bir soru da ben sorayım buna.
Eğer bilirse onun için canımı vereceğim.” Aslında içinden çok kırılmış prensese
ama belli etmemiş. Ve bir gece odasına tırmanıp söylemiş düşüncelerini; “Eğer
benim adımı bu gece içinde ağzıma fısıldarsan (bir nevi İtalyan usulü kiss olayı
bu sanırım) kendimi intahar edecem huleyn”... Gece olmuş, tam sabah olacakken
prenses adını bilmiş ve prenste ölmüş...
Nessun Dorma’nın kısa hikayesi bu şekilde. 1999’ ta ki God’s Of Metal Festivaline
headliner olarak katılan krallar, İtalyan fanları için özel bir şey yapmaya
karar verirler. Ve konserin sonlarına doğru Nessun Dorma’yı seslendirdiklerinde
yer yerinden oynar. Eric bu olay için şöyle diyor: “Bir çok planlama, bir
çok prova ve bir çok kez opera ziyareti yaptım, nasıl şarkı söylediklerini çalışmak
için. İtalya’ ya gidene kadar bu parçayı asla çalmadık, çünkü sürpriz yapmak
istedik. Sana söylemeliyim, şarkıyı ilk kez çalacağımız zaman karnımda kelebekler
dolaşıyordu, çünkü ilk kez bir heavy metal vokalisti opera söylemeye kalkışıyordu.
Ve konserde bazı raportörlerin bulunduğunu biliyordum. Şarkı sırasında not tuttuklarını
gördüm ve gözlerimi kapatmaya ve şarkıya konsantre olmaya çalıştım. Parçanın
ortasında gözlerimi açtığımda inanılmaz bir manzara vardı karşımda: Yaşlı başlı
adamlar ağlıyordu, herkes çakmaklarını yakmış havada sallıyordu ve bazıları
da cep telefonlarıyla ailelerini ve arkadaşlarını arayarak şarkıyı dinletiyordu,
biliyordum işe yarıyordu.” Aslında olayın bir diğer güzel yanıysa klasik
müzikle heavy metalin bu şekilde bütünleşmesi. Diğer gruplarda çok yaptı bu
tür şeyler, peki onlardan farkı ne kralların? Eric bu soruya “Onların limitleri
var, kendilerini kısıtlıyorlar” diye cevap veriyor. Nessun Dorma’yı ilk
olarak dinleyince zaten anlaşılıyor bu; son bölümde, Eric opera vokal tarzında
parçayı seslendirirken birden eski scream vokaline dönüyor ve vahşi çığlıyla
parçayı sonlandırıyor. Parçayı albüme koyma fikri doğduktan sonra Eric tekrar
operalara gitmiş. Nessun Dorma’yı yazan kişi ise ünlü İtalyon tenor Puccini.
Bu arada bu parça Eric’in kayıtlar sırasında yaşama veda eden annesi Lillian’a
adanmış. Nessun Dorma’la birlikte albümün rotası değişiyor. O ilk gazımız yerini
hafif şaşkınlığa yerini bırakıyor!
Valhalla:
Ardından gelen Valhalla ise çok kısa bir enstrümantal olmasına rağmen dinleyeni
alıp sürüklüyor Valhalla’nın geniş salonuna; Odin’in karşısına... Şaşkınlıkla
durgunluk arasında bocalıyoruz. Kendimize geldiğimizdeyse...
Swords In The Wind:
... Karl o öldürücü arpejleriyle ölümün soğuk yüzünü vuruyor suratınıza. Odin’le
hesaplaşma günü gelen savaşçıyı dinliyoruz karanlık ve yalnız bir odada...
“Ruhumu teslim ettim, Odin beni çağırıyor,
Bir gün Valhalla’nın muhteşem salonundaki tahtının yanına oturacağım.
Benden öncekiler gibi şerefim ve gururumla öleceğim.
Gerçek bir savaşçı daima senin tarafında (Odin’in) savaşır.
Bir işaret gönder: Yelken kalkar son bir hoşça kal dalgasıyla,
Kader ölümsüzlüğümü haykırır. Cadıyı çağır, sihirli bir büyü örüp yollasın,
Biz savaşta ölenler; ne cennet ne de cehennem için doğarız
Bizler ateşin içinde yanan Odin’in oğullarıyız,
Savaşçı krallarının mirası gökyüzünün üstünde de hüküm sürecek mi? Kılıcım rüzgarın
içindeyken de görevime öncülük edeceğim!
Odin’in oğulları tekrar ölüm ve yaşam için savaşın!
Viking gemileri soğukta, rüzgarda ve yağmurda denizin karşısına geçer.
Gecenin karanlığında yelken açarız,
Sihirli yıldızlar parıldayan rehberimizdir.” Bugün silahlarımın üzerine düşen
kan asla kurumayacak
Bir çoğunu toprağın içine postalayacağım, onlar ölürken kahkaha atacağım!
Kılıcım rüzgarın içindeyken de görevime öncülük edeceğim!
