Bu foruma yazan her üye, forum kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılır. Bu kurallara uyulmadığı takdirde mesajlarınız silinebilir, taşınabilir ve siteden uzaklaştırılabilirsiniz.
İnternette dolaşırken forumların birinde korsan kaset ve cd lerle alakalı güzel bir yazı buldum ve sizinle paylaşmak istedim.
Yazıyı kimin yazdığını bilmiyorum.:
Bildiğiniz gibi “korsan” yayınların (kitap, müzik, film, program) ülkemiz ekonomisi için çok büyük bir sorun teşkil ettiği söylenip durur. Yani söylendiğine göre bu o kadar büyük bir sorundur ki, Unkapanı’nın önünde müzik yapımcılarının mendil açıp dilendiğini, yayınevi sahiplerinin iflas bayrağı çektiğini, film yapımcılarının topu diktiğini, bilgisayar yazılımcılarının ise tası tarağı toplayıp ülkeyi terk ettiğini zannedersiniz.
Oysa durum hiç de böyle değil. Kitabevleri belki de ülke tarihinde en parlak dönemlerini yaşıyorlar – korsana rağmen. Hemen her gün bir şarkıcı piyasaya çıkıyor – korsana rağmen. Son yıllarda çekilen Türk filmleri, korsanın olmadığı dönemden (VCD öncesi dönem) iki üç kat daha fazla gelir getiriyor – korsana rağmen. Ve bilgisayar programcılarının bir yere gittikleri yok – korsana rağmen.
Peki bu patırtının anlamı ne?
Sanırım şöyle bir şey demek istiyorlar:
“Biz zaten deli gibi para kazanıyoruz. Ama daha fazla kazanmak istiyoruz. Hıhahahahaaa!”
* * *
Burada, “adamlar kazanacakları kadar para kazanıyor, daha ne istiyorlar, bıraksınlar gariban milletin yakasını” tarzında düşük seviyeli bir popülizm yapacak değilim. Aksine, bu adamların daha en baştan, en temelden itibaren neden haksız olduklarını göstereceğim. Korsanın neden kaçınılmaz olduğunu, ne işe yaradığını, ne zaman ve nasıl durdurulabileceğini anlatacağım.
İyi dinleyin.
* * *
Fikri mülkiyet yasası esas olarak “eser sahibi onu oluşuturandır” der. Eğer siz bir fikir ya da sanat eserinden faydalanmak istiyorsanız, bedelini ödemelisiniz diye de ekler. Bedelini ödemediğiniz takdirde hırsızlık yapmış, suç işlemiş sayılırsınız.
Her şey ne kadar mantıklı değil mi? Nasıl manavdaki şeftaliyi yemek için bedelini ödüyorsanız, bir fikir ya da sanat eserinden faydalanmak için de bedelini ödemelisiniz. Eğer ödemezseniz, manavdan şeftaliyi çalmış gibi olursunuz. Bu da suçtur.
Suçu ve doğru davranışı böyle tanımladığınız zaman herşey son derece basit ve açık.
Ama kazın ayağı öyle değil. Gelin, olaya biraz daha yakından bakalım:
Diyelim ki siz orta halli bir çalışansınız. Evlisiniz ve iki çocuklusunuz. Eşinizin ve sizin maaşınız evin ve çocukların masraflarına ucu ucuna yetiyor. Ay başını kazasız belasız atlattığınız için sevinen tiplerdensiniz.
Aniden çocuklarınız sinemalara yeni gelen bir filmden bahsetmeye başlıyorlar ve size o filme gitmeyi ne kadar çok istediklerini söylüyorlar. Siz de hesap yapmaya başlıyorsunuz. Neresinden bakarsanız bakın maaile sinemaya gitmek 50 milyondan başlıyor. Yoldu, patlamış mısırdı, filmden sonra gezisiydi derken rakam kolayca 70-80 milyona varıyor. Siz, bir gözleri ışıl ışıl çocuklarınıza, bir de aylık bütçenize bakıp kara kara düşünmeye başlıyorsunuz: “Belki biraz mesai yaparsam...”
