-Vay be...
-Evet bunlar dediğim gibi çok büyük starlar. Onlar kabul etseler bile muhtemelen param yetmez getirmeye.
-Yine de onca müzisyenle çalışabiliyorsun, nasıl karşılıyorsun o kadar masrafı?
-Sadece vokalistleri getiriyorum ben. Klavyeleri, bas ve gitarları kendim çalıyorum. Şarkıları kendim yazıyorum, düzenlemeleri ve prodüksiyonu ben yapıyorum. Albümden elde ettiğim geliri de vokalistlere veriyorum.
-Sırf bu işten para kazanmak için seninle temasa geçenler olmuyor mu peki?
-Oluyor tabii ama benimle sadece para kazanmak için çalışmak isteyenlerle çalışmıyorum. Her şeyden önce müziğime inanması gerek, yoksa ortaya çıkan eser samimi olmaz. Dio, David Gilmour ve Alice Cooper sadece para için kabul etseler onları kabul ederim tabii. (gülüyor)
-O kadar çok seviyorsun yani?
-Heavy Metal'de 'idol' tabiri varsa Alice Cooper benim idolümdür. Yeter ki benimle çalışmayı kabul etsin, sebebi sırf para olsa bile.
-Peki seninle sadece para için çalışmak isteyen vokalistler olduğunu hiç anladın mı? Bu durumda adamlara "senden vazgeçtim" demek zor olmuyor mu?
-Bir kere ben bu vokalistlerle anlaşmadan önce her biriyle en az 2 yıl konuşuyorum email ve telefon yoluyla. Hemen duyup sesini beğendiğim vokalistleri davet etmiyorum stüdyoma. Eğer çok büyük bir vokalist değilse tabi. Örneğin sadece para için benimle çalışmak isteyen biri vardı. Black Sabbath'ın üçüncü vokalisti Tony Martin. Ne zaman telefonda konuşsak, Tony lafı paraya getiriyordu. İlk başlarda bunu onun Sabbath vokalisti olmasına bağladım ama zamanla benim müziğimi hiç önemsemediğini hissettim ve kendisine teşekkür ettim. Yoksa bu albümde vokal yapacaktı.
-Çok ilginç. Bu kadar açık sözlü olduğunu bilmiyordum. Bu röportajları okuyan birilerinin bunu Tony Martin'e iletmesinden çekinmiyor musun?
-Hiç çekinmiyorum. Ben bugüne kadar röportaj yoluyla kimseyle tartışmadım ama bu Tony Martin olayı gerçektir. Tony inanılmaz bir vokalist ama bir Dio veya Davil Gilmour da değil. Aynı şeyi Fish de yaptı bana.
-Nasıl yani? Electric Castle'da Fish'in performansı çok iyiydi.
-Performansında problem yoktu. Zaten olsaydı onunla sırf Marillion vokalisti diye çalışmazdım. Sorun şuydu, Fish proje tamamlandıktan 2 yıl kadar sonra bir röportajında Ayreon'la ilgili bir soruya "o albümün çok saçma bir konsepti vardı, sözleri berbattı ama yapılan teklif iyi olduğu için kabul ettim" demiş. Röportajı bana hayranlarım iletti. Ben de kendisini arayıp "Seninle çalıştığım için çok üzgünüm, madem konsepti beğenmemiştin neden sırf para için albümümde vokal yaptın? Zaten sana başka projeler için teklif gelir" dedim. O da o röportajda söyledikleri için üzgün olduğunu, benimle de albümdeki müzik çok iyi olduğu için çalıştığını anlattı.
-Bunu duyduğuma çok üzüldüm. Fish'i çok severim ben ama demek ki para herkese böyle şeyler yaptırabiliyormuş. Bu açıklaması seni tatmin etti mi? Bir daha beraber çalışmazsın herhalde Fish'le?
