Bu foruma yazan her üye, forum kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılır. Bu kurallara uyulmadığı takdirde mesajlarınız silinebilir, taşınabilir ve siteden uzaklaştırılabilirsiniz.
Thrash ve diğer geçiş türlerinin artıklarından doğan grindcore, death metal vokali ile bol enerjili hardcore rifflerinin akışını, kromatik ve sayı sistemleri tabanlı kompozisyonlarla sağlayan veya ani çıkışlar ve gelişi güzel çalınan enstrümanlarla tanımlanabilir.
Grindcore, heavy metalin en uç noktası olarak death metal, thrash metal ve hardcore punk birleşmesinden meydana geldi. 1980’lerin başında Siege, RI ve Repulsion, Sore Throat gibi Amerikalı ve İngiliz proto-grindcore ve hardcore punk grupları dikaktlerin bir anda bu tür üzerine çekilmesini sağladılar..
Aslında bu ilk grindcore gruplarının çoğu, hatta hepsi hala karanlıktalar ve bilinmiyorlar. Örnek olarak Siege grubu sadece ‘Drop Dead’ demosu ile Repulsion ise Carcass elemanlarının sahip olduğu Necrosis Recordstan çıkan ‘Horrified’ albümü ile mevcutlar metal piyasasında.
Hemen herkesin kabul ettiği gerçek şudur ki ilk gerçek grindcore grubu İngiliz Napalm Death’tir. Zira türe adını veren de grubun bateristi Mick Harris olarak yer alır metal tarihinde. Grindcore n kadar çok gelişse de; yırtıcı gitarı, lokomotif gibi baterisi ve çok kısa süreli şarkılarıyla kendilerini belli etmektedir. (Napalm Death’e ait 0.75 saniyelik ‘You Suffer’ hala dünyanın en kısa şarkısı rekorunu elinde bulundurmaktadır.)
Alt türlere gelirsek ; grindcore kesinlikle kategorize edilmesi çok zor bir türdür. Bazı dinleyiciler ve müzisyenler kafalarında bir tür - alt tür belirleseler de geri kalanları bu kategorizasyonun müziği kısıtlamaktan başka birşey olmayacağı görüşündeler.
Alt Türleri
Political Grindcore: Bu alt tür politik şarkı sözleri ve zaman zaman crust punk ile peace punk hareketine yatkınlığıyla ortaya çıkıyor. Bütün alt türler arasında ilk grindcore gruplarına en yakın müziki benimsiyor.
Goregrind: Bu alt türün öncüsü kesinlikle Carcass’tır. Genel olarak gore vahşet temalı sözleri kullanan bu alt tür, teknoloji destekli vokalleriyle de dikkat çekmektedir. Bütün bu alt türler arasında tartışmasız en ticari olanıdır.
Cybergrind: Cybergrind tamamen bilgisayar teknolojisi üzerine kurulmuş klasik metal enstrümanlarından uzak bir alt türdür.
Hardcore, kısa, gürültülü, ve çok hızlı gitar değişiklikleri kullanıp, öfkeli müzikler yapan gruplar tarafından şekillendirilen, punk rock türünün daha yoğun ve kuvvetli bir versiyonu olarak doğdu. Müzik kadar, şarkı sözleri de üslup olarak hayli öfkeli ve çoğu zaman siyasiydi..
Hardcore müzik akımı Kuzey Amerika’da, öncelikle Los Angeles, Washington, New York City, Vancouver, Boston gibi büyük şehirlerde gençliğin öfkesini dile getirmek için bir araç olarak başladı. Hatta “A Tribal History” isimli yazısında yorumcu Steven Blush’a göre “hardcore, punk rock’ın 'varoş gençlik' için olanıydı.” Çoğu hardcore grubunun şarkı sözleri sosyal hiyerarşiye ve sınıf farklılıklarına oluşan öfkeden doğan bir anarşizm düşüncesini temel alıyordu.
“Hardcore” isminin temeli aslen punk rock’ın zamanla yumuşaması, esnemesi ve uyuşturucuyla alkolden sıyrılmasına dayanıyordu. Buna tepki olarak 1981 senesinde Vancouver’lı D.O.A. grubu “Hardcore 81” isimli bir albüm çıkardı. Ve hardcore ismi ilk kez kullanılmış oldu.
Amerikan Hardcore’u...
1976-78 arası İngiliz punk dalgası gibi, Amerikan hardcore’u da türünün gelişmesi için sıkı ve sağlam bir hareket içindeydi. Müzik, The Ramones, Wire ve The Dickies gibi gruplardan öğeler de içeriyordu. Amerikan hardcore’un doğuşu için önemli sayılabilecek gruplar ise The Germs, Middle Class, Fear, D.O.A. ve özellikle Washington’lu grup Bad Brains idi.
Los Angeles’in KROQ radyo istasyonunda “Rodney on the ROQ” isimli bir radyo şovu hardcore için büyük önem taşıdı. Hardcore müzik türünün özellikle California’da popüler olmasına yardım etti. Hardcore müziği tanıtan Flipside, Maximum RocknRoll ve benzeri dergiler de tüm ülkeyi dolaştı. Böylece hardcore müzik, Amerika’da şiddet ve öfkeyi temsil eden müzik türü olarak bilinmeye başladı. Bu durum özellikle “The Decline of Western Civilization” isimli bir filmden sonra oluştu. Çünkü filmin şiddet sahnelerinde hardcore müzik kullanılıyordu. Hardcore müzik ayrıca kaykay ve benzeri adrenalin dolu şehir sporlarıyla da bağdaşmış oldu.
1980 ve 1984 arası, yani hardcore’un ilk dönemi olarak tabir edilen periyodda etkili olan gruplarsa şunlardı: Washington’lu Minor Threat, Los Angeles’lı Black Flag, Vancaouver’lı D.O.A., Toronto’lu Zeroption, Boston’lu S.S.Decontrol ve tabiki halen aktif olan San Francisco’lu ünlü grup Dead Kennedys.
Black Flag grubunun 1981’de çıkan albümü “Damaged” hardcore müziğin agresifliğini müzikal anlamda içeriyordu. Çok geçmeden yarı militan bir grup olarak müzik hayatına başlayan S.S.Decontrol agresif ve asi Amerikan gençliğinin lideri oldu, hardcore’un dahi sınırlarını aştı. Bu tip kült grupların etkisi halen sürmekte..
Amerikan Hardcore’unun Etkisi
Hardcore, özellikle Amerika’da rock müzik üzerinde etki sahibi oldu. Heavy metal grubu Metallica, metal ile hardcore’u ilk birleştiren gruplardan biriydi. Metalin tekniği ve gitarını, hardcore’un hızıyla ve agresifliğiyle birleştiriyorlardı. Bu tip müzikler sonraları thrash metal ya da alternatif speed metal adıyla anılmaya başlandı. Metallica’nın yanında Megadeth ve Slayer da benzer tarzlarda müzikler yaptılar..
1985’te New York’lu grup S.O.D (Stormtroopers of Death), “Speak English or Die” albümünü çıkardı. Albüm heavy gitar soundu, hızlı baterisi ve gitar riff’leriyle thrash metale yakın olmasına rağmen, aslen thrash’ten ayrılıyordu. Çünkü albümde gitar solosu hiç yoktu ve bol bol “mosh” olarak tabir edilen bozuk gitar cızırtıları vardı. Suicidal Tendencies (ilk yılları) ve DRI gibi gruplar da buna benzer müziklere sahipti.
Grunge da hardcore’dan etkilenen müzik türleri arasındaydı. Eski grunge, Black Sabbath ve Black Flag’den etkilense de Mudhoney ve Nirvana gibi gruplar bu sound’u punk içinde ele alıyordu. İşin aslı, bir keresinde Nirvana’nın lideri Kurt Cobain müziklerini tarif ederken “Black Flag ve Black Sabbath’dan etkilendiklerini” açık açık söylemişti. Bu durum Amerikan hardcore’un 90’larda tekrar yenilendiğini gösteriyordu.
Kuzey Amerika dışında hardcore müziğin etkisinin o kadar yaygın olduğunu söylemek zor. İngiltere’de The Exploided ve The Anti-Nowhere League bu tip müzikler yapıyordu, aynı zamanda diğer hardcore grupları gibi sosyal konulara da değiniyordu. Bu gruplar aslında Sham 69’dan etkilenmişti ve müzikal anlamda Amerika kadar agresif değillerdi...
Hardcore her ne kadar 80’lerde boy gösteren bir müzik akımı olsa da halen hardcore benzeri agresif punk rock ya da hardcore metal yapan gruplar yok değil. Aslen 80’lerin sonunda hardcore misyonunu tamamlamış ve polüleritisini kaybetmiştir. Ama günümüzde bu türü başarıyla temsil eden (ve büyük bir çoğunluğu doğal olarak Amerika’lı olan) halen pek çok grup vardır...
Agresif yapısı, akıcı ritmleri, yüksek frekanslı gitarları, bambaşka vokalleri ve karanlık temalı yapısıyla rock müziğinin bir formu olarak karşımıza çıktı Heavy Metal. Aslında biraz daha derin bakacak olursak heavy metal; blues rock ve pop müziğin evrim geçirip değişmesiyle ortaya çıktı. 1967 ve 1974’teki ilk dalgalanma tamamen pop ve blues ürünüydü. 1991 senesinden sonra Heavy Metal; Hard Rock türlerine ve Grunge’a dönüşmeye başladı...