Durun bir dakika!
Çocuklarınız bu fikre nereden kapıldı? Vahiy mi aldılar? Gece rüyalarında mı gördüler? Uzaylıların telepatik telkinlerine mi maruz kaldılar?
Hayır. Her sıradan vatandaş gibi onlar da gün boyunca hepimizin maruz kaldığı reklam bombardımanına maruz kaldılar. TV ve radyolardaki reklamlardan, gazetelerdeki ve dergilerdeki ilanlardan, yol kenarındaki bilboard’lardan, internetten ve başka bir sürü yerden gelen “Bu film çok eğlenceli, çok güzel. Daha mutlu olmak, gülmek, arkadaşlarının sohbetlerine katılarak popüler olmak istiyorsan bu filmi seyretmelisin” şeklindeki baştan çıkarıcı telkinlerden etkilendiler. Ve yakanıza yapıştılar.
Buradan hemen sonuca atlamayın. Başka bir soru soracağım:
Bu filmi getirenlere, çeşitli araçlar (i.e. “media”) kullanarak halkın iştahını kabartma hakkını ve iznini kim veriyor? Yolda yürürken başınızı kaldırdığınızda, karşınıza çıkan dev gibi bir tabelada resmi bulunan çok güzel bir kadının ya da yakışıklı bir adamın davetkar bir biçimde size bazı şeyleri satın alma ya da bazı işleri yapmanız yönünde telkinlerde bulunmasına kim izin veriyor? Ya da verdiğiniz vergilerle kurulan ve varlığını sürdüren bir yayın organında seyrettiğiniz bir programın cart diye ortasından bölünüp araya reklam alınmasını kim onaylıyor?
Bilumum resmi kurumlar. Yasa koyucu ve uygulayıcılar.
Bu kurumlar ve onların koydukları kurallar mealen diyor ki: ekonominin işlemesi için, mal ya da hizmet üretenlerin, mallarını ve hizmetlerini satabilmek için, tüketicileri teşvik edici, iştahlarını kaşıyıcı yayınlarda bulunması serbesttir.
Bu yasaları kim koyuyor? Aylık geliri ortalama 10 bin dolar olan milletvekilleri mi? Yoksa onlardan bu konularda ricada bulunan büyük sermaye sahipleri mi? Bildiniz, bu ikincileri.
Sermaye sahipleri ürettikleri şeylerin kitleler tarafından arzulanmasını isterler. İnsanlar bu mal ve hizmetleri arzulasınlar ki, daha sonra bunları satın almak için akıl almaz derecede sıkıcı işlerde çalışmaya razı olsunlar. Borç yapsınlar. Kredi kartı kullanıp geç ödeme yaparak bankaları ihya etsinler. Maksat ekonominin çarkları dönsün. Bu arada da iştahı kabarmış biçare fareler boş yere tekerler içinde koşup dursun.
* * *
Peki ya tüketicilerin çok büyük bir bölümünün ekonomik gücü, reklamı yapılan şeyleri satın almaya yetmiyorsa? O zaman ne olacak?
Vatandaşın bir yerleri şişecek. Ve oturdukları yerde kalakalacaklar.
* * *
Günümüzde ekonomik sistem böyle işliyor: istisnasız herkes tahrik ediliyor. Ama sadece alım gücü yüksek olan küçük bir azınlık bu cazip mal ve servetlerden faydalanabiliyor.
Geri kalanlar ise yaşadıkları düşük standartlı yaşamın depresifliğine, bir de her gün ortaya çıkan yeni ve cazip şeylere ulaşamamanın getirdiği hayal kırıklığını katarak ekmeği suya katık etmeye mecbur bırakılıyor.
* * *
Tabii ki böyle olmuyor. İştahı ahlaksız bir biçimde kabartılmış (dikkat edin: burada ahlaksız olan iştahı kabaranlar değil, kabartanlar) kitlelere, normalde ulaşmaları imkansız olan mal ve hizmetlere, küçük bir meblağ karşılığında ulaşma şansı verenler ortaya çıkıyor: KORSANCILAR!