-Bir daha beraber çalışmamız mümkün değil. Ben başka projelerde yer alırken şimdiye kadar hiç para kabul etmedim. Ne Oliver Wakeman'in solo albümü için, ne Lana Lane ne de Nightingale'deki katkılarım için para talep etmedim. Ben kendi adıma bu tür işler için para talep edilmesine karşıyım ama sonuçta büyük grupların büyük vokalistlerini kendi projene çağırdığında onların turnelerinden, albümlerinden, hatta özel hayatlarından zamanlarını alıyorsun. O yüzden karşılayabildiğim ölçüde para veriyorum. Örneğin Russel Allen'la çalışırken yaptığı vokal performansı 25 yıllık müzik kariyerimde gözlerime yaş getirdi. O zaman Russel'a para verdiğim için hiç üzülmüyorum. Bir çok müzisyen benim para kabul etmememe çok şaşırıyor çünkü bu bizlerin geçinmek için tek şansı.
-Üstelik Ayreon konser veren bir grup da değil. O kadar vokalisti bir araya getirip turlamak mümkün değil çünkü. Yani sen bir albüm çıkmadan bütün paranı garantisi olmayan bir işe yatırıyorsun. Eğer albüm satmazsa büyük bir yıkım olur. Bu açıdan yaptığı işin takdir edilmesi gerek.
-Bu hep böyle oldu. İlk Ayreon albümü The Final Experiment'i yaparken düşüncem buydu. Yıllarca Bodine ve Vengeance'la turlamış ve hep kaybetmiştim. İlk Ayreon'u yaparken "gene bir getirisi olmayan bir iş olacak ama aynı zamanda bir ilki gerçekleştirip tamamlayacağım müzik hayatımı" demiştim ve ilk kez bir beklentim olmayan proje bana yeni bir kapı açtı.
-Ayreon'un bu kadar özgün ve yenilikçi olması burdan geliyor demek.
-Ben rock opera konseptinin 70'lerde kalmasını bir türlü anlayamıyordum. En büyük gruplar bile bunu denemediler. Mindcrime gibi bir projede bile denenmedi bu çoklu vokal konsepti. İnsanlar tutmayacağından çekiniyorlardı belki ama TFE aynı zamanda power metal alanında bunun başlangıç noktası oldu.
-Vazgeçilen vokalistler konusu cidden çok ilginç. Buna benzer anlatabileceğin başka bir şey var mı? Örneğin albümdeki 'Best Friend' rolü için birçok vokalist denediğin ve sonuçta hiçbiri olmayınca kendin yapmaya karar verdin vokalleri.
-'Best Friend' rolü için 4 vokalist adayım vardı. Bunların 3'ü stüdyoma geldi ama istediğim sonucu elde edemediğim için kendilerine teşekkür ettim. Kim olduklarını sorma, söylemeyeceğim. (gülüyor).
-Merak ettim ama. Büyük isimler miydi peki?
-Evet, hepsi en az Tony Martin kadar büyük isimlerdi. Onları açıklamak istemiyorum çünkü etik olarak onları yetersizmiş gibi göstermek doğru olmaz. Sonuçta hepsi çok kabul görmüş isimler ama stüdyoda konseptin gerektirdiği rollerin içine giremediler. Tony Martin ve Fish'i açıkladım çünkü onlar bana yalan söylediler. İlgilenmedikleri işe sırf maddiyat için ''Evet'' dediler.
-4. vokal adayı kimdi? Yoksa o da mı gizli kalmalı?
-Hayır. 4. aday, Glen Hughes'tu ama Glen kayıtlardan önce sadece 3 gün zamanı olduğunu ve kayıtları bu süre içinde bitirmek zorunda olduğumuzu söyledi. Ben hayatımda hiçbir işimi aceleye getirmedim. Dickinson ve Labrie gibi 1 günde tamamladığım kayıtlar olduğu gibi haftalarca çalıştığım vokalistlerim de oldu. Belki Glen de ilk günde işini bitirip gidecekti ama bunu kesin olarak bilemezdik. Sonuçta kayıtlardan sonra Glen'i arayıp seni albümde kullanmaktan vazgeçtim demek hoş olmayacaktı. O yüzden onu da gelecek bir projeye sakladım ve vokalleri kendim yaptım.