İlk Örnekler Ve Etkileri
İngiliz grupları arasında hayli popüler olan ve bir çoğuna ilham kaynağı haline gelen Amerikan Blues müziği, Rolling Stones ve The Yardbirds gibi rock grupları tarafından temposu artırılmış, akustik yerine elektro gitar kullanılmış halleriyle tekrardan derleniyordu. (Bu etkilenme sadece blues'dan değildi tabi, rock ‘n' roll’un da -özellikle Elvis Presley-etkisi büyük oldu) Blues müziğin bu şekilde güçlenmesi entelektüel ve sanatsal çevreler arasında merak uyandırdı. Müzisyenler, tecrübelerini, düşüncelerini, hislerini insanlara amfilerle güçlendirilmiş bu gitarlarla daha yüksek, daha şiddetli aktarma yolunu seçtiler. Bateristler tarzlarını, elektro gitarların yüksekliğine ulaşabilmek için blues-rock tarzının basit ve tek düze davulundan, daha güçlü, daha şiddetli, daha kompleks bir hale getirirken, amfilere güvenen vokalistler ise tekniklerini değiştirerek hatta geliştirerek, daha şekilli, yer yer daha dramatik bir hale büründüler..
Amfilerin sayısız avantajları ve yeni kayıt teknolojilerinin gelişmesiyle, heavy metal gücünü iyice hissettirmeye başladı. Genel kanı olarak heavy metal; Led Zeppelin ve Black Sabbath ile , 1960’larda İngiltere’nin Birmingham bölgesinde, geleneksel blues standartlarının dışında hatta ötesinde bir müzikle ortaya çıktı. Her iki grupta, blues-rock’ta kullanılan gitarın sesini yükselten ve Amerikan müziği ile Avrupalı beyaz rockerlar arasında köprü kuran Jimi Hendrix gibi isimlerin de olduğu Amerikan "psychedelic rock" müzisyenlerine büyük ilham kaynağı oldu. Bazı gruplar ise başka türlü etkilendiler bu gruplardan. Mesela Vanilla Fudge psychedelic pop tınılarını, heavy metal’in ortaya çıkmasında büyük katkıları olan İngiliz, The Who ve The Kinks gibi biraz daha aşağı çekti. Öteki anahtar grup ise, heavy metalde üç kişilik grupların mevcudiyet örneği olan Cream’di. Bazıları için ise The Beatles, kullandığı distortion ve yoğun aranjmanlarıyla metalin ortaya çıkmasında katkısı bulunan anahtar gruplardandı. Belki de ilk heavy metal şarkısı olarak The Kinks’in 1965 yılında yaptığı You Really Got Me yi gösterebiliriz. Fakat metal otoriteleri bu konuda bir anlaşmaya varabilmiş değiller. Bazıları Blue Cheers’ın 1968'lerin sonuna doğru yaptığı Summertime Blues derlemesini ilk heavy-metal şarkısı olarak gösterirken, bir grup Beatles’ın Helter Skelterini bir grup da The Jeff Beck Group’un Truth albümünü, bir kısım da Led Zeppelin’in Led Zeppelin albümünü ilk metal şarkıları olarak göstermekte-ki Led Zeppelin’in çıkışıyla bütün dünya heavy metalin doğuşunu kabul etmekte.
Heavy Metalin Kökleri.
Heavy Metal teriminin nereden çıktığı tam olarak bilinmemekte. Bir inanca göre bu terim, William S. Burroughs’ın 1962’de yazdığı The Soft Machine adlı romanın karakteri Uranüslü Willy, the Heavy Metal Kid’den ortaya çıktı. 1964’te yazdığı ikinci roman Nova Express’te ise yarattığı heavy metal temasını geliştirerek uyuşturucu bağımlılarına bir metafor haline getirdi. Romanların anlattığı diğer konu ise gittikçe mekanikleşen dünya ve programlanmış hayatları sonucu makineleşen insandı.
Hastalıkları, uyuşturucuları ve parazit hayatları - Uranüsün Heavy Metal İnsanlarının dört bir yanı buharlaşmış mavi banknotların yarattığı sis ile kaplıdır- ve metal müzikleriyle Minraud’un böcek insanları Burroughs, William S. (1964) Nova Express. New York: Grove Yayınları. Sayfa, 112. Blue Öyster Cult’un prodüktörü, menajeri ve şarkı sözü yazarı olan Sandy Pearlman, 1970’te heavy metal terimini rock müziğinin içine sokan ilk kişi olarak tarihe geçti...
1960’ların sonuna doğru Led Zeppelin, Black Sabbath, The Move gibi grupları çıkaran Birmingham endüstrinin kalbi halindeydi ve bazıları heavy metal teriminin buradan çıktığını iddia ediyordu. The Move da, biyografilerinde bu iddiayı destekliyordu.
Bir başka iddia da -ki muhtemel- bu terimin 1967 yılında Jimi Hendrix’in yaptığı müziği tanımlamak amacıyla gökten düşen heavy metal gibi sözüyle ortaya çıktığıdır. İddialar bitiyor mu? Hayır! Başka bir iddia ise bu sözün Steppenwolf’un 1968’de çıkardığı Born to be wild şarkısında geçen heavy metal thunder cümlesinde geçtiğidir:
"I like smoke and lightning
Heavy metal thunder
Racin' with the wind
And the feelin' that I'm under"
Heavy kelimesi (ciddi ve derin anlamında kullanılmakta) daha önce Iron Butterfly’ın 1968’de çıkardığı Heavy adlı ilk albümü ile hippi ve şehir argosuna girdi.. Gerçek şu ki daha sonra Led Zeppelin’in heavy metal ismiyle bütünleşmesi sonucu, terim şu an kullanılan anlamını kazandı.
Kökeni yüzünden ilk başta sadece belli bir kesimin kabullendiği heavy metal terimi daha sonra hayranları tarafından da kabul gördü. Deep Purple gibi kökeni progresif rock olan gruplar ise kendilerini daha sert ve daha iyi ifade edeceklerine inandıkları heavy metal havuzunun içine attılar.
1970’lerin heavy metal tarihi, müzik tarihçileri tarafından sık sık görüşülüp tartışılmıştır. Bazıları, hair metal'in pop kitlesini kendisine çektiği 1980’lerde büyük başarı yakalayan Blue Öyster Cult gibi grupları örnek gösterip bu döneme maddi çıkar devri dese de çoğu tarihçi bu grupları önemsemeyip Eddie Van Halen ve Randy Rhoads gibi klasikler üzerine yoğunlaşır. 70 sonlarının genç kuşağa hitap eden (ve en büyük örneği Sex Pistols olan) punk rock'ı da kimileri için çok önemlidir. 1980’lerde Iron Maiden ve Judas Priest gibi İngiliz gruplarla beraber doğan Yeni Dalga İngiliz Heavy Metal’i de(N.W.O.B.H.M) heavy metal tarihi için çok parlak bir dönemdir. Aynı senelerde heavy metal, hardcore, punk, ve alternative rock'ı da etkilemiş, ortaya death metal gibi yeni alt türler çıkmaya başlamıştır.
Jimi Hendrix’in önceki senelerde öncülüğünü yaptığı gitar ustalığı bayrağını 70 sonlarında Eddie Van Halen aldı. Van Halen’ın 1978 yılında çıkardığı solo albüm Eruption çoğu tarihçi tarafından bir dönem noktası olarak nitelendirildi. Ritchie Blackmore (Deep Purple), (Ozzy Osbourne ile birlikte) Randy Rhoads ve Yngwie Malmsteen ise gitara daha da yoğunlaştı, böylece klasik gitarlar da artık heavy metal konserlerinde kullanılmaya başlandı. Heavy metalde yaşanan bu patlamayı sonradan Ronnie James Dio, Judas Priest ve belki de saf heavy metal yapan son grup olan Iron Maiden sürdürdü. Özellikle Iron Maiden’dan sonra metal, saldırganlığın limitini aştı ve müzikal anlamda çok büyük sıçrama yaptı.
Metal müzik Avrupa ve Amerika'da farklı kulvarlarda ilerliyordu. Iron Maiden ve çağdaşları Avrupa metalini ilerletirken Amerika'da, özellikle Los Angeles'ta Mötley Crüe ile başlayan bir hair metal furyası vardı. 80’ler boyunca hair metal Amerika’yı ve pek çok ülkeyi etkisi altına aldı. Def Leppard, Ratt, Poison ve Guns n'Roses gibi devler de buna yardım etti. Hair metalin yaptığı müzik belirli bir görüşü savunsa da bu tür çoğu zaman doğal ve akışında ilerleyen has bir metal türü olarak görülmedi. 90’lara gelindiğinde ise punk rock’dan etkilenmiş bir alternatif rock müziği ortaya çıktı: grunge. Özellikle Seattle dünyaya pek çok grunge grup kazandırdı. Nirvana, Pearl Jam ve Soundgarden grunge müziğin en büyük isimleri oldu.
Klasik rock parçalarının coverları da çoğu metal grubunun repertuarında yer edindi. Örnek vermek gerekirse heavy metal öncesinin efsanesi The Beatles grubunun Helter Skelter şarkısı. Dönem gereği metal ruhunu verebilen ama müziğini veremeyen bu şarkının Mötley Crüeversiyonu bu coverlar içinde en önemli ve en faydalılarından biri olmuştur.
Hatırlanması gereken bir diğer nokta da heavy metalin, Afrika-Amerika’dan gelen ve siyahların elinde olan blues-rock’ın tam zıttı yani "beyaz olduğu yanılgısıdır. Bu yanılgının oluşmasının sebebi dinleyici kitlesinin ve metal müzisyenlerinin çoğunun beyaz olmasıdır. Ama unutmamak gerekir ki bu iddiayı kıran gruplar da metal tarihi içinde var olmuştur. Hem müzisyenleri hem de dinleyicileri karma olan bu gruplardan Thin Lizzy’s Phil Lynnott ve Living Colour sadece ikisidir..