Parasal gücü, kabartılmış iştahını normal yollardan (yukarıdaki örnekte “sinemaya giderek”) karşılamaya yetmeyen insanlar, kendilerine sunulan bu seçeneği, yasadışı olsa da kullanmayı tercih ediyor. Gidiyor, 2-3 milyona korsan VCD’yi alıyor, akşam evdeki ucuz VCD player’ine koyuyor ve ailesiyle birlikte seyrediyor. Kabartılmış iştahını, çok yasal bir yoldan olmasa da, söndürebiliyor.
* * *
Eğer bunu yapmazlarsa ne olur? Yani sabahtan akşama kadar TV’de reklamı yapılan bir müziğin kaçak CD’sini almazlarsa, her tarafta afişini ve tanıtımını gördüğü filmin korsan VCD’sini seyretmezlerse, gazete ve dergilerde çarşaf çarşaf tanıtımı yapılan bir kitabı alıp okumazlarsa... yani tahrik edilmiş bu iştahını tatmin etmezse ne olur?
Ben söyleyeyim: hakiki bir halk ayaklanması olur.
Bir tarafta ahlaksız denecek düzeyde lüks bir yaşamı herkesin gözüne soka soka küçük bir azınlık, diğer tarafta çeşitli iştahları kabarıp kabarıp tatmin edilmeyen çok büyük bir çoğunluk olursa, tam bir halk ayaklanması olur.
Ve bu ayaklanma da, bizdeki askeri darbeler gibi kötüye giden bir durumu düzeltmek gibi net bir amaca sahip olmaz. Hınç almaya yönelik olur. Zenginlerden intikam almaya yönelik olur. Kabartılıp da söndürülmeyen iştahların acısını çıkarmaya yönelik olur. Yakar. Yıkar. Yok eder. Hali hazırda çok kazanan o şirket sahipleri, o lüks uçaklarına binip kaçacak zaman bile bulamayabilir.
İşte korsanın varlık sebebi ve işlevi budur: Ahlaksız ve düşüncesiz bir biçimde kabartılmış iştahların, zarar verecek hale gelmeden dindirilmesi. Yani korsan bir tür emniyet sübabıdır.
* * *
Bu anlamda korsanı, evlenecek parası olmayan bir gencin, elinde olmadan (hormonlarından ve dış uyaranlardan dolayı) kabaran cinsel arzularını, kimseye zarar vermemek için kendi kendini tatmin ederek dindirmesine benzetebiliriz. Eğer birileri bunun suç olduğu o gence söylenirse ve o da buna inanırsa, adam ya çıldırır, ya da gözü dönerek birisinin karısına-kızına saldırır.
Hangisi daha iyi? Zararsız bir biçimde kendini tatmin mi? Yoksa masum insanlara saldırmak mı?
Toplumlarda genelevlerin bulunması ve hayat kadınlarının olması da benzer bir iş görür. Cinsel ihtiyaçlarını normal yollardan karşılayamayan insanların, evli barklı insanlara ya da ufacık çocuklara saldırmasını engellemek için, birikmiş cinsel enerjilerini güvenli bir biçimde boşalmasını sağlarlar.
Genelevlerin ve hayat kadınlarının bulunması tabii ki arzulanan bir durum değildir. Hiç kimse bir kadının ya da erkeğin bedenini satmasını / kiralamasını onaylamaz. Ama toplumun tamamının düzeninin bozulmasındansa, hayatın cilveleri sonucu düzeni zaten bozulmuş bireylerin bedenlerini böyle bir hizmet için kullandırmaları yeğdir.
Yani burada “iyi” ile “kötü” arasında yapılan bir seçim söz konusu değil. “Kötü” ile “daha kötü” arasında bir seçim yapılıyor. Ve mantıklı olarak, “kötü” seçiliyor.
* * *
Peki korsan ne zaman azalır ya da ortadan kalkar?
Toplumun genelinin ekonomik durumu, uyduruk enflasyon rakamlarına göre değil, “gerçekten” düzeldiğinde.