-İyi bir sesin varmış. Özellikle duygu yönüyle dinleyiciye çok iyi geçirebiliyorsun ama sonuçta bir vokalist değilsin. Onca sağlam vokaliste şarkılarını nasıl söylemeleri gerektiğini anlatmak bazen zor olmuyor mu?
-Ben iyi bir gitarist değilim. İyi bir basçı değilim. İyi bir klavyeci de değilim...
-Ne demeye çalıştığını biliyorum. Sen mükemmel bir bestecisin. Bir müzisyen olarak en güçlü yanın bu.
-Aslında çok iyi bir besteci olduğumu da düşünmüyorum ama evet iyi şarkılar yapabiliyorum ve en azından başkalarına muhtaç olmadan her enstrümanı kendimce çalabiliyorum. Ama benim asıl başarılı olduğum nokta, bir vokalistle stüdyoda yan yana dururken onun benim rehberliğime ihtiyacı olup olmadığını hissedebilmem. Bazı vokalistler vardır, gelirler ve kayıtlarını tek söyleyişte tamamlayıp giderler. Bruce'la Flight'taki o şarkıyı sadece 3 kere çalıştık ve Bruce olayı bitirdi. Onun kadar profesyonel bir vokalist daha görmemiştim. Ona müdahale etmeme gerek kalmadı. Ama bazı vokalistler işe başlamadan bana bakıyorlar ve bakışlarıyla onlara gitmeleri gereken yola ışık tutmamı istiyorlar. Bu bir hissetme meselesi. Ben sadece onlara rehber oluyorum, neyi nasıl söyleyeceklerini dikte etmiyorum. Kafamdaki duyguyu anlattığımda zaten kendileri nasıl bir şey istediğimi anlıyorlar. Bir vokaliste dikte etmek onların kendilerine olan güvenini sarsabilir ve ortaya da güzel bir iş çıkmaz.
-Peki bu albümde çalışmayıp da ilerleyen günlerde beraber çalışmak istediğin başka vokallere gelelim. Evergrey'den Tom Englund sıkça adı geçen benzersiz biri örneğin.
-Tom süperdir. Yeni albümlerini dinledim ve kendisine mail atıp "çok güzel bir iş çıkarmışsınız" dedim. O da aynı gün cevap verdi ve benden bunu duyduğuna çok mutlu olduğunu söyledi. Tom aslında The Inner Circle'ın prodüksiyonunu yapmamı istiyordu ama ben çok ben-merkezci olduğum için kabul etmedim. (gülüyor)
-Sen mi ben-merkezcisin? Prog aleminde en saygı duyulan adamlardan birisin sen. Bunu seninle çalışan ve sadece müziğini bilenlerin %98'i söylüyor. Dan Swanö, bir keresinde kendisini Mikael Akerfeldt'le kıyaslayanlara "kapayın çenenizi, Arjen ikimizin toplamından daha iyi bir sanatçı" demişti...
-(gülüyor) Hem Dan hem de Mikael öyle yetenekli müzisyenler ki. Ben-merkezci derken, yaptığım müziğin özelliğine ve özel kalmasına önem veriyorum. Eğer bir gün başka bir grubun prodüksiyonunu yaparsam Ayreon bundan zarar görür. Üstelik Evergrey zaten çok kişilikli bir grup. Onların ihtiyacı olan ben değilim, onların ihtiyacı olan tek şey kendileri gibi olmaya devam etmeleri.
-Ama Tom Englund'u bir Ayreon albümünde görebiliriz herhalde?
-Tabi, bana mail attığı zaman ne zaman istersem benimle çalışmak istediğini söyledi. İsveç inanılmaz bir ülke. Orijinallik orada var. Opeth, Pain of Salvation, Nightingale ve Evergrey... hepsi inanılmaz.
-Mikael Akerfeldt'le de çalıştın bu albümde. Nasıl bir deneyimdi, anlatır mısın?