Heavy Metalde Enstrümantal
Metal müzikte kullanılan enstrümanlar genelde şu şekildedir: bir bateri, bir bas gitar, bir ritim gitar, bir lead (lider, öncü) gitar, bir vokal ve bazen bir klavye. Tüm bunların içinde heavy metalde en önemlisi tabiki gitar[b]'dır. Gitarların amplifikasyonu ve elektronik geçişler sesi kalınlaştırmak için kullanılır. Heavy metal vokalistlerinin de çeşitli üslupları ve tarzları vardır. Boğazı yormayan temiz vokallerden, hırıltılı çıkan derin vokallere, çığlığı andıran yüksek ve tiz tonlardan böğürtülü brutal vokale. Örneğin [b]black ve death metal bozuk ve gırtlaktan gelen bir vokale eğilimlidir. Hatta bazen vokalistin ne söylediğini anlamak bile güç olabilir. Çoğu zaman vokal o kadar ham ve işlenmemiş durur ki (Cannibal Corpse gibi) tekrar etmesi ya da eşlik etmesi çok güç olabilir. Ama tüm bunların aksine gayet anlaşılır ve düz vokaller de seçilebilir.
Karmaşık sololar ve riffler heavy metal için çok önemli öğelerdir. Heavy metalde gitarın ve baterinin bir standardı varmış gibi gözükse de müzik her zaman sınırsızdır ve her şeye açıktır. Finlandiyalı Apocalyptica buna güzel bir örnektir. Adeta kendi heavy metal türlerini yaratan grup kategorize edilmesi zor bir şekilde metalin karanlık tarafını müziğiyle işler. Kendi stillerini yaratmak için soundlarına bozuk ritimlerden koro vokallere kadar pek çok alkışı hakeden orijinal öğeler katmışlardır.
The Who ile birlikte ilk dönem heavy metal örneklerinden olan Amerikalı grup Grand Funk Railroad, sahne şovlarında ses seviyesine önem veren belki de ilk gruplardandır. Sesin derecesi, heavy metalde neredeyse müzik kalitesi kadar çok önemli bir faktördür. Heavy metali sırf yüksek sesi yüzünden dinleyip tatmin olan kitlenin sayısı azımsanmayacak kadar az olmamıştır. Özellikle Motörhead ve Manowar yüksek ses bakımından heavy metalde önemli gruplardır. Hele hele Manowar, tarihi boyunca hep en yükses sese sahip grup olarak övünmüş, hatta bu konuda rekorlar dahi denemiş ve kırmıştır. (1984 yılında yaptıkları şarkı All Men Play On Ten bunu anlatır.)
Heavy Metalin Teması
Bir sanat türü olarak Heavy Metal, müzikten çok daha fazlasıdır; dinlenebilir olması kadar görseldir de. Albüm kapakları ve sahne şovları müziğin kendisi kadar önemlidir. Bu yüzden Heavy Metal tarihi boyunca çoğu sanatçı işbirliği içine girmiş, dinleyicilere geniş bir perspektif sunmuştur. Bu bakımdan Heavy Metal, tek bir metodla icra edilen diğer tüm sanat biçimlerinden bile ayrılabilir. Çünkü resim görsel olarak, semfoni işitsel olarak icra edilirken bir Heavy Metal grubunun imaj’ı ve ortak tema’sı albüm kapağından sahne tasarımına, şarkı sözünün tonundan müziğin sesine kadar pek çok öğeyi birleştirir.
Rock tarihçileri Batı pop müziğinin, Heavy Metal’i gerçekten uzaklaşan, fantastik lirikler yazma konusunda etkilediğini düşünür. Afrika-Amerika Blues müziği ise Heavy Metal'e kaybetme, depresyon, yalnızlık gibi saf gerçekliği katmıştır.
Eğer Heavy Metal, işitsel / tematik öğelerini blues müziğinden almışsa, görsel özelliklerini de pop müzikten almıştır. Karanlık, şeytan, güç ve kıyamet temaları, hayatın problemlerinin gerçekliğini dile getiren fantastik dil özellikleridir. Bunların yanında, 1960’ların hippi kültüründen gelen barış ve sevgi nin reaksiyonu olarak Heavy Metal bir karşı-kültür olarak gelişmiş, karanlığın yerine ışık, pop müziğin mutlu sonu yerine de saf gerçeklik gelmiştir. Dinleyiciler her ne kadar Heavy Metal’in mesajının karanlık olmadığını iddia etse de eleştirmenler gerçekliğin negatif yönlerini yücelttiği için Heavy Metal’i suçlamıştır.
Heavy Metal’in temaları 50, 60 ve 70'erin neşeli pop kültüründen daha ağır ve ciddidir; savaşa, nükleer yıkıma, çevresel sorunlara, siyasi ve dini propagandaya odaklıdır.
Black Sabbath’ın War Pigs’inin ve Ozzy Osbourne’ün Killer of Giants’ının dönemin sorunlarının tartışılmasında büyük katkıları olmuştur. Gerçeğin yorumlanması Heavy Metal'de bazen çok basit olabilir; çünkü onun fantastik ve şiirsel dili karanlıkla aydınlığı, umutla düş kırıklığını, iyiyle kötüyü, grinin gölgesinde hiç kalmadan ayırabilir.
Bazıları Heavy Metal’le aşk şarkılarını ayrı yerlere koysa da çoğu hair metal şarkısı aşk konusuna odaklıdır. Biraz açmak gerekirse; 80’lerin hair metal’i, 70’lerin parlak rock hareketinin son dönemi, bitiş devridir. İkisinin arasındaki (makyaj ve sıradışı kostümler gibi) görsel benzerlikler bu tartışmayı daha da zora sokar. Rock, şiirsel olarak cinsel belirsizlik, özgür ifade ve bireyselliğe dayanırken hair metal, kesin ve emin bir şekilde daha maço ve heteroseksüeldi. Tabi diğer bir fark ta hair metal'in siyasi ve toplumsal sorunlara da diyecek bir lafı olmasıydı. Sonuç olarak, saf Heavy Metal kendisini pop kültürün asla merkezine değil, kıyısına köşesine koymuştur. Bu konumun yer yer merkeze doğru kayması ise sadece sanatçılık şerefini ve mesaj verme fırsatını bir kenara atıp ticari yaklaşımlarda bulunmakla olabilir.
Klasiklerin Etkisi
Heavy Metal’in klasik müziği benimsemesi Mozart ve Franz Liszt’den ziyade Bach ve Paganini’nin bıraktığı etkiye dayanır. Deep Purple ve Rainbow’un gitaristi Ritchie Blackmore 70’lerin başından beri klasik müziğin miras bıraktığı müzikal figürasyonlarla ilgileniyordu, Van Halen’in 78 yılında çıkardığı ilk albümü Eruption ise metalde klasik metal virtüözlüğü için çok önemli bir gelişmeydi. Aslında metal müziğin 80’li yıllarında görülen klasik müzik etkisi 18. yüzyılın ilk dönemlerinden gelir. Batı sanat müziğinin Barok dönemi de gotik öğeler olarak metale geçmiştir. Örneğin Ozzy Osbourne’un Mr Crowley (1981) albümünde Barok sanatından esinlenen gitar soloları ve Ozzy’nin efsane okultist Aleister Crowley’e yazdığı lirikler bulunuyordu. Yine de klasik sanat müziğinin tekniğini ve üslubunu kullanan metal müzisyenlerinin, klasik müzik yapmak ya da bir klasik müzisyen olmak gibi niyetleri yoktu.
Encarta Ansiklopedisi'nin iddiasına göre bir metni müzikle birleştirirken, Bach , metinin sözel gücüne eşdeğer bir müzik yazardı. Heavy Metal de kıyamet, karanlığın gücü gibi temaları işleyen metinleri müziğe çevirirken müzikle metinleri eşdeğer tutmaya çalışır. Bunun en güzel örneği Iron Maiden’ın Powerslave isimli konsept albümüydü. Kapağında dramatik bir Mısır piramiti manzarası olan bu albümün parçalarının genel konusu ölüm ve yaşamdı ve müzik te bu konuyu destekliyordu. Bu albümün parçalarından birinin adı da İngiliz romantik akımının önemli temsilcisi Samuel Taylor Coleridge’in klasiği The Rime of the Ancient Mariner (Yaşlı Denizcinin Şiiri) idi.
Önemli Sanatçılar
60’ların ilk müjdecilerinden, 80 sonralarının alt türlerini yaratanlara kadar Heavy Metal tarihi tartışılırken, üç ana aşamada bazı kilit, çok önemli sanatçıların adı listelenebilir. Bu sanatçıların tümünün İngiliz olması ise tesadüf değildir.
The Beatles, The Who, The Rolling Stones gibi 60’ların efsane rock grupları.
Led Zeppelin, Black Sabbath, Deep Purple gibi 70 ortalarının metale geçiş grupları.
Iron Maiden, Judas Priest gibi 70 sonları ve 80 başlarının Yeni Dalga İngiliz Heavy Metal akımı öncüleri.(N.W.B.H.M)
Kendilerini Heavy Metal grubu olarak tanıtanlar tabiki son aşamada yer alan gruplardır. 1980'lerin ortalarında Heavy Metal öylesine bir patlama yapmıştır ki dinleyici kitleleri, müzik şirketleri ve fanzinler yeni alt türlere isim koymaya başlamıştır. O dönemlerde bu alt türler henüz belirsiz olduğu ve sınırları belirlenemediği için bir sanatçıyı bir alt türe koymak zor olmuştur. Ama bu alt türler içinde en önemlileri başını Metallica ve Slayer gibi Amerikalı grupların çektiği thrash metal ve Ratt, Guns N’ Roses gibi yine Amerikalı grupların öncülüğünü yaptığı hair metal olmuştur. Bu dönemin diğer bir önemli grubu da tabiki Megadeth’dir. Thrash metal riffleriyle Judas Priest’in speed metal sololarını birleştiren Megadeth dönemine şüphesiz ki damgasını vurmuştur.
Heavy rock müziğin sonradan oluşan diğer bir türü de, en bilinen grubu Seattle’lı Nirvana olan 1990’ların grunge müziği olmuştur. Heavy Metalin etkisi görülse de bu müzik, Heavy Metalin bir alt türü olarak sayılmaz. Gitar soloların olmayışı belki de grunge grupların Heavy Metal adı altında anılmamasının en önemli nedenidir.