Yeterli parası olan hiçkimse, orijinal bir CD alabilecekken gidip korsanını alamaz. Çünkü kalite farkını bilir. “Madem param var, iyisini alırım” der.
Korsanı alanlar büyük oranda, ekonomik gücü yetmeyenlerdir. Bu insanlar zaten o ürünün olası bir müşterisi değildir. Yani aslında ortada bir müşteri ve dolayısıyla bir gelir kaybı bulunmuyor. (Yani bu fikir ve sanat eseri derneklerinin başındakiler, gözümüzün içine baka baka yalan mı söylüyor? Evet!) Olan, normalde de o ürünü ya da hizmeti zaten alamayacak insanların, kendilerine sunulan yasadışı bir fırsattan faydalanarak, ahlaksız bir biçimde kabartılmış iştahını dindirmesidir. O kadar.
Peki ortada hiç mi “suçlu” yok.
Var.
Ama bu suçlular, ailesini sinemaya götürecek ya da CD veya kitap alacak halde olmayanlar değil. Suçu, o filme gidebilecekken, o CD’nin ya da kitabın ya da programın orijinali alabilecekken, yani gücü yetecekken korsana başvuranlar işliyor.
Onların da bu korsan piyasasının çok küçük bir bölümünü oluşturduğunu düşünüyorum. Çünkü kısa bir süre sonra orijinale dönüyorlardır. Özellikle kalitesiz eserler kullanmak gibi ruhsal bir hastalıkları yoksa tabii. Bir de, bu kesim o kadar büyük olsaydı, gerçekten de yukarıda adı geçen sektörler büyük darbe alırlardı. Durumun hiç de öyle olmadığını biliyoruz.
* * *
Nacizane tavsiyem:
Kapitalizmin yılmaz bekçilerinin TV’lerde ve sinemalardaki “korsan hırsızlıktır” çığırtkanlıklarına pek kulak asmayın. Asıl ahlaksızlığı onlar, sabahtan akşama kadar sizi ulamayacağınız şeyler konusunda tahrik ederek yapıyorlar. Yasalar şimdilik onlardan yana olduğu için bu kadar güçlü ve haklı görünüyorlar. Bırakın görünsünler. “Doğal hukuk” açısından hiç de öyle olmadıklarını bilin. İçiniz rahat olsun.
Ama ekonomik gücünüz uygun düzeye ulaştığında da gidip paşa paşa orijinal ürün / hizmet kullanın. Çünkü bu çarkın en azından varolabilmesi için birilerinin orijinal ürünleri alıyor olması gerekiyor. Gücünüz bu noktaya ulaştığında, zorunluluktan edindiğiniz eski alışkanlıklarınızı terk edin.
Son bir not: bu eserlerin orijinallerini alacak ekonomik güce ulaşırken insanların hakkını yememeye, başkaların aldatmamaya, canlarını yakmamaya dikkat edin. Yoksa, birilerinin hakkını gasp ederek zengin olduktan sonra gidip orijinal eser almanın ve bununla övünmenin hiçbir esprisi (“l’esprit”) yok. Bilmem anlatabiliyor muyum!
Kayıt: Jun 08, 2003 Mesajlar: 1046 Nerden: bilinçaltı
Tarih: Pts 07.11.2005 11:11 Mesaj konusu:
orhan kemal şöyle demişti: benim kitanımın korsanını basmalarına lafım yok.bassınlar.ama tek bir şartla:eksik basmasınlar..sonuç olarak halkın okumaya ihtiyacı var... _________________ haydi kızlar mühendisliğe!