-Bugüne kadar 70'lerde çıkan ve 500 basımdan ibaret plakları toplayan tek kişinin ben olduğumu sanırdım. Evimde binlerce plak var 70'lerden. Yeni albüm için vokalist ararken hepsine Ayreon'dan birkaç CD gönderdim dinleyip projeye tanısınlar diye. Mikael'e de aynısını yapacaktım ki, "bana CD'lerini göndermene gerek yok, bende bütün Ayreon'lar var" dedi. O zaman bir müzisyen olarak daha çok heyecan duyuyorsun. Aynı şey James Labrie'de de oldu. Kendisi bana mail atıp benimle çalışmak istediğini söylediği zaman "Dream Theater'ın vokalisti bana mail attı, inanamıyorum" diyorsun. Mikael buraya geldiği zaman yanında ufak bir bavul vardı. Bana dedi ki, "ben de senin gibi bir 70'ler fanatiğiyim ve sana sende olmadığını umduğum birkaç plak getirdim". Plaklara bakınca hayatımda ilk defa koleksiyonu beni aşan bir 70'ler fanatiği gördüm. Şimdi Opeth'in neden bu kadar olağanüstü bir grup olduğunu daha iyi anlıyorum. Beslendikleri öğeler o kadar zengin ve o kadar fazla ki, Mikael şu anda tanıdığım en büyük arşivcilerden biri. Vokal kayıtlarından hemen sonra bütün gece müzik konuştuk, birbirimize albümler dinlettik. Daha önce sadece benim tanıdığımı sandığım grupları onun da bilmesi çok keyifliydi.
-Ama Opeth'in de prodüktörü Steven Wilson. Yani bariz bir Porcupine Tree etkisi var son 3 albümlerinde?
-Ben de bunu söylüyorum işte. Bu Steven Wilson ve Porcupine Tree için çok iyi ama Opeth için değil. Eski Opeth albümlerini dinlediğimde Dan Swanö'lü albümlerin derinliği çok farklı geliyor bana. Burdan Porcupine Tree aleyhine konuştuğum anlaşılmasın. Çünkü Porcupine Tree son 10 yılın en iyi prog grubu. Bunu fazla düşünmeden söylerim. Kesinlikle onlar kadar yenilikçe ve zamanın ötesinde bir grup çıkmadı ama Opeth'in kendi başına yapabileceği albümler de en az Wilson'lu albümler kadar iyi olacaktır çünkü Mikael'de bu potansiyel var. Yine de Damnation albümü Wilson'la Mikael'in ortak çalışmasıyla ancak bu kadar güzel olabilirdi. Dinledikçe içine daha çok girdiğim bir başyapıt Damnation.
-Peki Labrie?
-James için söylenecek tek kelime: profesyonel. Şimdi neden Dream Theater'in vokalisti olduğunu daha iyi anlıyorum. Birçok vokalistin aksine havaalanına onu karşılamaya gittiğimde binlerce mil öteden gelen biri gibi değildi. Çok güleryüzlü, alçak gönüllü ve enerjikti. Eve geldikten sonra kendisinin isterse hotele çekilip dinlenebileceğini söyledim ama o izin verirsem kısa bir koşuya çıkmak istediğini söyledi. Saat akşam 7'ye geliyordu ve benim evim de şehir dışında bir çiflikte olduğu için durumu kendisine anlatıp dikkatli olmasını söyledim. James her vokal kaydından önce mutlaka böyle bir koşuya çıkarmış. Saat akşam 10 oldu ve hala ortalıkta görünmüyordu. Bunun üzerine jeepime atlayıp eşimle beraber çiftliğin çevresinde James'i aramaya çıktık. Kendisini bulduğumuzda yolu kaybettiğini ve teri kurumasın diye koşmaya devam ettiğini söyledi. Çok güldük. Eve geldiğimizde saat gecenin 11'iydi ama James kendisini hiç yorgun hissetmediğini ve mutlaka birkaç kayıt yapmak istediğini söyledi. Bütün gece boyunca değişik vokaller üzerinde çalıştık. Onun en iyi tarafı sesine istediğiniz yorumu katabilmeniz. Çok esnek bir vokal tekniği var. Dream Theater'in aksine kendisinden müthiş çığlıklar elde ettim Human Equation'da.