Kültürel Etki
Heavy Metal’in yarattığı etki, insanların günlük hayatında da gücünü göstermiştir. Heavy Metal’in teşvik ettiği hedonist (hazcı) insan doğası ve anti-dindar görüşleri toplumlar arasında öylesine etkili bir alt kültür oluşturmuştur ki, özellikle müslüman ülkelerde siyah t-shirt giymek bir tutuklanma sebebi haline gelebilmiştir. Batı ülkelerinde de durum farklı değildir. Heavy Metal dinleyicileri Batı'da da düşük zeka seviyeli kara cahiller tarafından sürekli taciz edilmiş, dinledikleri müziğin hem şiirsel hem müzikal anlamda sanatın ta kendisi olduğu bazen unutulmuştur. Heavy Metal'in imajı televizyon dizileri ve Beavis and Butthead, Airhead gibi filmler sayesinde popüler kültürde yükselmiş, kitleler tarafından benimsenmiştir. Bunların yanında çoğu metal grubu da günlük hayatın içine kadar girebilen işaretler, simgeler yaratmış. Ronnie James Dio tarafından meşhur olan kötülüğün gözü (ticari amaçla olsa da) çoğu Heavy Metal seveninin simgesi haline gelmiştir.
Heavy Metal, kostüm ve dış görünüm olarak ta çok belirli bir çizgi çizer. Uzun saç, deri ceket, metal takılar, dövme, küpe ve siyah renk bunlardan bir kaçıdır. Belki de diğer hiç bir müzik türünün böylesine karikatürize, net bir dış görünüm tarzı yoktur.
Alt Türler Ve Diğer Türlerle Bağlantılar
Heavy Metal kategorize etmesi güç bir şey kanıtlamıştır. Bazı metal fanları ve müziyenleri, oluşan bu türü ve alt türlerini değişmez sabit bir konsepte oturtmaya çalışsalar da diğerleri bu kısıtlamaya karşı çıkıp böyle bir sınıflandırmayı gereksiz buldular.
Heavy Metal, black metal, death metal, thrash metal ve diğerleriyle birlikte oluşan metal ailesi'nin dedesidir, en büyüğüdür. Çoğu metal türü kesin bir şekilde blues ve rocktan ayrılır, ama bazı alt türler Batı klasik müziğinin etkilerini de içerir. Bu sebepten dolayı, klasik heavy metal ve avant-garde black metal aynı aileye sahip olsa bile, ikisinin arasında önemli farklar bulunur. Saf Heavy Metal yapı ve ölçü itibariyle aslen blues kökenlidir. Black metal ve benzerleri ise her ne kadar ilk bakışta bozuk ve hızlı tekrar eden gitar sesleri gibi görünse de, klasik müzikten ilerlemiştir.
1970’lerin ortalarında kısa bir döneme sahip olan glitter rock için, Heavy Metal'in gerçek-fantazi karışımı temasının fantazi tarafı aşırı olanı denebilir. Iggy Pop, David Bowie, Alice Cooper ve Kiss bu alt türün en öncü ve önemli örnekleridir. En büyük öncüleri The Ramones, The Velvet Underground, The Stooges ve Sex Pistols olan punk rock da tıpkı heavy metal gibi öfkeli gençliğin sesi olarak doğmuş ama punk 1970’lerin Heavy Metal’inden çok farklı bir yöne gitmiştir. Heavy Metal’in ayrıca, tıpkı punk ve rock gibi aynı ruha sahip grunge’a da önemli etkisi olmuş, grunge’ın ilerlemesinde ve gelişmesinde de kayda değer bir rolü bulunmuştur.
80’lerin başlarında Iron Maiden ve Motörhead gruplarının başı çektiği Yeni Dalga İngiliz Heavy Metali de, metal müziğini (özellikle Avrupa’da) oldukça popüler yapmıştır. Bu periyod ayrıca orjinal Heavy Metal türünün zirvede olduğu dönem olarak ta bilinir...
Son olarak ;
Tüm bunların haricinde, Heavy Metal’den doğan pek çok başka alt tür, ve bu alt türlerden de doğan pek çok yeni alt tür vardır. Metal müziğin dedesi olan Heavy Metal ve onun oğulları, üreye üreye şu andaki köklü, asil ve kalabalık metal ailesini daha anlamlı bir ifadeyle "Metal Kültürünü" yaratmışlardır ve Metal sanatını dünyaya bahşetmişlerdir. Yazıda adı geçen, geçmeyen, metal müziğe bir notayla dahi katkısı olmuş herkese bu yüzden ve hayatlarımızı daha anlamlı kıldıkları için sonsuz teşekkürler.
Metal müziğin bir alt dalıdır. Genellikle deneysel arayışlar içinde olan grupların sıradışı şarkı sözleri ve tuhaf müzik temposu kullanırlar. Karakteristik olarak Heavy Metal'e oldukça yakındır. Sıradışı enstrümanlar veya müzik teknikleri kullanırlar. İlk örnekleri Faith No More, Tool, Rage Against The Machine ve Helmettir. Ama en keskin örnegi Messugah, Corrosion of Conformity, Primus ve Incubus gruplarıdır. Bir nevi fusion metal olarakta adlandırabiliriz. Son dönemlerde Korn, Papa Roach, Slipknot ve bu türün önde gelen gruplarıdır.
Battle Metal (Australian War Metal, War Metal)
Black Metal'in bir alt türüdür. Genellikle savaş konulu şarkı sözleri kullanırlar.Bilinen pek çok FRP ( Fantasy Role Playing Game ) bilgisayar oyununda müzik olarak kullanılmıştır. Bilinen en iyi örneği Summoning grubudur.
Christian Metal
White Metal olarakta bilinir. Heavy Metal müziğin hristiyan dini ile ilgili konularını içeren dinsel bir metal müzik türüdür. En önemli grupları Jerusalem ve Stryper gruplarıdır.
Epic Metal
Heavy metal'in bir alt türüdür. Doom Metal ile klasik Amerikan Heavy Metal'inin karışımı bir müziktir. yavaş dinsel ayin müzikleri güçlü müzik temposu ve epik şarkı sözleri ile süslenmiş bir türdür. Önde gelen grupları Virgin steele, Cirith Ungol, Omen ve Medieval Steel'dir .
Extreme Metal
Herhangi bir türe dahil edilemeyen, içinde Black Metal, Death metal, Doom metal, Grindcore, ve Thrash metal türlerinden örnekler taşıyan grupların yaptığı müzik türüdür. Önde gelen gruplari Aeternus, Ulver, Lord Belial ve Nile'dir.
Folk Metal
Genellikle yöresel folk müzikleri kullanan metal gruplarıdır. Yöresel enstrüman ve müzikleri şarkılarında kullanırlar. Genelikle Kelt folk metali ön plandadır en önemli grupları Waylander, Cruachan, Vintersorg, Finntroll'dır.
Hair Metal
Heavy Metal ile 1970'li yılların Rock müziğinin bir karmasıdır. Amerika doğumlu bu müzikte genelde "içelim, eğlenelim, kızları eve atalım" havasına hakim tamamıyla piyasa tarzı müzik yapan bir alt daldır. Müziklerinde zaman zaman pop müzik ögelerine rastlanır. Genelde motorsiklet tayfasının dinlediği "günümüzü gün edelim abi" müziğidir. Önde gelen grupları; Bon Jovi (80's ler), Pat Benatar, Lita Ford, Doro Pesch, Warlock, Skid Row, Van Halen, Warrant, Twisted Sister, Motley Crue, Pretty Maids'dir.
Melodic Death Metal
Death Metal'in bir alt dalıdır. Melodik gitar riffleri kullanılır. Zaman zaman akustik gitarlarla desteklenir. Genellikle normal bir vokal kullanılır. Death ve Morbid Angel zaman içinde bu türü yaratmışlardır (Death'in "Voice Of Soul" şarkısı). Genellikle İskandinav grupları ön plana çıkmıştır. En önemli örnekleri Children Of Bodom, Opeth, In Flames, Katatonia ve Insomnium'dur.
Metalcore
Heavy metal ile hardcore'un karması bir müziktir. 1990'lı yıllarda özellikle Amerikalı grup Hatebreed'in öncülüğünde tanınmıştır. Politik kökenli şarkı sözlerinin seri gitar riffleri ve çığlık vokallerle süslenmesi en belirgin özeliğidir. Bilinen önemli grupları Converge, All Out War, Integrity, Zao, Poison the Well, Botch, Norma Jean Creation is Crucifixion, Dillinger Escape Plan, Daughters ve Eighteen Visions'dur.
Neo-Classical Metal
Heavy Metal'in klasik müzikten etkilenmiş bir alt dalıdır. Oldukça teknik gitar soloları kullanılır. Klasik müzikte Johann Sebastian Bach, Antonio Vivaldi, Niccolo Paganini, Wolfgang Amadeus Mozart ve Ludwig van Beethoven en çok ilham veren müzisyenlerdir. Genelde virtiöz olarak tanımladığımız gitar tekniği en üst seviyede olan kişilerin katkıda bulunduğu bir türdür. En bilineni İsveçli üstad Yngwie J. Malmsteen'dur. Ritchie Blackmore'un vokalistliğini yaptığı zamanda Deep Purple ve Eddie Van Halen's 1970'lerin sonunda bu müziğe katkıda bulunmuşlardır..
Nu Metal
Nu metal yada öteki adı ile Aggro metal heavy metal'in bir alt dalıdır. Genellikle saldırgan, hip hop etkilenimlii agresif vokale sahip, Rap beatlerinin kullanıldığı ve bateri yerine elektronik bateri olarak tabi edilen drum machine kullanılan. Dj'lerin de yer aldığı bir müzik türüdür. (Yani metal müzikle ilgisi yoktur.) Deftones ve Korn şu anda bu müziğin örneklerini verirken aynı zamanda Faith No More, Rage Against The Machine ve Cubanate onları takip etmektedir . Zaman zaman Prong ve Tool'da bu türde çalışmalar yapmıştır.