Korsana karşı değilim.Nedeni yabancı müzik dinliyorum,CDler ise bir üniversite öğrencisinin neredeyse günlük masrafına yakın.Çok sevdiğim Dream Theater,Blind Guardian gibi grupları orjinal alırım.O da bayağı kasarak...Sonra Dark Tranquillity,In Flames,Pain Of Salvation gibi öyle orjinalleri zor bulunan grupları mecburen korsan alıyorum.Ankara'da Kızılay'dan alıyorum bunları,bir CD parasına 9 korsan CD alıyorum.Yapabilecek şeyler yapılmıyor,oyun,kitap,CD ne olursa olsun...Bu yükseklikte fiyatlarla şahsen ben korsan almaya devm edeceğim. _________________ Enslaved Blog...At tragic heights,she hangs from the sky,a requiem played,in a broken heart... Moonspell/At Tragic Heights
kütüphaneler de bir korsan kitap örneği midir? ya da biz mesela, bir kitap aldığımızda genelde karı koca okuyoruz. yayınevlerince caiz mi bu durum? kitap ikinci okumada korsan mı oluyor? kelle başı bir kitap mı almak icap eder?
bir de ben geçen bir kitap okudum, oradaki iki-üç cümleyi arkadaşıma anlattım. "fikir hakları kanunu"nca hapise atılmam gerekir mi? kendimi ihbar edeyim o zaman, kitaptan beğendiğim cümleleri mavi bi defterim var benim, oraya yazdım. ehe, çoğalttık yani kitabı. "ampec korsan hattı" nın ajanları evi basmaz di mi? bak kimseye söyleme, ben senin kitaptan öğrendiğim bi lafı şirket toplantısında sattım. ayan beyan para kazandım be senin kitap üzerinden. haram mıdır o para? cep telefonu çalmış gibi oldum ben he mi?
korsan kitap tartışması, bu işin rant yiyenlerinin istediği noktaya çekilmiştir. mesnetsiz kitap fiyatları, uçuk transfer ücretleri ahlak adına sorgulanmaz hale getirilmiş. etik'i tanımlamanın ön şartı yayınevinin belirlediği parayı ödemek olmuş. yemezler. önce sizin ahlakınızı bir tartışalım. uzun sürer zaten, o sırada ben para biriktirir alırım kitabın orijinalini. hiç sıkmayın kendinizi.
Kayıt: Sep 19, 2005 Mesajlar: 537 Nerden: istanbul
Tarih: Sal 08.11.2005 22:36 Mesaj konusu:
Ben de açıkçası böyle düşünüyorum.Bir müzik cd'si 30 YTL iken, bir PC oyunu 80 YTL iken, bir PS2 oyunu 120 YTL iken bunlara kim para verebilir ki? Düzenli olarak bunları alabilecek sadece ülkemizin %1 nüfusudur. _________________ Tek yol KEMALİZM!
Ne mutlu TÜRKÜM diyene! Si vis pacem para bellum
Kayıt: Mar 10, 2005 Mesajlar: 292 Nerden: Sanane ulan!..
Tarih: Çrş 09.11.2005 0:23 Mesaj konusu:
Alıntı:
Korsanı alanlar büyük oranda, ekonomik gücü yetmeyenlerdir. Bu insanlar zaten o ürünün olası bir müşterisi değildir. Yani aslında ortada bir müşteri ve dolayısıyla bir gelir kaybı bulunmuyor. (Yani bu fikir ve sanat eseri derneklerinin başındakiler, gözümüzün içine baka baka yalan mı söylüyor? Evet!) Olan, normalde de o ürünü ya da hizmeti zaten alamayacak insanların, kendilerine sunulan yasadışı bir fırsattan faydalanarak, ahlaksız bir biçimde kabartılmış iştahını dindirmesidir. O kadar.
Yazının en çok bu kısmını beğendim.
Bence çok doğru bir tespit. _________________ Everything louder than everyone else!..
