lacrimosa gönderdi..::
 |
Aslında olayı konser gününden anlatmaya baslarsam sanırım
daha düzenli olacak. Şöyle; 28 Haziran Cumartesi günü Kemanci’da
Rock The Nations Party’e
katilmak için öğleden sonra 16:00 gibi evden çıktım. Çıkış o çıkış.. Olan
biteni tüm ayrıntılarıyla öğrenmek için devamını okuyun. |
Partiye vardığımda saat 21:00 gibiydi. Dj kabininde Doğu Yücel birbirinden gaz
parçaları ardı ardına sıralaya dursun, ben ve arkadaşlarım “Acaba Dio bu gece
partiye gelecek mi?” geyiği çeviriyorduk. İlerleyen saatlerde iki tane Kreator
elemanı Kemancı’ya ayak bastı haberiyle ayağa kalktık. İçerideki yaklaşık 100
kişi, birden elemanların üzerine hücum etti. Adamlarda şaşırdı haliyle. Neyse,
fotoğraflar çekildi, imzalar atıldı, parti bitti derken, gece 03:30 gibi 2nd
Kemancı’dan Alt Kemancı’ya transfer olduk. Yaklaşık yarım saatte orda takılıp,
orayı da kapattıktan sonra Taxim’de geceyi geçirebileceğimiz yer aradık. Çok
geçmeden “Simitçi”de buluverdik kendimizi. Sabaha kadar geyik&dedikodu ikilisinin
gözünü çıkardıktan sonra, sabahın ilk ışıklarıyla kendimizi Taxim sokaklarına
bırakıverdik. Hava aydınlandıkça etrafta siyah tişörtlü, uzun saçlı gençler
fazlalaşıyordu. İzmir tayfası, Ankara tayfası, Eskişehir tayfası derken oldukça
kalabalık bir ekiple konser alanı olan Maslak Venue’nün yollarını arşınlandırdık.
Bilette kapılar 13:00’de açılacak yazılıyordu. Külliyen yalan! Saat 16:30’a doğru yavaş yavaş içeri adam almaya başlamışlardı ki içeriden Almora’nın şarkıları geliyordu. Biz o sırada konser alanının hemen 40 metre ilerisindeki bp’de alkol alıyorduk. Herhalde sound check filan yapıyorlar dedik başta, lakin beş dakika sonra konserin başladığını öğrenir öğrenmez koşa koşa kuyruğun olduğu yere geldik.
Burada araya girip, öznel anlatmaya başlayacağım. Çünkü baktım arkadaşlarla
beraber kuyruğa girersem Kreator sahnedeyken anca girebileceğim. O yüzden
araya kaynama, arkadan ittirme, “pardon müsaade eder misiniz?” taktiklerimle
ön taraftan daldım olaya:) Amma velakin o esnada yaş sınırı olduğunu öğrendim.
Neyseki böyle bir problemim yok ama orada ki yaklaşık 500 kardeşimin yüz
ifadesini gördükten sonra organizasyondan nefret ettim açıkçası. Bu insanların
ne suçu vardı da hiçbir tarafta “18 yaş sınırı vardır” ibaresi koymadan
kapıda bu insanlara posta koyuldu? Arkadan gelen “Aldatıldık, dolandırıldık”
sesleri, son derece haklı bir tepkiydi.
Kuyrukta sıra bana geldiğinde güvenlikçi amca o kadar yavaş davranmaya başladı
ki, deli oldum ve bağırmak zorunda kaldım. Ben bağırdıktan sonra birkaç kişi
daha sesime katılınca paşa paşa çalışmaya başladılar ve içeriye girdim. Yalnız
burada çok komik bir enstantene oldu. Sonuçta gerçekleşen organizasyon bir
metal konseri ve fanlar yanlarında bilekliklerle, kemerlerle geliyorlar.
Girişte koskaca bir “METAL DEDEKTÖRÜ” vardı ve her geçişte dıt dıt yanıyordu:)
Sonunda içeri girdim, koşa koşa sahnenin yanına gittim. O esnada Almora son
şarkısını anons etti ve ardından da sahneyi Antisilence’a devretti. Bildiğiniz
gibi Antisilence bu konser öncesi dağıldığını açıklamıştı ve bu son konserleri
olacaktı. Bu yüzden, süper bir show bekliyordum ve yavaş yavaş arka sıralardan
ortalara doğru geldim. Ama ne yazık ki, eski Anti konserlerine oranla sönük
bir konserdi. Özellikle Erdem oldukça yorgundu. Sanırım organizasyonda olmanın
vermiş olduğu bir yorgunluktu bu. En eğlendiğim parça “Kesme Sesini” oldu.
Antisilence’ın ardından Radical Noise sahne aldı. Özellikle vokalist Kerem
ortamı ateşlendirdi ve yavaş yavaş metal konserlerindeki güzel sahneler
(pogo, headbang, hoplama zıplama aktivitesi:P) görünmeye başladı. Yanlık
duymadıysam
Kerem “Bazen” adlı parçalını İstanbul’da ilk kez çaldıklarını söyledi ve
parçayı Çağlan Tekil’e gönderdiler. O esnada Çağlan iki adım ötemde duruyordu
ve resmen gözleri doldu adamın. Ne yalan söyleyeyim benim de doldu, çünkü
aşırı sevdiğim bir parçadır Bazen. Nakaratta hep bir ağızdan “Hani olur
ya bazen/kaçarsın herşeyden” dizesini söyledik. Finalde de gene yanlış
hatırlamıyorsam
Megalomaniax’ın vokalisyle beraber düet yaptılar. Ardından Rotting Christ
sahneye çıktı. İlk dikkatimi çeken Sakis’in botları ve gitarist arkadaşın
robocop vari sahne kostümü oldu. Takip ettiğim ve hayranı olduğum bir grup
olmadığı için 3. parçadan sonra sıkıldım ve gittim yemek kuyruğuna. Yemek
almak için (Yemek=köfte-ekmek oluyor) fiş almam gerekiyormuş, bu yüzden
yemek kuyruğundan çıkıp fiş kuyruğuna girdim. 15 dakika civarı oyalandıktan
sonra
alana tekrar döndüm. Döndüğümde Sakis üzerini çıkarmış, kollarına, göğsüne
kanı anımsatan kırmızı boyalar dökmüştü. Bu şekilde 3-4 parça daha çalıp
yerlerini Opeth’e bıraktılar. Opeth’de takip ettiğim, çok beğendiğim bir
grup olmadığı için arkalara gittim. Lakin elemanların oldukça kemik bir
izleyici kitlesi vardı. Hatta bir ara Dio için konsere gelenlerden daha
fazla olduğunu
bile düşündüm. Opeth her yeni şarkıya başladığında yanımdaki arkadaşlar
“ne zaman bitecek bu eziyet” diyorlardı. Halbuki vokalistin parçalar arasındaki
speech bölümleri oldukça karizmatik, sahne showları vasatın üzerindeydi.
Ne yazık ki parça sürelerinin uzunluğu bir süre sonra izleyicide baygınlığa
sebep oluyordu.
Sonunda Opeth’de sahneden indi ve Kreator için hazırlıklar başladı. Ben
gene Kreator’la ilgilenmesem de (konsere gidiş amacımın tek sebebi Ronnie
James
Dio’ydu), “Kreator sonra Dio sahne alacak, o zamanda bir daha hiç önlere
geçemem. En iyisi şimdiden ortalara geleyim, yavaş yavaş önlere ilerlerim”
düşüncesiyle hareket ederek orta sıralarda yerimi aldım. Kreator’un kısa
boylu frontmani Mille sahneye çıktığında ortalık birbirine girdi. Ne olduğunu
anlayamadan kendimi 4 sıra öne gitmiş buldum. Fanlar çılgınca pogo+headbang
yapıyordu ve bu kadar iştahlı olan izleyici kitlesi, grubunda gözlerini
güldürüyordu. Yaklaşık 75 dakika kadar sahnede kalan grup son olarak Tormentor’la
beni
bile öldürdü:) Kreator yerini Dio’ya bıraktığında, Dio’nun mikrofonun önünde
(yani ortada) ve sahneye sadece bir sıra uzaklıktaydım. 15- 20 dakikalık
sound checkden sonra ışıklar kapandı ve yılların efsane ismi Dio sahneye
“Killing Th Dragon” eşliğinde fırladı...
Oldukça yaşlı olmasına rağmen (63) sahnede fırtına gibi esen Dio, aynı
zamanda büyük bir alçak gönüllük sergiliyordu;şarkı aralarında bizlerle
olan muhabbetinde.
4. parçanın ortalarında önümdeki 16-17 lik genç (bir çok 18 altı genç
başkalarının kimlikleriyle içeriye girdi) sıkıldı ve yerini bana bıraktı!
Olmuştu, karşımda
Dio ve hemen önünde ben vardım. Ve artık yavaş yavaş eski parçalar çalınıyordu.
(İlk 6-7 parça son albümler olan Killing The Dragon ve Magica’dan dı)
Önce Dream Evil’la, Evil Eyes’la iyice bir kıvama geldik. Ardından gelen
“Holy
Diver” ise resmen orada bulunan 3000 küsur izleyiciyi başka bir diyara
sürekledi. Parça esnasında Dio, kendine uzatılan iki tane Rainbow plağını
imzalayıp
geri
verdi. Benimde elimde çantam, içinde de Holysin’in son sayısı vardı.
Orta sayfada kocaman bir Dio fotoğrafı ve röportajı olduğundan hemen çantamı
açım. Bu esnada
Dio sahneden inip fanların ellerini sıkmaya başladı. Yaklaşık 165 boylarında
45 kilo civarı, 63 yaşında ve binlerce ona dokunmak isteyen fan... İşte
bu cesaret, oraya çıkan hiçbir grubun yapamadığı şeyi, hissettiremediği
“gerçek
rock’n’roll” duygusunu, doruk noktasına kadar damarlarımıza aks ettirdi.
Yanımdaki 45- 50 yaşındaki yaşlı başlı adamlar sevinçten ağlıyorlardı.
Ve ben Dio benim
önüme geldiğinde dergiyi çıkardım ve önce elini sıkıp, dergiyi imzalamasını
rica ettim. Dio “Kalem ver” dedi ingilizce. Kahretsin ki o esnada heyecandan
kalem çıkarmak aklıma gelmemişti ve ne yazık ki bulamadım kalemi hemen.
Ve Dio tekrar sahneye döndü. Ardında da hayatımın parçaları arasında
yer
alan
“The Last In Line”nın notaları dökülmeye başladı. Bütün tüylerim diken
diken oldu ve gözlerim doldu. Akan birkaç damla gözyaşı, düğümlenen boğazıma
engel
olamadı ve bağıra bağıra parçanın slow kısmını söylemeye başladım. Parçanın
kopma noktasında öyle bir çığlık attım ki etrafımda ki herkes bana baktı.
Bir an “Rockstar” filmi aklıma geldi:) Ama ne yazık ki öyle bir sahne
olmadı. Ardından
gelen headbang fırtınası dinmeden çantamı açtım. Ne yapıp edip dergiyi
imzalatmalıydım. Böyle bir fırsat sanırım bir daha gelemezdi. Ve en sonunda
çantanın en ücra
köşesinde kalemi buldum! Şimdi sıra dergiyi Dio’ya göstermekteydi. Çok
zor olmadı, çünkü konserin başından beri bana bakıp mosh yapıyordu. Dergini
orta
sayfasını açıp kalemi de elime alıp “imzala” anlamına gelen işaretler
yapmaya başladım ve bunu gören Dio hemen önümdeki bodyguard amcaya dergiyi
aldırttı.
Şarkının solo kısmında dergiyi imzaladı ve bana geri verdi. Keyfime diyecek
yoktu artık:) Bunun üzerinden çok kısa bir süre sonra bu muhteşem geceyi
birebir anlatan olağanüstü bir çalışma, “RAINBOW IN THE DARK” geldi!
Sanırım yaklaşık
7-8 saat süren bütün bu festival, en ateşli, en çılgın, en neşeli dakikalarını
bu parça boyunca yaşadı. Ben öyle bir zıplamışım ki arkamdaki ufak boylu
kızın kaşını dağıttım. Sonradan fark ettim ve özür diledim:) Ama orada
olamayanlara o anı nasıl tarif edebileceğimi bilemiyorum. Herkes ellerini
açıp, arkadaşlar
birbirlerine sarılıp mosh yaparak bağıra bağıra parçaya eşlik ediyordu.
Dışarıdan izlenilmeye değecek mükemmellikte bir görüntü olmalıymış ki,
Dio’da tüm parça
boyunca zıpladı.
En sonda “We Rock”la hepimizin enerjisi bitti. Ama sahnede yılların kurdu
Dio var. O hala taş gibi ayaktaydı. Hepimize, İstanbul seyircisine
defalarca teşekkür etti. Ona fırlatılan afişleri, Türk bayrağını bir kez
daha açarak
gönüllerimizi fethetti.
Dönüşte servis olabileceğini düşünmüştük. Ama tabii ki yoktu ve bende
gece 04:00 civarı Maltepe’de ki evime ayak basabildim. Göğüs boşluğumda
zedelenme
vardı. Ayaklarım beni taşımıyordu. Kulaklarım çınlıyordu. Ensem müthiş
bir şekilde ağrıyordu. Ama hala suratımda aptal bir mutluluk ifadesi
vardı. Yaklaşık
38 saattir uykusuzdum ama bütün bu eziyetlere deymişti! Ronnie James
Dio gibi yaşayan bir efsaneye sahnede tanıklık etmiş, onun imzasını;benimde
imzam bulunan bir dergiye attırmıştım. Konsere gelmeyenlere (gelemeyen
demiyorum
çünkü, DIO! Rock’n’roll ve türevlerini dinleyen herkesin konserine
gelmesi MECBURİ olan kişilik) sadece teşekkür ediyorum. Çünkü az
ve özdük. Hepsi
bu kadar...
Son olarak 5 üzerinden bir puanlama yaparsam:
Seyirci: 5 (Herkes fanı olduğu grubu destekledi. Yaş ortalaması yüksek
olunca da kalite arttı.)
Organizasyon: 3 (-18 sorunu, sadece bir tane fiş satan yerin bulunması,
bunun sonucunda da metrelerce oluşan kuyruklar, aynı şekilde tek
bir tuvaletin oluşu...)
Gruplar:
Almora:2
Antisilence:2
Radical Noise:4
Rotting Christ:3
Opeth:4
Kreator:5
Dio:5 +1 (Mükemmel sahne performansı ve 63 yaşında böyle bir enerji...)
Alper Yelken
|