Oriental Metal
Oriental Metal; Death Metal ve Doom Metal'in arasında kalmış bir türdür. Eski Yahudi gelenek ve kültüründen etkilenmiş bir müzik türüdür. Tahmin edeceğiniz gibi İsrail kökenlidir. Şarkı sözlerinde İsrail ile ilgili tarihi ve geleneksel hikayeler efsaneler konu almıştır.Önde gelen grupları Salem ve Orphaned Land'dir.
Viking Metal
Viking Metal, Black Metal'in bir alt türüdür. Şarkılarının tamamı viking efsaneleri ve sagalarından oluşmaktadır. (Saga = kuzey ülkelerinde geçen 2-3 sayfalık kısa mitolojik hikayelerdir) Folk, Pagan ve ortaçağ müziklerinden etkilenmişlerdir, önde gelen grupları Enslaved, Bathory (orta dönemleri), Finntroll ve Borknagar'dır.
Heavy Metal'in içinde yeni bir on senelik devir açılmıştı [b]"New Wave Of British Heavy Metal" yada kısaca NWOBHM olarak adlandırılan bu müzik türü Heavy Metal için yeni bir soluk getirmişti. 70'li yılların sonu ile 80'li yılların başlarında ortaya çıkan bu müzik akımı sayesinde pek çok genç müzisyen hırs kazanmışlar ve müzik piyasasına girmişlerdir. Neyse onlardan ileride bahsedeceğiz. N.W.O.B.H.M (Yeni Dalga İngiliz Heavy Metali) müziğinin göze batan grupları Iron Maiden, Saxon ve Diamond Head olarak dikkat çekmti. Bu gruplar hala aktif müzik hayatının içindedir ve 20 senelerini çoktan aşıp onlarca albüm yapmışlardır.
Aslında İngiliz kökenli bir çıkış olan bu müziğin önderlerinden AC/DC, İskoçya doğumlu ama ufak yaşlarında Avusturalya'ya göç etmiş iki kardeş Angus ve Malcolm Young tarafından kurulmuştur. Sonra efsanevi vokalistleri Bon Scott ile tanışıp tam manası ile harekete geçmişlerdir. 1974-1980 yılları arasında 9 albüm çıkaran AC/DC özellikle 1974 T.N.T, 1976 High Voltage, 1979 Highway To Hell albümleri ile tarihe geçmişler, 1980 yılında vokalistleri Bon Scott'un trajik ölümünden sonra Brian Johnson ile yoluna devam eden grup günümüze kadar 22 albüm çıkarmıştır..
Iron Maiden şunu söylemek gerekirse, N.W.O.B.H.M'in kabul edilmesini ve bilinmesini sağlayan temel gruptur. Steve Harris karizması ve üstün müzik yeteneğini konuşturup grubu her zaman ayakta ve bir numara tutmasını bilmiştir. Hemen her albümünde ayrı bir konuyu işleyen Iron Maiden'in bir albümünde eski mısır dönemine giderken bir başkasında uzaya bir başkasında satanik içeriği görebiliyorsunuz.
Motörhead grubu da karizmatik vokalisti Lemmy önderliğinde büyük kitleleri peşinden sürüklemiş 1975 de başlayan müzik süreçlerini günümüze kadar sürdürmüşlerdir. 22 albüm 4 konser Videosu ve DVDsi çıkartması grubun ne kadar üretken ve önemli olduğunun en önemli ıspatlarından birisidir. Grubun Overnight Sensation adlı fan klubü bir Motorhead Tribute albümü çıkarma fikrini ortaya attı ve dünyanın değişik ülkelerinden gruplar Motörhead grubunu bir Tribute albüm ile onurlandırdılar.
Bu çok bilinen 3 önder grup haricinde N.W.O.B.H.M müziğinin diğer bilinen önemli grupları arasında Diamond Head, Raven, ve Saxon gruplarını sayabiliriz. Burada önemli sayılacak grupların başında Diamond Head gelmektedir. Heavy Metal dünyasının en ünlü gruplarından Metallica, Diamond Head grubundan esinlenmiş ve onları örnek almıştır. Metallica'nın bateristi Lars Ulrich Metallica kurulmadan önce bir süre Diamond Head grubunda bateri çalmıştır. Belirtmek gerekir ki, Metallica'nın ünlü şarkılarından "Am I Evil" aslında Metallica tarafından bestelenmiş bir şarkı değildir. Şarkı Diamond Head grubuna aittir, Lars Ulrich Diamond Head ile olan iyi ilişkilerini kullanarak bu şarkıyı 1984 yılında çıkardıkları "Creeping Death" albümünde çalmışlardır. Görüldüğü gibi N.W.O.B.H.M müziğinin önderlerinden birisi, Heavy Metal tarihin en ünlü gruplarından Metallica'yı nasıl etkilemiş ve müziğe atılmalarına sebep olmuştur. Iron Maiden grubundan etkilenen grupları saymakla bitiremeyiz. Anlaşıldığı gibi bu müzik akımı dünya üzerinde onlarca gruba ilham vermiş ve onları yüreklendirmiştir..
Bu akım içinde bir gruba ayrı parantez açmak gerekir. Venom... Cronos, Mantas ve Abaddon 1979 yılında bir araya gelip Venom grubunu kurdular. Abaddon'un sözlerini yazdığı ilk şarkı grubun türünün ilk ışıklarını veriyordu "Live Like An Angel, Die Like A Devil = Melek gibi yaşa, Şeytan gibi öl". Black Sabbath ile beraber Şeytan objesini şarkı sözlerinde kullanan grup ünlü, "Welcome To Hell" albümü ile herkesi şaşırtmış, bir anlamda Black Metal müziğinin resmi doğuşunu müjdelemiştir. Venom'un bir başka özelliğide grup üyelerinin gerçek isimlerinin yerine takma isim kullanmalarıdır "Cronos" yunan mitolojisinde baş tanrı Zeus'un babası, "Mantas" = 1600'lü yıllarda İngiltere'ye göçen bir kızılderili kabilesinin reisinin adı, "Abaddon" ibranice olup cehennemde yaşayan bir zebaninin ismidir. Venom'un çıkışı, günümüz Black Metal gruplarının hemen hepsine ilham vermiş ve grupların isimlerinden grup elemanlarının takma isimlerine kadar mitolojik, mistik ve satanik öğelerden seçilmiştir.
Son söz olarak önemsiz gibi görülen N.W.O.B.H.M aslında bugün var olan bütün heavy metal müzik dallarının hemen hepsini etkilemiştir (gerek müzikalite açısından gerek sahne şovları gerekse ideoloji açısından....)
Power Metal müziği Almanya ve İskandinavya öncülüğünde doğmuş ve yoluna devam etmiştir. Bilinen en eski power metal şarkısı Rainbow'un 1976 yılında çıkardığı "Stargazer" şarkısıdır...
Power metal tam manasi ile 1980'li yılların başında Alman grubu Helloween ile başladı. Iron Maiden ve Judas Priest'ten etkilenen grup özellikle "Keeper Of The Seven Keys" albümü ile zirveye ulaştı. Power Metal aslında 1970'li yılların Rock gruplarından kalma bir mirastır. Değişen müzikalite içinde 70'li yılların Rock gruplarının müziklerine biraz daha tempo ve melodi eklenmiştir. 70'li yılların gruplarının kullandıkları kişisel yaşam hikayeleri, tarihsel olaylar, sosyal yorumlar ve yaşamın gerçeklerini konu alan şarkı sözlerine ek olarak yeni gelişen power grupları şarkı sözlerinde kozmolojik ve metafiziksel konular eklenmiş. Ayrıca bilim kurgu, mitoloji ve fantezide şarkı sözlerinde yer almıştır. Özellikle Tolkien ekolünden gelen gruplar ön plana çıkmışlardır. (Blind Guardian, Iced Earth ve son zamanlarda Elvenking)
Power metalde vokaller genellikle normaldir. Yani bir death metal vokali gibi değildir. Bununla beraber iyi bir power metal vokalisti olmak için gerçekten güçlü bir sese ihtiyaç vardır. Vokal oyunları yapabilecek, sözlerdeki duyguyu vokali ile verebilecek iniş ve çıkışları yapabilecek, ses eğitimli kişiler tercih edilir. Genelde konservatvuar eğitimi almış kişiler ön plandadır. Power metal grupları klasik metal grupları düzenindedir, iki gitar, bir bas gitar, bateri ve vokalden oluşur. Bazı gruplar klavye de kullanmıştır. İtalyan Rhapsody gibi gruplar ise senfonik enstrümanlar (keman, yan flüt, pan flüt, viola vb..) kullanarak müziklerini zenginleştirmiştir.
Power Metal, Heavy metalden müzik ritmi (buradaki anlatım 4/4 ve 3/4 lük müzik altyapıdır, metronom kullanılarak yapılan, üzerinde ciddi çalışma ve emek harcanan müzik altyapısı) ve tempoyu almıştır. Şarkılarda inişler ve çıkışlara çokça rastlanır. Bir power şarkısını dinlerken sözlerini anlamasanızda vokalistin ses tonundan şarkıdaki mutluluğu yada üzüntüyü, melankoliyi hemen yakalayabilirsiniz. Vokal genelde gruptaki diğer elemanların arka alan vokalleri ile beslenir, bir koro havası yaratılır.
Gitar riffleri daha komplike, üzerinde çalışılmış yüksek gitar tekniğine dayanan rifflerdir. Zaman zaman akustik gitar kullanılarak daha melodik bir hava yaratılır. Bas gitar ve bateri genelde ritm enstrümanları olarak kalır ve ön plana çıkmazlar.
Thrash metalin içindeki o sertliğe karşın, power metaldaki melodi; dinleyicileri iki ayrı kitleye bölmüştür. Fakat Iron Maiden ve Judas Priest'in öncülüğünü yaptığı power metalde daha sonra Amerikan kaynaklı gruplar devreye girmiştir. Attacker, Jag Panzer, Iced Earth, Liege Lord, Savatage ve Queensryche. Buna karşı olarak Avrupa'dan Helloween, Gamma Ray, Blind Guardian, Running Wild ve Grave Digger ön plana çıkmışlardır. Burada özellikle iki gruba özel paragraf açmak gerekir Blind Guardian ve Iced Earth; tartışmasız power metal müziğin en iyi ve en ünlü gruplarıdır.