-Labrie bu albümde gerçekten inanılmaz. Dream Theater hakkında ne düşünüyorsun?
-Onlar çok iyi bir grup. Birçok kişinin aksine ben en çok Scenes From A Memory albümlerini seviyorum çünkü kafamdaki prog müziğiyle en iyi örtüşen albümleri o. Bunun dışında zaman zaman teknik açıdan fazla ileriye gittikleri de oluyor ama kesinlikle progressive metalin en önemli gruplarından biri bence DT. Moore'lu albümleri de çok seviyorum. Özellikle Chroma Key albümlerinin ikisi de harika.
-Hiç Jorn Lande ismi geçmedi mi aklından? Bence o da Ayreon gibi efsane vokallerin arasında olmayı hak eden bir ses.
-Net konuşayım. Jorn Lande bence şu anda dünyanın en iyi vokalisti. Daha önemlisi, daha büyüğü veya etkilisi olabilir ama o en iyisi. Jorn listemin en tepesindeydi. Kendisiyle tanışma imkanım da oldu. Masterplan'den Roland'a "eğer Jorn'a teklif *****ürürsem bozulur musun?" diye sorduğumda "hayır, aksine seninle çalışmasından mutlu olurum" dedi. Jorn'la tanıştık ve birçok konu hakkında konuştuk ama nedense o an içimden onu Ayreon'a davet etmek gelmedi. Yani doğru zaman değildi sanki. Bunun ardında yatan neden, Jorn'un Ark'taki başarısıyla beraber onlarca albümde konuk olması da beni bundan soğutmuş olabilir. THE'nin özgün, farklı ve orijinal bir albüm olmasını istiyordum ve açıkçası Jorn'la çalışan 50. adam olmak istemedim. Artık Masterplan'de olduğuna ve diğer projelerden çekildiğine göre ilerki albümlerinde kendisiyle çalışacağım. Coverdale ve Dio'yu aynı potada eritmiş üstüne de agresif vokal tekniğini ekleyerek dünyanın en güzel seslerinden birini yaratmış bir ses. Ark inanılmaz bir gruptu ve nasıl Porcupine Tree son 10 yılın en iyi albümü diyorsam, Ark da bence son 10 yılın en iyi albümlerinden birini yaptı.
-Yani Daniel Gildenlöw ve Jorn Lande'yi göreceğiz Ayreon'da?
-Ayreon mu yoksa başka bir proje mi olur emin değilim ama ikisini de çok istiyorum. En önemli olan şey ikisine de uygun şarkılarımın olması.
-Bayan vokalistlerden Marcela Bovio'yu sana gönderdiği kasetlerden seçmişsin.
-Evet Ambeon'da olduğu gibi yeni bir yetenek keşfine çıktığım zaman sitemde bir ilan verdim ve sesine güvenen bayanlardan profesyonel olsunlar veya olmasınlar kayıtlarını göndermelerini istedim. 200'e yakın kaset geldi ve Marcela'yı seçtim. Onunla ve albümde yaptıklarıyla gurur duyuyorum ve onunla bir gün yine çalışmak istiyorum.
-Röportajın sonuna geldik. Klasik bir sorumuz var, en son hacılattığın albüm ne?
-(gülüyor) Bu hacılatma olayı hep oluyor. En son yeni Rush albümüm gitti. Arabada dinlerken yanımdakilerden biri aldı ama geri getirmedi.
-Sevmiş miydin Vapor Trails'i?
-Pek değil. Klavyeler gidince değişik olmuş. Rush'tan beklediğim köklere dönüş hamlesi o değildi sanırım.
-Peki teşekkürler.
-Ben teşekkür ederim.
Not: Bu röportaj Zor dergisinin 4.sayısında yayımlanmıştır. Burada ilgili yazarın ve dergi editörün izniyle yayımlanmaktadır.
Röportajı yapan : Murat Batmaz |