Emekçilerin ateşi dünyayı yakacak!!! www.anarsistkomunizm.org
Kayıt: Sep 08, 2003 Mesajlar: 1230 Nerden: Sol Majörden
Tarih: Çrş 09.11.2005 0:31 Mesaj konusu:
Evet korsana ilk kez doğru şekilde yaklaşan bir yazı görüyorum. Durumu uygun omadığı için korsana para veren değil, para içinde yüzdüğü halde korsan kullanan suçludur. Korsanı yaratan da toplumda gelir dağılımındaki git gide büyüyen adaletsizliktir. _________________ things we said on a rainy day
Yazılım korsanlığı hakkında bilgi için www.bsa.org.tr adresine göz atabilirsiniz.Durumu uygun olmama meselesine gelelim...Bilgisayar oyunu alacaksın diyelim,param az diye korsan alıyorsun.Almazsan ölmezsin!Çok sevdiğin bir programı veya bir müzik CDsini alıyorsun ama korsan alırken bir bakıma onun yapımında katkısı bulunan herkesin emeğini boşa çıkarıyor,kazançlarını azaltarak üretkenliklerini azaltıyorsun.Suçu sadece alanlarda aramamak gerek.Çok afedersiniz ***ıkırık bir program için 1000$ isteyen firmada da hata vardır çünkü fahiş fiyatlar da insanı korsana yönelten bir durumdur.Bana göre korsan alan da,programlara yüksek fiyatlar biçerek insanları korsana yönelten firmalar da suçludur.
Kayıt: Sep 08, 2003 Mesajlar: 1230 Nerden: Sol Majörden
Tarih: Çrş 09.11.2005 1:12 Mesaj konusu:
Korsan kullanmıyorum, fikri sinai haklar yasası kapsamında yer alan ürünlerden sadece kitap ve müziğe para harcıyorum. Kolay değil para yetiştirmek ama bazı fedakarlıklar yapmam gerekiyor. Yine de durumu iyi olmayan bir insanı suçlamam korsan kullandığı için, benden daha iyi şartlara sahip insanlar arasında korsan kullana kişiler tanıyorum, işte bu noktada korsana karşıyım. Parasını yetiştirbilen korsan kullanmamalı... _________________ things we said on a rainy day
Tv de izledim..İstanbul Efsanelerini yapan adamlar röpörtajda,bizce suç değil filan diyorlardı.
Bu açlıktan ölecekken ekmek çalmaya benziyor bence.6 cd lik oyunlar 10 milyon zaten . _________________ WarriorsOfTheWorld
Kayıt: Mar 10, 2005 Mesajlar: 292 Nerden: Sanane ulan!..
Tarih: Çrş 09.11.2005 3:48 Mesaj konusu:
eXpert demiş ki:
Bilgisayar oyunu alacaksın diyelim,param az diye korsan alıyorsun.Almazsan ölmezsin!
Peki bişey sorucam:
Diyelim ki almak istediğim cd 20 milyon lira.
Ve benim hem hayatımı idame ettirip hemde o cd yi almam imkansız.
Öğrenci olanlar bilir zaten hafta sonunu çoğu zaman getiremezler.
Yani ben bu cd yi zaten alamıyacağım.
Yani o para zaten bunu yapan insanların cebine girmeyecek.
Ben korsan olarak o cd yi alsamda onu hazırlayanların emeğini çalmışmı olurum?
Sürekli korsan kitaplarla orjinal kitaplar arasındaki fark sorulduğunda kalite farkından ve vergilerden bahseder yayıncılar.
Peki bunu bilmediğim için soruyorum:
30 milyonluk kitabı 15 milyona satmak bu kalite farkına ve vergilere karşılık mı geliyor?
Sonuçta korsancılarda bu işten birsürü para kazanıyorlar, hatta bir ayda araba alan korsancılar var yüzüklerin efendisi furyasında.
Bu aradaki fiat farkı bu kadar büyük olunca benimde kafamda bazı soru işaretleri uyanıyor doğal olarak.
Kafamdaki bu sorular ortadan kalkmadan orjinal kitap veya cd alacağımı düşünmüyorum.
Ha korsancıların haksız kazanç sağlamasına alet olmuşum ha yayınevlerinin.
Bilmeyen varsa bu işi yasal yollardan daha makul yapanlar var.
Zardanadam ilk iki albümünü yayıncı bile kullanmadan çıkardı.
Cdlerini kopyalıyarak, elden dağıtarak sattı ve kendilerine yetebilecek bir para kazandılar.
Merak edenler www.zardanadam.com adresinden grubun hikayesini kendi ağızlarından dinleyebilir. _________________ Everything louder than everyone else!..