Blind Guardian :1988 yılında müziğe başlayan Almanya'lı bir gruptur ve çok ciddi bir Tolkien hayranıdır. Hatta "Yüzüklerin Efendisi" serisi çekildiği zaman çok tartışılmıştı, filmin müziklerinin Blind Guardian tarafından yapılması yönünde. Grubun vokalisti Hansi "Hiçbir ücret almadan filmin müziklerini yapmak isteriz" demişlerdi ama Peter Jackson (Yönetmen) olaya biraz ticari baktığı için Enya gibi şarkıcıları seçti. Hayranlar açısından bu büyük bir hata idi ve büyük hayalkırıklığı yarattı. Grup 1998 de çıkardığı Nightfall in Middle-Earth albümünde tamamı ile Yüzüklerin Efendisini konu almış ve bütün şarkılar bu seri üzerine yazılmıştı. FRP ve Tolkien hayranları; müzik zevkiniz ne olursa olsun, eğer bu albümü dinlemediyseniz çok şey kaçırmışsınız demektir. Acil olarak albümü alın ve sözleri ile beraber albümü hazmedin.(Her ne kadar FRP ve Power Metal iç içe geçmiş iki kültür gibiysede, birbirinden haberi olmayan fanlar hala mevcut.)
Iced Earth : 1991 yılında Iced Earth albümü ile müzik piyasasına dalan grup, gerek müzik teknikleri gerekse şarkı kaliteleri ile hemen diğer gruplardan sıyrılmış ve kendilerini göstermiştir . Efsanevi Melancholy şarkısını dinlememiş metal dinleyicisi hemen hemen yoktur denilebilir. Son çıkardıkları 2004 Glorious Burden albümünde Amerikan İç savaş tarihine değinen grup, Power Metal tarihinin en iyi iki grubundan birisi olmayı haketmiştir.
Son senelerde değişik ülkelerden gruplar piyasaya çıkmış ve gerçekten son derece kaliteli albümler yapmıştır.Bunların en önemlileri Finlandiya'dan Sonata Arctica, Brezilya'dan Angra, italya'dan Rhapsody ve Elvenking gruplarıdır.
Progresif metal (ya da kısaca prog metal) 80’lerin ortalarında çıkış yapmış, progresif rock ile heavy metalin bir birleşimidir. Çıktığı dönemde kalabalık olmayan ama sadık bir dinleyici kitlesine ulaşmış, ve her geçen gün büyüyerek bugün köklü ve sağlam bir tür haline gelmiştir. Progresif metal, progresif rock geleneğinden miras aldığı alışık olunmayan caz diğer türlerin karışımı öğeler kullanmış, ortaya dinlemeye değer orijinal bir metal türü çıkarmıştır.
80’lerde geniş kitlelere ulaşamayan ve çapını aşamayan progresif metal özellikle Queensryche ile hız kazandı ve 90’larda son sürat büyümeye, yayılmaya başladı. Queensryche, heavy metal ve hair metalden kopup gelerek ilk progresif öğeleri kullanmış gruplardan biri oldu. 1983'te Seattle/ABD'de kurulan grup, bu kentten çıkan diğer grupları aksine grunge'la hiç ilgisi olmayan apayrı bir çizgide müzik hayatına başladı. Judas Priest, Rush, Yes, King Crimson gibi grupların etkisindeki müziğine çeşitli öğeler kattı ve türün öncüsü konumuna geldi. Şu anda bir klasik olarak gösterilen grubun “Operation Mindcrime” (1988) albümü heavy metal gitarını progresif kompozisyon teknikleri ve diğer progresif rock öğeleriyle birleştirdi ve türün gelmiş geçmiş belki de en iyi albümü oldu. Bu albüm hem tempolu ve istikrarlı müziği hem de lirikleriyle işlediği karanlık temayla ayrıca bir konsept (bütün halinde konulu) albümdü. Konsept albümler, “Operation Mindcrime”dan sonra progresif metale has önemli bir öğe de oldu.
Türün diğer çok önemli bir grubu da Dream Theater oldu. Modern progresif metalin efsane grubu haline gelen Dream Theater için her şey 1986 senesinde başladı. Gitarist John Petrucci ve bas gitarist John Myung’un Boston’da kurduğu grup klasik ve geleneksel metalden çok daha orijinal bir şeyler yapmaya karar verdi ve caz müzikten aşırı kompleks gitar tekniklerine kadar bir karışım oluşturup çok önemli bir progresif metal grubu haline geldi. 1999 yılında çıkardıkları “Scenes From a Memory” ise tam anlamıyla muhteşem bir konsept albümdü. Toplam 12 “manzara”dan oluşan bu albüm başlı başına filmsel bir senaryoya sahipti ve türün en iyi örneklerindendi.
Diğer önemli grup Los Angeles’lı Tool ise müzikal anlamda diğerlerine nazaran daha geleneksel bir şekilde progresif metale yaklaştı ve müziğine New Age öğeleri de katarak ilginç bir progresif metal sentezi yaptı. En iyi metal grubu dalında Grammy ödülüne sahip bir progresif metal grubu olarak 90’lara adını yazdı. 1993 yılının sonunda kurulan Symphony X ise (adından da anlaşılacağı üzere) klasik, senfonik öğelere ağırlık vererek progresif metali daha da ilerilere .ürdü. Grubun yaptığı şarkıları ortalama 10-12dk uzunluğunda olup destansı bir epik hava içinde devam eder.
Bu arada Amerikalı bir başka grup olan Fates Warning’i unutmamak gerekir. Özellikle Dream Theater’dan ayrılan klavyeci Kevin Moore ( Dream Theater’da Space Dye Vest, Ytsejam, Wait For Sleep gibi muhteşem şarkılara imza atan kişi ) Fates Warning grubuna dahil olunca grup iyice çıktasını yükseltti ve 1997 yılında “A Pleasant Shade Of Gray” adında 12 bölümden oluşan 1 şarkılık 50 dakika süren albüm ile direk progresif metalin unutulmazları içinde yer almaya hak kazandılar.
Bu türün diğer önde gelen grupları Watchtower, Threshold, Shadow Gallery, Damn the Machine, ve Ayreon’dir. Bu grupların ortak özellikleri müziklerinde death-metal ve jazz müziği ortak bir potada eritip farklı bir müzik türü ortaya çıkarmalarıdır.
Progresif rock’ın metalle buluşması olan progresif metal, sadece müziğiyle değil konsept albümleri ve neredeyse her biri “deneme” sayılabilecek lirikleriyle “Düşünen Adamın Metal’i” olarak ta bilindi. 80’lerden bu güne, hala canlılığını ve dinleyici kitlesini koruyan heyecan verici bir metal türü olarak metal ailesinde önemli bir yere sahip oldu. Yüksek müzik teknikleri zaman zaman dinleyicileri cidden yoracak kadar komplike gitar soloları ve yuksek klavye partisyonları ile "progressive" her zaman hazmı genellikle zor olan bir müzik türü olarak kalacaktır.
Speed metal, soğuk savaşın ilk günlerinde, heavy metalin anti-sosyal ve anarşist hardcore punk ile yakınlaşması sonucu ortaya çıktı. Gruplar genel olarak 1970’erin progresif stilinden etkilenerek, ani çıkışlarla bezenmiş, patlamaya hazır hardcore müziğini değiştirip metali; hızlı fakat kontrol edilebilir, daha çok teknik kullanımını gerektiren bir müzik haline getirdiler. Şarkılar genel olarak savaş, kirlilik, nükleer silahlar ve egemenlikler üzerine kuruluydu. Bu müzik oldukça kompleks ve yaratıcılık gerektiren bir hal alırken, kabaca rock tabanlı müziği temel alarak arkasından gelen death metal, thrash ve grindcore’a da öncü oldu.
Speed metal, genel olarak thrash metalle karıştırılan fakat daha melodik ve daha az punk öğeler içeren bir heavy metal uzantısıdır. Türün öncü grubu olarak Judas Priest gösterilir.. 1990’da çıkardıkları “Painkiller” albümü, kısa-süratli riffleri, uzun gitar soloları ve düelloları ve tabi ki Rob Halford’un inanılmaz vokali ile speed metalin ne olduğunu anlatabilecek en iyi örnektir.
Speed metal, insanların aklında ‘heavy metalin hızlısı işte’ şeklinde yer etmiştir ki bu büyük bir genellemedir.. Sonuç olarak diğer gruplar da bu akım içerisinde kendilerine yer aramaya başlamışlardır. Motörhead bu akıma kendini vermiş ve tarzını speed metal olarak belirlemiştir hatta black metal efsanelerinden Venom bile bazen bu tarzdan etkilenmiştir.. Thrash metal de, hızlı bir tür olduğu göz önünde bulundurularak speed metalin alt türü gibi tanımlamalara maruz kalmıştır.
Thrash, death, power, speed vb. tür isimleri aslında yeni sayılır. 1980’lerde bu terimler iç içe geçmeye başlamıştır. Venom (black speed metal) kendilerini ‘power metal’ olarak lanse etmişlerdir (bu olayın Bon Jovi kişisinin heavy metal yaptığını söylemesi ve piyasadan olumlu tepki almasıyla gerçekleştiği söylenir) ve Metallica (thrash) aynı terimi kendi kartları üzerinde bile kullanmıştır. Motörhead ise speed metalden fazlasını yapmaktadır..Speed metali, heavy metal, punk ve rock’n roll öğeleri kullanarak icra etmektedir.