Odin’in oğulları tekrar ölüm ve yaşam için savaşın!
Viking gemileri soğukta, rüzgarda ve yağmurda denizin karşısına geçer.
Gecenin karanlığında yelken açarız,
Sihirli yıldızlar parıldayan rehberimizdir. Bedenimi bir gemiye koyun ve onu
denizde yakın.
Ruhum yükseliyor, Valkriey’lar beni *****ürür.
Beni kardeşlerimin beklediği yere, Valhalla’ya *****ürün,
Ateş gökyüzüne doğru yanıyor; Ruhum asla ölmeyecek!”
... Açıkçası bu ve buna benzer eski epik tarzda parçaları gerçekten özlemiştim.
Swords In The Wind’i yalnız olarak, gece yarısı ve çakırkeyif bir haldeyken,
karanlık bir odada dinleyin; Manowar tarihinin en kült parçalarından biri olduğunu
anlayacaksınız. Benim albümde en sevdiğim ikinci parça ve ilk dinlediğimde tüylerim
diken diken olma olayını aşıp gözlerimin dolmasına sebep olmuştu...
An American Trilogy:
Ve Swords In The Wind’in bünyenizde yarattığı o kasvetli rüzgardan sonra Krallar
bizleri Dixy diyarlarında bir yolculuğa çıkartıyorlar An American Trilogy eşliğinde.
Manowar’ un bu parçayı coverlamasında ki sebep; sanılanın aksine, milliyetçilikleri
yada ABD’nin son 9/11 attack dan sonraki birlik beraberlik seferberliğine katkıda
bulunmak DEĞİL! Sadece metalin krallarından Rock’n Roll’un kralı Elvis Presley’e
bir saygı ifadesinde bulunmak! Elvis’in 16 Ağustos 1977 ölümünden önceki konserlerinde
en fazla istek gören parçaların başını çeken An American Trilogy, Kral’ ın ölümünün
25. yıl dönümü olması nedeniyle albüme koyuldu. Bunu tüm röportajlarında tekrarladılar
ama hala bir kısım insanın onları milliyetçi / militarist diye iddia etmeye
çalışması nedense biz fanlara tanıdık geliyor: Çamur at; izi kalsın hesabı!..
... An American Trilogy normalde üç bölümden oluşan bir parça. İlk bölümde güneyin
kutsal şehri Dixy, ikinci bölümde ABD’nin Cumhuriyet yolundaki kutsal savaşı
ve kuzey şehirleri, son bölümde de Cumhuriyet ve Demokrasi ve ABD’nin bu değerler
için savaşı anlatılıyor. Genel olarak senfonik bir yapısı olan parça, Manowar’
un düzenlemesiyle gerçekten heavy bir hal almış ve de çok güzel olmuş. Ayrıca
şunu da belirteyim bu parçayı yazan kişi Elvis değil, Milton Newbury. Elvis’in
parçadaki katkısı ise; onu meşhur etmesi ve yaptığı birkaç düzenleme de saklıydı.
Kısacası An American Trilogy için: “Bol korolu, senfonik - heavy ve mükemmel
geçişlere sahip üstün bir Manowar düzenlemesi” tanımını yapabiliriz...
The March:
ManowaR’ un çok koyu klasik müzik fanlarından oluşan kadrosunu sanırım hepiniz
biliyorsunuzdur. Grupta, Joey DeMaio ve Eric bu konuda başı çekiyor. Özellikle
Paganini ve Richard Wagner onları etkileyen iki önemli müzik adamı. Koyu bir
Wagner hayranı olan Joey’da, bu albüme, Wagner’in “Wagner March” parçasını kendi
yorumuyla bizlere sunuyor. İlk birkaç dakika durgun ve yavaş tempoda ilerleyen
enstrümantal parça, mükemmel bir geçişin ardından klasik müziğinde en az heavy
kadar sert ve duygusal olduğunu ispatlarcasına bizleri uçuruyor. Benim en sevdiğim
parçaların başında gelen bu çalışma ile, albümdeki orkestral ve senfonik atmosferin
sonuna geliniyor...
Warriors Of The World United:
Hüzünlü yağmurların yerini alan güneşin, saçtığı enerjik ve umut verici ışınlarını
andıran Warriors Of The World United, albümü alan herkes gibi benimde favori
parçam. Genel yapısıyla buram buram Kings Of Metal albümü kokan bu muhteşem
heavy metal marşı, aynı zamanda ManowaR’ un fanları tarafından en çok sevilen
parça olan Battle Hymn’a (solosu hariç, çünkü solosu yok) çok benziyor. Eric
Adams bir röportajında bu parça için stadyum - arena konserleri için yapılan
bir parça yorumunu yapmıştı. Bu yorumu okuduktan sonra kendimi hayal dünyasına
kaptırmaktan alıkoyamadım, düşünsenize:
“Brothers everywhere,
Raise your hand into the air
We’re warriors
Warriors of the world!