Emekçilerin ateşi dünyayı yakacak!!! www.anarsistkomunizm.org
Kayıt: Jun 11, 2004 Mesajlar: 2768 Nerden: Stockholm
Tarih: Çrş 09.11.2005 14:24 Mesaj konusu:
eXpert demiş ki:
Bilgisayar oyunu alacaksın diyelim,param az diye korsan alıyorsun.Almazsan ölmezsin!
Gunde ortalama 2 film izleyen insana bunun nasil koyacagini bilemezsin. Her izledigim filmi orjinal alsaydim su an bir oda dolusu olmustu ve su an hala orjinal alinmaya degecek filmleri aliyorum ama amaci para olan filmlere hayatta para vermem. Korsan cd hic almadim ama cok yukledim film internetten ve devam etmeyide planliyorum su anki gibi... _________________ I contend that we are both atheists. I just believe in one fewer god than you do. When you understand why you dismiss all the other possible gods, you will understand why I dismiss yours...
Kayıt: Jun 11, 2004 Mesajlar: 2768 Nerden: Stockholm
Tarih: Çrş 09.11.2005 18:34 Mesaj konusu:
Fiziksel olarak hayir ama psikolojik dengem bozulur, o da icten ölmek gibi bir sey... _________________ I contend that we are both atheists. I just believe in one fewer god than you do. When you understand why you dismiss all the other possible gods, you will understand why I dismiss yours...
Kayıt: Sep 19, 2005 Mesajlar: 537 Nerden: istanbul
Tarih: Çrş 09.11.2005 23:22 Mesaj konusu:
eXpert demiş ki:
Yazılım korsanlığı hakkında bilgi için www.bsa.org.tr adresine göz atabilirsiniz.Durumu uygun olmama meselesine gelelim...Bilgisayar oyunu alacaksın diyelim,param az diye korsan alıyorsun.Almazsan ölmezsin!Çok sevdiğin bir programı veya bir müzik CDsini alıyorsun ama korsan alırken bir bakıma onun yapımında katkısı bulunan herkesin emeğini boşa çıkarıyor,kazançlarını azaltarak üretkenliklerini azaltıyorsun.Suçu sadece alanlarda aramamak gerek.Çok afedersiniz ***ıkırık bir program için 1000$ isteyen firmada da hata vardır çünkü fahiş fiyatlar da insanı korsana yönelten bir durumdur.Bana göre korsan alan da,programlara yüksek fiyatlar biçerek insanları korsana yönelten firmalar da suçludur.
Türkiye Marjinal Tüketim Eğiliminin oldukça yüksek olduğu bir ülke.Bunun anlamı, elde edilen gelirin tamamına yakınının tüketime harcanıyor oluşudur.Tasarruf azdır.Kısacası Türkiye'de insanların geliri azdır, Avrupa'nın 4'te, 5'te 1'idir.
Burada bir müzik cdsi 30 YTL, bir bilgisayar oyunu 80 YTL, bir PS2 oyunu ise 120 YTL.Müzik cd'sini bilmiyorum ancak, bilgisayar oyunu Amerika'da 40 YTL, PS2 oyunu ise 70 YTL.Yani gelirimiz dörtte biri iken, bu mallara ödediğimiz para yaklaşık iki katı.Tabii burada bunların lüks tüketim malı sayılması yüzünden eklenen vergiler de fiyatı yükseltiyor.
Şimdi senin aylık 750 YTL alan bir devlet memuru olduğunu varsayalım.4 kişiden oluşan bir ailen var.Bu devlet memurunun maaşı aile masraflarına ucu ucuna yeter, hatta yetmeyebilir.Eşi de çalışsa bile yine yetmeyebilir.Unutma bu ülkede 4 kişilik ailenin geçinme sınırı 1000 küsür YTL (tam hatırlayamadım).