[/b]Tarihteki ilk speed metal şarkısı, 1970’de Black Sabbath “Paranoid”ine, Deep Purple’nin “Speed King”ine karşın yine Deep Purple’nin 1972 de çıkardığı “Highway Star”ı olarak kabul edilir.[/b] Her ne kadar “Highway Star” , metal camiasına speed olarak tanıtılsa da şarkı, gitar ve klavye soloları, riffleri ile 70’lerin progresif rock’ından hatta klasik müzikten bile esinlenildiği belli oluyordu...
Daha sonra, Helloween’in “Walls of Jericho” (1985), Motörhead’in live albümü “No Sleep 'til Hammersmith”(1981), Judas Priest’in live albümü “Priest in the East”(1979) gibi speed-metal performansları en sonunda ilk thrash metal kaydı olan “Tyrant”ı doğurdu.
Speed metal günümüzde hala varlığını sürdürebilen türlerden olsa bile artık yeterli yaratıcılığı barındırmamakta.. “Painkiller” ın 1990’da ortaya koyduğu standarta erişebilen hatta yaklaşabilen grup henüz ortaya çıkmadı. Alman "Gamma Ray" ile "Primal Fear" son dönemde türün en önemli grupları konumundalar. Tabi Judas Priest ve Motörhead enselerinde dolaşırken ne kadar iyi olabilirler? belirsiz...
Hardcore ve metal, birbirine zıt giderken yepyeni bir tür, punk’ın şarkı söyleme stili ve müzikal özelliğiyle, metal rifflerinin ve kültürünün birleşimiyle ortaya çıktı. Genellikle bir dakikanın altında süren muhalif şarkılar dinleyiciyi riff’lerle sersemletiyordu...Vokaller neredeyse tellal ya da çığırtkanlar gibi yüksek sesli ve şiddetli bağırıyordu. Müzik genelde düşük kalitede olsa da, hızlı ve aniden durulup coşan gitar tekniği alışılmışın oldukça dışındaydı. Tüm bunların yanında açılan bu yeni bulvar sayesinde artık siyaset de ebedi olarak metale girmiş bulunuyordu. Bu yeni türün adı thrash metaldi...
Thrash metalin kökeni 1970’lerin sonuna ve 1980’lerin başına, bazı metal gruplarının, hardcore punk’ın aşırı hızını, klasik metal melodilerine eklemesine dayanır. İki grupsa bu yeni formu belirginleştirme şerefine nail olmuştur: Venom ve tabiki Motörhead.
Tüm bunların ötesinde, thrash metal kategorize etmesi güç bir şey de kanıtlamıştı. Bazı metal fanları ve müziyenleri, oluşan bu yeni türü değişmez sabit bir konsepte oturtmaya çalışsalar da diğerleri bu kısıtlamaya karşı çıkıp böyle bir sınıflandırmayı gereksiz buldular. Çünkü iki farklı metal türü arasında geçişler olması genel bir durumdu. Hatta metal olmayan türlerin bile metal müziğe etkisi oluyordu..
Bazıları 1981 senesini thrash metal için dönüm noktası olarak görse de çoğu insan için hikaye çok daha eskiye dayanıyordu. Black Sabbath’ın “Symptom of the Universe”inde (1975) muhtemelen ilk thrash riff’i bulunuyordu. Hatta “Into the Void” ve “Children of the Grave”den (ikisi de 1971) bile bahsetmek mümkündü. Speed metalin öncü grubu Judas Priest’in 1978 yılındaki “Stained Class” çalışmasında da thrash metal izleri vardı. Grubun bateristi Les Blink’in tempolu ritminin aykırı bir gitar sounduyla birleştiği Tyrant’ın canlı versiyonu da stüdyo kaydına göre thrash metale hayli yakındı.
Motörhead’in Overkill’i (1979) New York’lu bir gruba isim olmuştu ve o grup 1981’de ilk thrash metal şarkısı olarak görülen eseri yapmıştı: “Unleash the Beast Within”. Çok geçmeden San Francisco’lu Leather Charm grubu da “Hit the Lights”ı hazırladı. Ama grup dağıldığı için bu şarkı yapılmadı. Grubun bestecisinin bir sonraki grubu Metallica’ydı, böylece Metallica[b] bu şarkıyı hayata geçirdi. [b]Metal Church grubuysa 1980 ve 81’de Metallica’nın ve Overkill’in ilk zamanlarında yaptığı müziğe benzeyen bir iki çalışmayı çoktan kaydetmişti..
İlk thrash demosuysa, yine Metal Church grubunun Red Skies (1981) demosu olabilir. Thrash, speed ve power metali birleştiren bu enstrümantal demo, grubun Ekim 1982’de çıkardığı yeni demosu Four Hymns”in gölgesinde kaldı, unutuldu gitti. Yani Metal Church kronolojik olarak ilk thrash demo çıkaran grup oldu. Metallica ise ikinci geldi. (Nisan 1982’de “Power Metal”, Temmuz 1982’de “No Life ‘til Leather” demoları) Bir kaç ay sonraysa (Kasım 1982) Avrupa’lı Artillery grubu bir demo doldurdu. “We are the Dead” isimli bu demo daha çok Black Sabbath’ın müziğine odaklıydı. Metallica kadar hızlı olmasa da riff’ler birbirine çok yakındı ve demo sonuç olarak bir thrash demosuydu.
Thrash metal, Overkill’in ikinci demoları “Feel the Fire”ı çıkarması ve Slayer’ın (“Chemical Warfare” şarkısını içeren) “Haunting the Chapel” EP’siyle 1984’de hız almaya başladı. Bu çalışmalar thrash metal türüne daha karanlık ve baskın bir ses özelliği kazandırdı. Bir sene sonra Artillery’nin “We are the Death“ albümü de türün hızlanmasına katkıda bulundu. Dave Mustaine’in Megadeth’ini de unutmamak gerek: Megadeth, Judas Priest’in speed metaliyle, thrash riff’lerini birleştiren müziğiyle (özellikle “Rust in Peace”-1990 ile) çorbadaki tuz miktarında önemli bir paya sahip oldu.
1986 yılı tür için gayet verimli bir yıl oldu. Dark Angel’ın “Darkness Descends” albümü gelmiş geçmiş en sağlam ve hızlı thrash albümlerden biri olarak görüldü. “Reign in Blood” (Slayer) bir klasik olarak kabul edildi. Alman grubu Kreator, “Pleasure to Kill” ile türe yeni standartlar getirdiği gibi death metal üzerinde de hayli etkili oldu. Megadeth hayli teknik bir albüm olan “Peace Sells”i çıkardı. Metallica’nın “Master of Puppets” albümü ise thrash müziği çok daha ilerilere taşıdı, türün adeta sınırlarını aştı.
80’lerin sonuna yaklaşılırken thrash metal son sürat hızına devam ediyordu. Bu senelerde tür pek çok alt dala ayrılmaya başladı, Death ve Possessed gibi pek çok grubu da etkiledi. Possessed ilk death metal gruplarındandı ve thrash metalden etkilenip belki de ilk death-thrash klasiği “Seven Churches” albümünü çıkardı. Bazı gruplar da Megadeth’in ilk dönemlerinde yaptığı gibi speed ve thrash metali birleştirdi. Helstar, Heathen ve Testament gibi gruplar da parlayan gitarlarıyla tanındı.
Neredeyse çeyrek asırı geçen tarihiyle thrash, metal türünün en köklü türleri arasındadır ve en çok tanınan, tüm dünyayı sarsan çoğu efsane metal grubunun da bahşettiği müzik türüdür. Metallica gibi.. Megadeth gibi.. Slayer gibi.. Testament gibi.. Anthrax gibi...
7" : Müzikteki 7 notadan esinlenerek isim verilmiş, genellikle 2-3 şarkı içeren plaklara verilen isim..(10" çeşidide vardır)
12" : Rivayetlerden, 12 havariden yada 12 telli gitardan esinlenerek isim verilmiş ve genellikle 4-5 şarkı içeren plağa verilen isim..
666 : İncilde geçtiğine göre, satanik yaratıkların yeryüzüne geldiğinde insanların sağ ellerine yada alınlarına yazdıkları rakamlardır. Bu rakamlara "Hayvanın (keçi, yani şeytan'ın) rakamları" yada "Hayvanın işareti" denir. Bu rakam direkt olarak şeytan ve anti-hristiyanlarla bağdaştırılır..
AC/DC : Ünlü grubun isminin nerden geldiğine dair pek çok yorum vardır, bunlardan en komiği "Anti-christ, Devil's children" yani "Anti-Hristiyan, Şeytanın Çocukları" dır..İsmin orjinali ise M.Young'un kızkardeşi Margaret'in, elektrik süpürgesinin arkasında gördüğü yazıdır.Bilindiği gibi ac/dc elektrikte doğru akımı ifade eder.
Air Drums : Genelde müzik çalarken gaza gelen insanların olmayan bateriye, ellerindeki olmayan bagetleri ile vurarak bateri çaldıklarını hayal edip, müziğe kendince ritm tutma halini ifade eden terim... Air Keyboard: Air Drums durumunun klavye versiyonu.. Anathema: Bir kişiyi bir gruptan, bir ortamdan ayırmak, soyutlamak için yapılan büyünün adıdır.(Aforoz etmek anlamındada kullanılır) Burzum : Hristiyanların karanlığı, Paganizmin ışığı demektir.Bu kelime Yüzüklerin Efendisi serisinden türetilmiştir (Burzumishi)
Charon : Yunan mitolojisinde, ölüleri Styx nehrinden yeraltına taşıyan botu kullanan kişidir. Ayrıca Dante's Inferno eserinde günahkar ruhları Acheron nehrinde taşıyan botu kullanan kişi olarakta geçer. Children Of Bodom : 1960 yılında, Güney Finlandiya'da Bodom gölü yakınlarında bir seri-katil tarafından 4 küçük çocuk öldürüldü. Ve Katil 2004 yılının başlarında bir raslantı sonucu yakalandı. Çocukları göl kıyısına taşıyan otobüs şöförüydü. Finlandiya'lı melodik death metal grubu "Children Of Bodom" bu olaydan esinlenerek gruplarına bu ismi seçmişlerdir. Cutter : Dinledikleri müzikten etkilenerek, vücutlarını kesen, çizen insanlara verilen isim...Bizdeki müslüm baba ve jiletçi dinleyen tayfasının metal modeli..Façacı.. Compilation (Albüm) : Çeşitli grupların/sanatçıların şarkılarının bulunduğu toplama albüm. Derleme..(Bir grubun kendi compilation albümüde olabilmektedir) Cover : Genellikle, bilinen ve başarılı şarkıların, diğer gruplar/sanatçılar tarafından
yeniden yorumlanması..
Dimmu Borgir : Üzerinde, Sisli Kalenin bulunuğu İzlandada bir dağın adıdır.
Distortion : Gitarlarda ses dalgalarının metalikleştirilmesi sonucu ortaya çıkan yeni ses.
EP : Extended Play : Singledan daha uzun veya birden fazla şarkının, piyasaya tek tarafı(kaset,cd vb.) dolduracak şekilde sürülmesi..Genellikle 4-5 şarkıdan oluşurlar..
Gain : Amplifikator devrelerdeki kuvvetlendirme oranı.. Desibel cinsinden ölçülür, kabaca giriş sinyalinin çıkış sinyaline ölçüsünü verir.. Goth: 70'lerin sonu, 80'lerin başında punktan etkilenerek doğan bir alt kültür ve 18. ve 19. yüzyıllarda grotesk, gizemli ve ıssız anlamlarında kullanılmış olan bir kelimedir. Grim: Ölüm habercisi olarak bilinen dev siyah köpeğin adı. İnanışa göre biri onu gördükten kısa bir sonra ölürmüş.. Harmonic: Gitarda, sesin-notanın bir oktav üstünü çıkartabilmek için kullanılan tekniğin adı. Artificial Harmonic : Harmonic tekniğinin tüm gitar perdelerinden yapılabilmesidir.Yaygın kullanım "Pantera" grubunda görülebilir..
Iron Maiden : Ortaçağda kullanılan bir işkence aleti. Bunu bir çivili tabuta benzetebiliriz.Kişi içine yatırılır ve içe doğru çivileri olan kapak üstüne kapatılır, gerisi hayal gücünüze kalmış...
Kalmah : Karelian lehçesinde (Fince ve Rusça karması eski bir dil) "ölümüne", "mezara kadar" manasına gelen kelime..
Kvlt : Metal grupları arasında, çok nadir olarak ortaya çıkan, sanat şahaseri olarak adlandırılan albümlere verilen ad.Başyapıt... Marduk : Sümerlerde fırtına ve yağmur tanrısı.. Megadeth : Bir nükleer patlamada ölebilecek milyonlarca insanı tanımlayan bir terim..
Metal Sign: Bildiğimiz parmaklarla yapılan metal işareti, işaret ve yüzük parmağının açık orta, yüzük ve baş parmakların kapalı olduğu işaret.Internetteki simgesi \m/ şeklinde gösterilir. Metal ortamına bu işareti Ronnie James Dio kazandırmış ve buna "Kötülüğün Gözü" adını vermiştir.
Metaller : Heavy Metal fanlarına verilen isim.(metalhead, headbanger)
Metallica : İsim, Lars Ulrich tarafından, Ron Quintana'dan çalınmıştır.Ron, Metallica adında bir heavy-metal dergisi çıkarmak istiyordu. Ama Lars Ulrich bunun iyi bir isim olmayacağı konusunda Ron'u ikna edip kendi gruplarına isim olarak koymuştur...
Mosh : Müziği, şarkıyı dinleyenlerin aşka gelip birbirlerini ittirme-kaktırma eylemi.Pogo olarakta bilinir..
Moshpit : Genellikle death-metal, trash metal gruplarının konserlerinde sahnenin önünde seyircilerin azıp mosh yapması için bırakılan boş alan.
N.W.O.B.H.M. : New Wave of British Heavy Metal'in kısaltması olan bu terim, yeni stil ingiliz heavy metal müziği olarak adlandırılabilir. Önde gelen grupları ise Samson, Iron Maiden, Def Leppard, Angelwitch, Raven, Venom, Jaguar, Tygers of Pan Tang, Sweet Savage gibi gruplardır..
Necro: Tamamıyla, vahşi ve sert anlamına gelen ve Black metal müziğin bir alt dalı olarak kullanılan terimdir.Kimi zaman "Necro Metal" kimi zaman "Necro Black Metal " olarak kullanılır...
Overdrive: Overdrive denen şey pek çok amfide bir efektten çok "overgain" den ibarettir. Bu yüzdendir ki(özellikle peavey amfilerde çok kullanılıyor) amfinin "overdrive channel"ında iki adet gain potansı bulunur. Bunlardan biri ses görevi görürken diğeri ise overdrive'ın ne kadar overdrive olduğunu belirler.İlkini açtıkça ikinciye gelen sinyal seviyesi yükseleceğinden gain az olur, bu da daha yumuşak bir ton anlamına gelir. Bu yüzden amfi alımlarında (tabii burda kastım yeni başlayanların aldığı 50 watt altı amfiler) eğer yüksek seslerde temiz ses yakalamak istiyorsa, overdrive yerine distortion özelliği olan amfiler tercih edilmelidir..
Picking : Gitarda, birbirini takip eden notaların çalınması sırasında, her nota için tele tekrar vurma işlemine verilen isimdir..
Poser: Metal müziği, gösteriş yapmak için dinleyen insanlara verilen isim..
Pogo : (Bkz: Mosh)
Riff : Kısa, tekrar eden nota grubu.Motif.
Shred: Oldukça hızlı, saniye içinde pek çok nota basılan, keskin, sert metal solosudur. (tremolo picking).
Sign of Baphomet: Yıldızı sola doğru 30 derece dönmüş pentagram sembolünün ortasına bir siyah keçi başının eklenmesi ile oluşan sembolün adı. Ayrıca "Black Goat" (Siyah/Kara Keçi), "Devils Goat" (Şeytanın Keçisi), "Goat Of Mender"(Mender Keçisi) ve "Judas Goat" olarakta bilinir. İlk olarak Templar şövalyeleri tarafından satanizm kilisenin dışladığı pagan ikonlarını bünyesinde toplaması ile varolmuş bir harekettir. Templar şövalyeleri zaten anti-kilise-otoritesi insanlar oldukları için pagan kültünü benimsemekten çekinmemişlerdir.
Pentagram yıldızının 5 kenarı yeraltı dünyasının 5 nehrini sembolize eder. Acheron (keder nehri), Cocytus, Lethe (unutulmuşların nehri), Phlegethon (ateş nehri) ve Styx (ölü ruhların taşındığı nehir)
Single : Yeni çıkan bir albümün, tek bir parçasının, yada her bir parçasınında albüm gibi piyasaya sürülmesine verilen isim..
Solo : Bir müzik eserinde, bir enstrümanın belirgin bir şekilde önplana çıkarak icra ettiği kısım..(gitar solo, bateri, solo, bas solo vb..)
Split (Albüm) : Ekonomik sıkıntı yüzünden, iki grubun bir araya gelip cd, kaset yada plağın, yarısının bir gruba, diğer yarısının diğer gruba ayrılarak piyasaya sürülen albüm..İki grubun E.P'sinin tek albümde satılması gibi diyebiliriz...
Stage Dive : Seyircilerin sahneden aşağıdaki seyirci grubunun üzerine atlama, dalma hareketi olarak tanımlamabilir (sahne dalışı). Kafa göz yarmak için ideal bir denemedir.Üzerine atlanılan kitle kesinlikle sizden daha az çılgın değildir..
Surge : Müzikte ses ve tonun aniden yükselişi, tırmanışıdır.
Sweep Picking : Her telde çalınacak tek nota olması suretiyle (birden fazla nota varsa "genellikle" hammer on veya pull off ile çalınır ikinci nota) penayı hep aynı yönde bir süpürge gibi hareket ettirerek bu notaların hızlı ve akıcı bir biçimde çalınmasını sağlayan teknik. Genelde bu yöntemle arpejler çalınır..
Templar : Genel anlamı. 1118'de kurulan Templar şövalyelerinin ön ismidir . Heavy Metalde ise gerçek ve ciddi metal dinleyicileri için kullanılır. Genelde Hammerfall grubu fanları için Templar ismi kullanılır..
Tiamat : Sümer mitolojisinde yıkım ve kaos tanrıçasıdır. Bir ejderha olarak tanımlanır.
Tribute (Albüm) : Genellikle, dağılmış bir grup yada ölmüş bir sanatçının ardından veya saygı duyulan bir gruba/sanatçıya, içine o grubun/sanatçının eserlerinin coverları konarak piyasaya sürülen albümdür..Tribute albümde, tek bir grubun/sanatçının coverları olabileceği gibi, bir çok grubun/sanatçının coverlarıda olabilir...Anma albümü, "Ustaya Saygı" anlamı taşır..
U.S.B.M : United States Black Metal manasına gelir.Önde gelen grupları Von, Demoncy, Absu, Xasthur, Krieg, ve Judas Iscariot'tır.
Upright Pentacle (Pentagram) : Upright pentacles veya pentagram pek çok dinde, kültürde sembol olarak kullanılmıştır..Eskiçağ Paganizmi, yahudiler, hristiyanlar, büyücüler, medyumlar ve diğerleri ...
5 köşe, beş şövalyesel erdemi sembolize eder... Bunlar : "cömerlik", "nezaket", "namusluluk", "yiğitlik" ve "dindarlık"tır..
Vinyl : Bildiğimiz plak.LP olarakta geçer.
En son chrioptera_in_carpathia tarafından Cum 30.06.2006 16:24 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
eyv... aksam oturup tamamını okuycam bakalım ne kadar ne biliyomusum....bi dier konu cok fazla teknik bişiler yok galiba tam olarak inceleme fırsatı bulamadım ama neyse tamamını okuyum yine yorumlarımı yazarım _________________ <div><em><strong>yunuxs</strong></em></div><br />