Like thunder from the sky,
Sworn to fight and die
We’re warriors
Warriors of the world”
dizelerini 30,000 kişi ile birlikte dev bir arenada söylüyorsunuz!!! Bu gerçekten
inanılmaz bir tecrübe olurdu...
Bence son iki albümdeki (Triumph.. ve Louder..) parçalarla kıyasladığımızda
en gaz ve kışkırtıcı parça Warriors Of The World United. Genel olarak; Manowar’
un, metalin koruyucuları / savaşçıları olan fanlarına adadığı ve onlara kutsal
savaş çağrısı yaptığı parça, Scott Colombus’ un headbange zorlayan davul ritmiyle
başlıyor. Ardından Joey DeMaio ve Karl Logan’ ın katılımıyla öyle bir hal alıyor
ki; dinleyenler heavy metal makinesine bağlanmış birer headbanger oluyor. Ve
Eric... Dünyanın gelmiş geçmiş en iyi metal vokalisti olduğunu ispatlarcasına
sizleri alıp uçuruyor! “We are the hammer of the Gods we are thunder, wind
and rain!”
Parçanın ortasında ki:
“Şayet bir gün savaşta ölürsem benim tarafımda savaşan kardeşlerim; atımı
ve silahlarımı toplayın. Nasıl öldüğümü aileme anlatın. Güçlü olana dek tüm
bu gerçeklerle savaşacağım, yolumda dikilenler çelikle öldürülecek...”
dizeleri ile duraksayan parça ardından Eric’in inanılmaz vahşi çığlıkları, sert
gitar ve bass tonlarıyla şimşek gibi patlıyor ve bu muhteşem parça nakaratın
tekrarıyla son buluyor.
Albümden çıkan ilk single olan Warriors Of The World United’ın ardından, cehennemin
3 bekçisi kadar acımasız olan Hand Of Doom, House Of Death ve Fight Until We
Die geliyor. Bu parçayla birlikte ciddi anlamda kimliğini değiştiren albümde,
Manowar’ un “dünyanın en gürültülü heavy metal grubu” unvanını hala koruduğuna
tanıklık ediyoruz.
Hand Of Doom:
“Süper solo, gaz bir ritm ve vahşi bir Eric Adams vokali”... Hand Of Doom, Warriors
Of The World’ de ki hızın tanımını yapan parçalardan biri. Yapısıyla “Hail To
England” ve “Into The Glory Ride” albümlerinin soundunu ve sözlerini yansıtıyor.
“Bu gece gökyüzündeki şimşeklerle indireceğiz!
Beraber savaşacağız, bazılarımız ölecek
Her zaman bu dikilişimizi hatırlayacağız
Ve çoğu elimle öldürülecek!!!”
Parçanın bütününde, sanırım klavyeden gelen, koro var ve çok güzel bir atmosfer
veriyor. Karl’ ın Malmsteenvari ultra speed solosundan sonra gelen bridge de
kopmamak mümkün değil!
House Of Death:
“Hız yapmışızzz”... İlk dinlediğimde verdiğim tepki bu oldu:) Eric’ in öyle
bir vokali var ki bu parça da; resmen vahşilik sınırını aşıp, direk brutal vokale
kayıyor. Albümün en hızlı ve en sert parçası.
“Kan ve şimşek yağmurla karıştır
Krallığın içinde tekrar karanlık hakim
Işıklar yanar, vücudum alevlenir,
Hepsi adımın sesine diz çökecek!”
House Of Death, sözleriyle “March For Revenge”, “Bridge Of Death” ve “Hatred”
gibi parçaları anımsatıyor. Sert, koyu Manowar fanlarının bayılacağı House Of
Death ile yavaş yavaş albümün sonlarına yaklaşıyoruz.
Fight Until We Die:
Son parça olan Fight Until We Die klasik Manowar soundunda, sözleriyle albümün
özetini yansıtan başarılı bir çalışma. Nakaratı dikkat çekici, double bass kullanımı
parçanın sürükleyiciliğini arttıran başlıca öğelerden biri.
“Ellerinizi kaldırın
Kılıçlarınızla, rüzgarda
Metalin kardeşleri tekrar birlikte;
Seslerimizde kan, sürüyoruz.
Kazanana kadar savaşacağız,
Ya da ölene dek savaşacağız!!!” ...
Genel olarak baktığımızda Manowar diskografisi için oldukça ilginç bir albüm
olmuş. Altı yıllık uzun bekleyişin hakkını sonuna kadar veriyorlar, her notası;
her kelimesi için çok çalışılmış bir ürün Warriors Of The World. Ve hala, ölene
dek, onlar metalin kralları! Buna inanmayanlar albümü alıp dinlesinler: Yiyecekleri
sert bir yumrukla cevabını alacaklardır!
Şarkı Listesi
1. Call To Arms
2. Fight For Freedom
3. Nessun Dorma
4. Valhalla
5. Swords In The Wind
6. An American Trilogy
7. The March
8. Warriors Of The World (United)
9. Hand Of Doom
10. House Of Death
11. Fight Until We Die