Şimdi bu ailedeki fertler; tv'de, sokakta, radyoda, okulda, meydanda gördükleri reklamlar sonucu kimi müzik ürünü, film, oyun vs. gibi malları tüketmek isteyeceklerdir.Sonuçta bu insanların ilgi alanı bu olabilir, bununla psikolojik rahatlık ve bireysel fayda sağlıyor olabilirler.Ancak aşikar olan şey, bu gelirle bu insanların bu mallara ulaşamayacak olmasıdır.En ufak ek maliyet bile gelir - gider dengesini altüst eder.
Evet görülebileceği gibi bu insanlar için korsandan başka bir çözüm yoktur.Aslında kısaca ülkemizin %90'ının bundan başka çözümü yoktur.Kimse korsanı isteyerek almıyor.Ancak yıllık ortalama milli gelir 20.000 Euro ve üstü olmadıkça, ya da bu malları üreten firmalar ortalama milli gelire göre fiyatlar belirlemedikçe; bu insanların bu malları alması İMKANSIZDIR.
Haksız korsana hepimiz karşıyız.Ancak kimse geliri yetmediği için cahil kalmamalı...
Kayıt: Aug 16, 2005 Mesajlar: 513 Nerden: senin çıktığın yerden
Tarih: Cmt 12.11.2005 4:28 Mesaj konusu:
çogu yazar sevinmiyor mu kitabım korsana üştü diye?demek ki okunuyo belli bir satış düzeyine ulaştı korsanada düştü daha çok kişi beni okuyacak anlayacak diye...bu olay çogu yazarın röortajında karşılasılan bir durumdur... _________________ MELATONIN 12 ŞUBAT PAZAR GÜNÜ ALANYA'DA SAHNEDEKİ YERİNİ ALIYOR
Melatonin besteleri için: www.purevolume.com/melatonintr
........EXCUSE ME WHILE I KILL MYSELF.............
abi adamlar eskiden 15 milyon yapıyolardı 5 milyona indirdiler demekki 5 milyondada çok ii para kazanabiliyolar bunlar 2 milyon yapsalar 500 bin satacaklarına 10 milyon satarlar benim görüşüm budur ama korsana karşı değilim çünkü müziği daha ucuza dinleyebiliyoruz ben 30 milyon wersem her cd ye yaşayamam ki dimi ama
Kayıt: Jun 21, 2005 Mesajlar: 2257 Nerden: Eskişehir - Ankara
Tarih: Pzr 13.11.2005 1:53 Mesaj konusu:
Piyasa arz-talepden oluşur. Ülkemizde de talep ucuz maldan yana. Çünkü alım gücümüz düşük. O zaman talep de haliyle orjinalden çok korsana olacaktır... Tabiki arzda bu yönde...
Orjinal almak verdiğim parayı gerçekten üreticisine veriyor olsaydı zevkle. Ama arada bir (veya birkaç) aracı kurum olduğundan, verdiğim paranın %5'i ancak asıl sahibine gidiyorsa orada biraz durup düşünmek gerekir işte!... O para gerçekten de emeğe mi gidiyor diye...
O para emeğe değil, o emeği sömürenlere gidiyor ne yazık ki işte... _________________ AKP'ye Hayır!
ABD'ye de, politikalarına da, teknolojisine de, fikirlerine de, kültürüne de... (Neyi varsa) hayır...
http://www.blogcu.com/1624
ben şuanda 200 ü aşkın bir film arşivim var bunun %10 orjinal çünkü elime para geçtikçe korsan yerine orjinal aldım doğal olarak
expert senin dediğin almassan ölürmüsün demişsin ama cedrix'in dediği gibi günde 2-3 film izleyen bir kişi için korsan en iyi çözümdür bazı filmleri her canın istediğinde sinemaya gidip izleyemezsin özellikle öğrenci isen veya maaşın el vermiyorsa tek çözüm yine korsandır yazıda dendiği gibi ama paran varsa orjinalini almak her zamn daha iyidir _________________ daha önce böyle bir güzellik gördünüz mü?... (avatarım)
Tüm saatler GMT + 3 Saat Sayfa 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7Sonraki
1. sayfa (Toplam 7 sayfa)
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız